25 Kasım 2017, Cumartesi

Üst Menu

İç Güvenlik Paketi ne Vaad Ediyor?

İç Güvenlik Paketi ne Vaad Ediyor?

İçişleri Bakanlığı'nca hazırlanan “İç Güvenlik Reformu Paketi" olarak adlandırılan "Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu (PVSK) ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı", Bakanlar Kurulu tarafından Meclis’e sevk edildi. Mecliste ve kamuoyunda da tartışılmaya devam ediliyor. Torba kanun şeklinde düzenlenen paket, 21 Kanunda değişiklik öngörüyor, Valilere ve kolluk amirlerine soruşturma ve koruma tedbirleri ile ilgili olarak tartışmalı geniş yetkiler veriyor.

 

Peki, polise geniş yetkiler tanıyan bu tasarı niye yapıldı? Tasarının gerekçesine göre: ‘’Son zamanlarda meydana gelen toplumsal olayların, terör örgütlerinin propagandasına dönüşmesi ve göstericilerin, vatandaşların can ve mal güvenliklerini tehdit etmesi nedeniyle yeni tedbirler alınması ihtiyacı; Polis amirlerinin rütbe terfi sisteminin değiştirilerek kıdem yerine liyakat sistemine geçilmesi gerektiği; Jandarma ile Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın İçişleri Bakanlığı ile ilişkilerinin yeniden düzenlenerek sivil otoritenin ve denetimin güçlendirilmesi; Nüfus hizmetlerine ilişkin iş ve işlemlerin daha sağlıklı yürütülmesi, hız ve kalitenin arttırılması için Nüfus Hizmetleri Kanununda düzenleme yapmaya ihtiyaç duyulması’’ şeklinde ifade edilmiştir.

 

Daha açıkça ifade etmek gerekirse, özellikle polisle ilgili düzenlemeler bakımından amaçlanan Gezi olayları ve daha yakın tarihte 6-7 Ekim olayları gibi “istenmeyen” toplumsal olayları sadece güvenlik açısından ele almak ve kontrol altına almak, polise daha geniş yetkiler vermek, “paralelle yapı ile mücadele” de dahil olmak üzere polis üzerinde tam denetim sağlamaktır. Tasarı bu çerçevede, polisin işlemlerini adli makamlardan (savcılık, mahkeme gibi) uzaklaştırmak ve idari makamların (Valinin) etkisi altına almak olduğu sonucu çıkıyor.

 

"İç Güvenlik Reformu" olarak kamuoyuna sunulan bu kanun tasarısının, vatandaşların hukuki güvenliği için tehdit oluşturacağı tahmin etmek zor değil. Her şeyden önce, tasarıda yer alan ve polise geniş yetkiler veren hususlar reform olamaz. Olsa olsa ricattır, geriye gidiştir.

 

Geriye gidişin nasıl olacağı konusunda elimizde epeyce örnek var. Bunu anlamak için yakın tarihte Terörle Mücadele Kanunu ve PVSK’da yapılan, polisin silah kullanma yetkisini genişleten, toplumsal olaylar ve gösterilerdeki bazı durumları ağır şekilde cezalandıran yasal değişikliklerin sonuçlarına bakmak yeterlidir. Düşünceyi ifade özgürlüğü veya toplantı gösteri yürüyüş hakkı kapsamına giren herhangi bir olayda “terörist” olarak tutuklu yargılanmakla karşılaşabilirsiniz.  Yargı pratiğinde, sırf gösterilere katıldığı için aylarca yıllarca tutuklu kalan, terörist muamelesi gören çok sayıda örnek var.

 

Değişiklik paketi, insan hakları ve özgürlükleri daha kolaylıkla ihlal edilmesini sağlayacak, hukuki bakımından ciddi sorunlar doğuracak, özgürlük-güvenlik dengesinde terazinin dengesini iyice bozacak görünmektedir. Şimdiye kadar, yapılan yasa değişikliklerinde, polisin yetkisinin arttırılması ile ihlallerin doğru orantılı olarak arttığını unutmayalım.

 

Şimdiye kadar Terörle Mücadele Kanunu, PVSK gibi yasalarda yapılan değişiklikler, terör tanımının genişletilmesi, polise tanınan yetkilerin arttırılması (arama, gözaltı, silah kullanma, el koyma vs.) vatandaşların hak ve özgürlüklerini daraltmış, mağduriyetlere neden olmuştur. Bu olaylar daha sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ya da Anayasa Mahkemesi’nden ihlal kararı olarak çıkmış olsa da vatandaşın ihlal edilen hakkını, özellikle yaşam hakkını veya işkenceye uğramama hakkını maalesef geri getirmemektedir.

 

2003 ve 2006 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılan değişiklikler, özgürlük ve haklar yönünde getirilen kısıtlamalar, kolluğun yetkisinin arttırılması, “terör” konusunda bir çözüm sağlamadığı gibi, “terör”le ilgisi olmayan olayları (düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamına giren gösteri yapmayı ve diğer ifade biçimlerini) “terör” olarak ve kişileri de “terör zanlısı” olarak yargıladı. Binlerce insan tutuklandı ve çoğunun yargılamaları halen devam ediyor. Binlerce insan mağdur oldu. Kanun değişikliği sırasında, olumsuz yönde yapılan değişikliğe karşı çıkan sivil toplum kuruluşları haklı çıkmış oldu. (Örnek olarak, MAZLUMDER, 2006’da yayınlan “Her Zaman, Her Yerde O.H.A.L!" T.M.K.Da Değişiklik Tasarısı Raporu, http://istanbul.mazlumder.org/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/her-zaman-her-yerde-ohal-tmkda-degisiklik-tasarisi-raporu/1738 )

 

Sadece polisin silah kullanma yetkisi yönünde bakarsak; 2007 yılında 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda (PVSK) değişiklik yapıldı ve kanunun 16. maddesine “Kendi öngörüsü ve takdiri ile zor ve silah kullanma serbestîsi getirildi. O günden yani 2007 yılından bugüne kadar, en az 183 kişi polisin kullandığı silahla hayatını kaybetmiş. (Bkz: Baran Tursun Vakfı: Failin Polis Olduğu Ölüm Olayları Raporu (2007-2015 Arası Rapor)

 

Daha önceki benzer değişiklik örneklerini de dikkate alırsak; İç Güvenlik paketi mevcut haliyle yasalaşırsa, özellikle polise arama, gözaltı ve silah kullanma bakımından geniş yetkiler tanırsa, yeni haksızlıklar ve mağduriyetlere neden olacak, hak ve özgürlükleri daraltacak, toplumsal barışı olumsuz yönde etkileyecektir. 

 

Bir sonraki yazıda, sorunlu maddeleri tek tek değerlendirelim.

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.