23 Haziran 2018, Cumartesi

Üst Menu

Hasta Tutsaklar Ölürken Hapishanesizliği Konuşmak

Hasta Tutsaklar Ölürken Hapishanesizliği Konuşmak

Bugünlerde her sokağın başında rastladığımız suriyeli savaş mağdurları arasında, kendileri için tahsis edilmiş kamplarda bir süre kalmış, oradan çeşitli sebeplerle ayrılmış olanlar var. bu ayrılmaların birkaç sebebi var ve herbirisi ayrı bir araştırma-soruşturmanın konusu olacak kadar vahim: fuhuş çeteleri, insan kaçakçılığı, organ ticareti, vs… mevzumuzla alakalı olan sebep okuyucuya ne kadar inandırıcı gelir bilmiyorum, ama bana bir kamptan ayrılma sebebi olarak yeterli geldi, geliyor: görüştüklerimizin bazıları kampta kendilerini hapiste hissetiklerini söylüyorlar. hapishane gibi çetin koşulları olmasa ve kamptan çıkış imkanları bulunsa dahi etrafı çevrili bir alanda yaşamak zorunda kalmak, insanın hürriyetine düşkün fıtratını rahatsız edip, bir bilinmeze yol almasına sebep olabiliyor…

insan, tabiatı itibariyle hürriyetine düşkün bir varlıktır. herhalde bu düşkünlük fıtratımızda mündemiç olduğundan, ‘hapishane’ bendenize çok korkunç bir kelime olarak görünür. böyle algılandığından olsa gerek hapishane, yani hürriyetten mahrum  bırakma, bir ceza olamayacak kadar ağır gelir.

halihazırdaki hapishane sistemi modernleşme ile birlikte toplumsal hayatın bir parçası olmuştur. hapisahne; modern dünya iktidarlarının “suç” saydıklarının suç kabul edilmesi, bu “suç”lara bulaşanların toplumdan izole edilerek birarada tutulması neticesinde toplumsal kabul görmüş, bir anlamda meşruiyet elde etmiştir. bu “suçlu”ların “suçsuz”lar arasından ayıklanıp yakalanması için hayatımıza “polisler” girmiş ve toplumun “suçlu”lardan geriye kalan kısmının hapishanelere bakarak kendilerine çekidüzen vermesi sağlanarak iktidarın (statükonun) devamı sağlanmıştır. öyle ki bugün hayatımızın her anını kayıt altına alan polis devletlerin de hapishanelerin de meşruiyeti sorgulanmaz hale gelmiş, hapishanesizliği konuşmak dahi mümkünlerin dışında kalmıştır.

türkiye’deki hapishanelerin, hapishanesizliği konuşmaya dahi imkan tanımayan durumu orta yerde duruyorken böyle bir giriş lüks gelebilir. ama böyle bir neticeye varmayı hedef olarak belirlemeden hapishane üzerine yazılıp konuşulanların, sevgili yusuf ekinci’nin tabiriyle “yakıtı insanlar olan” bir sitemi güçlendirmek olacağını düşünüyorum…

cezaevi, hürriyetten yoksun bırakma cezasının infaz edildiği yer iken türkiye’de cezaevi sadece hürriyetten yoksun bırakmakla cezalandırmaz, cezanın infaz sürecinde hemen her gün bir ceza daha yaşatır. yaklaşık 380 cezaevinin bulunduğu türkiye’de bunların toplam kapasitesi yaklaşık 120bin iken 2013 verilerine göre kapasitenin üstünde yaklaşık 20bin mahkum bulunuyor. mahkumlar, modern zaman iktidarlarının belirlediği suçların cezasını çekerken çıplak arama gibi onur kırıcı muamelelerin yanında,  fiziki şartların yetersizliği, dayak, gıda yetersizliği, görüş kısıtlamaları, sürgün ve sağlık hakkından mahrum bırakılma gibi ekstra cezalarla cezalandırılıyorlar.

van’dan istanbul’a cezaevi aracında sürgün edilirken aracın yanması neticesinde yaşamını yitiren beş kişi ile urfa cezavindeki gayrıinsani doluluk ve şartlara isyan edip koğuşu ateşe vermeleri neticesinde yaşamını yitiren on üç mahkum hadisesi cezaevlerinin şartlarını gündeme getirse de kısa sürede maalesef unutuldu… mahkumların sürgün edilmesi cezalarının şiddetini arttırmak olduğu gibi mahkumun ailesine de ceza oluyor. hasta mahpusların tedavi haklarından mahrum bırakılmaları ise cezaevlerindeki ihlallerin hayatî olanı…

türkiye hapishanelerinde tedavisi süreklilik gerektiren 500’den fazla hasta mahpus bulunuyor. bunlardan yaklaşık 160’ının durumu hapishane koşullarında tedavi edilemeyecek derecede ağır. bunlardan birçoğu siyasi davalardan mahpus olduğundan ya tedavilerini dışarıda devam ettirmeye yönelik rapor alamıyorlar yahut rapor alsalar dahi emniyet ve savcılıkların “tahliye edilirlerse örgütün propagandası yapılır” şeklindeki uyarıları sebebiyle bırakılmıyorlar.

hasta tutsakların durumu bütün can yakıcılığı ile ortada ve derhal bir düzenleme yapmayı gerektiriyorken; bütün yetkili makamlarla görüşülmesine rağmen bekletilerek pkk ile yürütülen süreçte pazarlık  konusu edilmiş, süreç ilerlediği halde bugüne kadar hasta mahpuslar için sadra şifa bir düzenleme hayata geçmemiştir. yaklaşık bir senedir çatışmalardan dolayı dağlardan şehirlere cenaze gelmemekte, süreç aksamalara rağmen tarfların kontrolünde devam etmektedir. ancak süreç başladığından bugüne hapishanelerde ağır hasta olan mahkumlar gözlerimizin önünde erimekte ve ölmektedirler.

hasta mahpusların sağlık hakkı herhangi bir süreçte pazarlık konusu edilemeyecek kadar acil ve insanîdir. pkk mensubu olan/olmayan, siyasî/adlî bütün mahpusların tedavilerini normal şartlar altında devam ettirecekleri, insiyatifin tek bir kişi yahut kurumda olmayacağı, bağımsız ve sivil kuruluşların raporlarının da dikkate alınacağı bir düzenleme derhal hayata geçirilmelidir.

bizler, bir yandan siyasi iradenin hapishanelerde tutulan mahpuslara karşı sorumluluğunu yerine getirmesi için çabalarken diğer yandan “yakıtı insan olmayan” bir sistem olarak “hapishanesizliği” mümkün kılacak arayışlara yönelmeliyiz…

not: yazıda andığım sevgili yusuf ekinci’nin yazısını okumanızı öneririm. link: http://bit.ly/1frMHQM

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.