23 Temmuz 2018, Pazartesi

Üst Menu

İçinden Yazmak Gelmemenin Yazısı

İçinden Yazmak Gelmemenin Yazısı

Gezi Parkı eylemleri Türkiye’nin çeşitli şehirlerine, daha çok ulusalcı kesimin etkisini taşıyarak yayıldı. Bu eylemlerde bildiğim kadarıyla en son iki genç ile, göstericileri kovalarken yüksek bir yerden düşen bir polis memuru yaşamını yitirmişti… Dün gelen haber Ankara'da yapılan gösterilerde polis kurşunu ile başından ağır yaralanan Ethem Sarısülük'ün beyin ölümünün gerçekleştiğini haber veriyordu…

Polis gücü ile Taksim Anıtı’nı “İstanbul’un imajını bozan görüntüler”den kurtarma operasyonunun başındaki Vali konuşuyor: Atatürkümüz’ün heykeli, Atatürkümüz’ün Kültür Merkezi, İstanbulumuz… Atatürk ne ara bu kadar sizin oldu diyesi geliyor insanın, ne ara Atatürkünüzün heykelinin imajı gençlerin sağlığından, canından daha kıymetli oldu, biz o arayı kaçırmışız…

Biber gazı kullanımının bir hak olduğunu söylüyor başbakan, herhalde en demokratik olanından: Ethem Sarısülük’ün ölümü ne oluyor peki? Biber gazı fişeklerinin vücuda isabet etmesiyle ölen insan sayısının bir istatistiği tutuluyor mu? Kaç oldu, biliyor muyuz?

İkinci kez okumaya insan içini elvermediği bir hadise daha var ki yapanların insan olduğuna inanamıyor insan: Bir grup eylemci, başörtülü genç bir kadını yanında altı aylık çocuğu olduğu halde tartaklayıp küfrediyorlar. Bebek de tartaklanıyor arada, araya giren yaşlı bir adam da…

Yürüyüş ve gösteri hakkı ile vandallık arasına incecik bir çizgi çekenin kim olduğunu, o çizgiyi de kaldırıp insanlıktan çıkanın nasıl bir ruh haline büründüğünü merak ediyor insan… İşyerlerini, arabaları, sokakları yakıp yıkan bir hale nasıl dönüştüğünü, betonun iktidarına karşı, çevreci bir duyarlılıkla başlamış bir hareketin nasıl bu kadar çetrefil hale geldiğini, kimin ne hakla getirdiğini, vesaire…

Çevreci bir hareketin “iktidarı devirme amaçlı sivil bir darbe girişimi”ne dönüştüğü paranoyası sarıyor iktidar ve İslamcıları: Abdurrahman Dilipak, Hamza Türkmen, Gülden Sönmez, Hakan Albayrak sıra sıra diziliyorlar Yeşilköy’e. AKP Şebinkarahisar Gençlik Kolları Başkan Yardımcısı’ndan beklenmeyen sığlıkta sloganlar, ülkenin en entelektüel sosyoloji profesörleri tarafından yazılıyor. “yedirmeyeceğiz” diyorlar, yüksek perdeden bir cüretle… Bütün iktidarı şahsında toplamış bir liderin kendisini yedirip yedirmeme gücü kendisinde vardır oysa, “biz kim oluyoruz ki” demiyorlar, bize yediriyorlar…

533 gündür kalbimizin orta yerinde közü dinmeyen Roboskî katliamı, sivil savcılığın “görevsizlik” kararı ile askerî yargıya havale ediliyor, Ankara’nın dehlizlerinin karanlığı biraz daha yutuyor adaleti… omzuna yıldızları yeni takmış bir subayın, kelli felli generalleri yargılayabileceğine inanmamızı bekliyorlar, gerideki tecrübeye rağmen…

Fail yokmuş, ifade veren asker yokmuş, hedef gözetilerek atılan bombalar ve onlar yeterince öldürmeyince yeniden atılan bombalar kazara düşmüşmüş uçaktan, emrediyor rical-i devlet: inanın!

Askerî vesayet geriletilmiş diyorlar, bir pilotun ifadesini alamayan sivil irade hangi askerî vesayeti geriletmiş, merak ediyor insan. Yoksa “askerî vesayet kalkacağına bizim kontrolümüzde olsun” mu diyorlar, anlamakta zorlanmasak da sindiremiyoruz…

Düşündüğü, yazmak istediği çok şey oluyor insanın; ama karşıtlıkla bilenmiş protest sarhoşluğa ve iktidar kibrinin tıkadığı kulaklara, örttüğü gözlere değmeyeceği ümitsizliği doluyor içine, ne dediği anlaşılmayan bir şeye dönüşüyor yazı, bunun gibi…

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.