25 Kasım 2017, Cumartesi

Üst Menu

İkinci El Modernlik: Antepli Tofaşk ya da Tahranlı Mercedes

İkinci El Modernlik: Antepli Tofaşk ya da Tahranlı Mercedes

Örnek olay – I

 

Geçenlerde “Onedio” sitesi için derlenmiş “onlarda-bizde capsleri”yle karşılaştım. Daha önce birbirinden komik çok fazla caps ile karşılaştım fakat öncekilerin hiçbirinde bu derlemede olduğu kadar eğlenmedim. Hakkını vermek lazım, akıl dolu birçoğu. Son bir iki yıldır bu capsler özellikle inci sözlük ve bobiler gibi daha çok gençlerin takıldığı mecralarda (ya da kişisel olarak) üretiliyor ve akabinde sosyal medyada dolaşıma sokuluyor. Öte yandan ilk defa söz konusu derlemeyi incelerken fark ettim; bu capsler “alt metinleri” ya da onları üreten zihnin “bilinçaltı” ile birlikte düşünülünce bir kompleksi de ifşa ediyor. Onlarda-bizde capsleri bir yönüyle aşağılık kompleksiyle, self-hatred / öz-nefret ile malul. Yani burada Batılı olduğu için bir “orijinalliği”, “havası” ve “karizması” olduğu düşünülen kültür ya da tüketim öğesinin yerel/yoksul kültüre indirgenmiş karşılığından utanılmakta. Yerli olan, Batılı olanın karşısında aşağılanmakta, “fake” ya da “çakma” etiketiyle kodlanmakta. Fakat şunu da ifade etmek gerekir; bir yönüyle de gerçekliğe tekabül ediyor bu “orijinal-fake” ayrımı: Yani, Batılı olanın orijinal ve estetik biçiminin “Batı dışı” (başarısız) yeniden-inşa ile birlikte kaybolması durumu.

 

Örnek olay - II

 

Yine geçenlerde, durakta otobüs beklerken Şahin marka bir araç ile karşılaştım. Durağın önünden aheste aheste geçiyor. Aracın üzerindeki “Tofaş” yazısının sonuna “k” harfi eklenmiş; yani artık “Tofaşk” yazıyor. Şoförü 17-18’inde, “liseli”. Mimiklerinden ve etrafa gururla bakan gözlerinden sürdüğü araca, yani Tofaş’a gerçekten aşık olduğunu anlamak mümkün. Belki inci-sözlük ve bobiler gençliğinin o çok sevdiği capslemek suretiyle dalga geçmesine çok müsait bir görüntü bu; fakat bu genç için pek de önemi yok bunun, dediğim gibi “Tofaşk”ı gururla sürüyor; çünkü sürdüğü araç yoksul gencin Mercedes’i.

 

Bu “Tofaşk” ve sürücüsünü gördükten sonra aklıma Daryush Shayegan’ın Yaralı Bilinç isimli kitabında, Tahran’da bindiği Mercedes marka bir taksiyle ilgili gözlemlerinden hareketle yazdıkları geldi. Yazar kitabında özetle; hem Doğulu hem Batılı olma arzusundaki ya da ne Doğulu kalabilen ne de Batılı olabilen, “diyalektik bir gerçeklik arasında iki yandan çekiştirilen Doğulu insan”ın (kültürün) “no man’s land’in sınırlarında asılı kalmış” (s.118) trajik hikâyesini betimliyor. Ona göre bu şizofren “Üçüncü dünya” kültürü, kendi geleneğinin “ilerisi”ndedir; fakat kendisini bastıran sanayi dünyasının da “gerisinde”dir: “Bunun sonucunda içinde her nesnenin daha baştan biçimsizleştiği muazzam bir çarpıklık alanı yatar.” (s.118).  Kitabın bir yerinde yazar, İran’da bindiği Mercedes marka taksinin (aslında ona göre tüm Üçüncü Dünya’da birçok sanayi ürününün) modifiye edilmekle nasıl bir “estetik kaybı”na maruz kaldığını, modern-geleneksel çelişkisine yaptığı vurguyla anlatıyor. Aracın “seçkin havası”nın verdiği marka görüntüsü yok olmuş; araç Tahran’da “ruhsuzlaştırılmış”, alçaltılmış ve çarpık hale getirilmiş. Bu estetiksizleştirme, aracı biçimsiz bir şey görünümüne indirgemekte ve “yoksul bir halk bayramının havasına” büründürmektedir (s.118-119). “Dört tekerlekli bir at haline getirilen araba, daha zengin bir ikinci hayatla makyajlanmakla birlikte yapısal bir yetersizliğin acısını çeker. Bakım eksikliği arabayı hasta bir eşya haline getirir: el altındaki olanaklarla günü gününe tamir edilen, göz alıcı bir gelin gibi süslenen, giydirilen, şımartılan ama en derin mekanizması yıpratılan, eski bir çarşaf gibi onarılan, yamalanan nesne çok sert bir kaderin bütün bahtsızlıklarına maruz kalır.” (s. 119-120). Shayegan kısacası burada, Üçüncü Dünyalının aldığı Batılı modern tüketim/kültür öğesini kendi yerel imkânı ile evcilleştirdiğini, estetiksizleştirdiğini, dolayısıyla orijinal olmayan başka bir kültür öğesi haline getirdiği için değerli olandan uzaklaştırdığını söylüyor.

 

Her ne kadar farklı bir “yamalama” biçimi olsa da “Tofaşk” için bu kadar acımasız ve haksız eleştiri yapmayacağım elbette. Şahin marka otomobil yerli bir ürün belki ama yerli ürünün bile “Apaçi gençlik” ya da başka bir yoksul kültürel eğilim tarafından yeniden-üretildiğini ve modifikasyona tabi tutulduğunu görüyoruz. Bu gayet anlaşılır bir durum; çünkü “Mercedes” satın alamayan yoksul, fiyatı kendine uygun olan aracı Mercedesleştiriyor. Nasıl ki “Birinci dünyaya” özgü kültürel öğe “Üçüncü dünya”nın “yoksul halk bayramında” (tıpkı televizyon üzerine el emeği göz nuru bir danteli yerleştirmek gibi) kitsch bir yorumla yeniden anlam kazanıyorsa (Shayegan’a göre kaybediyor), “Tofaşk” sahibi “Apaçi” de aldığı aracı kendi kısıtlı imkânlarıyla biçimlendiriyor ve kendi üslubunca yeniden yorumluyor.  Öte yandan “gençlerin daha ziyade modifiye edilmiş araçları tercih etmelerindeki asıl maksadın da eski bir Doğan veya Şahin’in son model başka bir arabanın dış görünüşüne benzetilmesiyle –bir bakıma eskinin makyaj yapılarak yenileştirilmesiyle- son model bir araba ile geziyormuşçasına bir duygunun yaşanmasını sağlamak olduğunu söylemek mümkün.” (Yaman, 2013:200). Peki bu tercihi “estetik kaybı” olarak yorumlamak ne kadar doğru? Tahranlılaştırılan Mercedes ya da Apaçi kültürüyle Tofaşk haline getirilen Şahin’in bu yeni halleriyle ve etkileşimle zenginleştiğini, otantikleştiğini ya da yepyeni bir kültürel imkânla buluştuğu için yeniden değer kazandığını söyleyemez miyiz? Orijinalliği Batıya özgü kılmak ve Batılı bir kültür ürününe Batı-dışı bir biçim vererek onu yeniden-üretmenin bir kayıp olduğunu düşünmek Batı-merkezciliğin bir başka boyutu değil midir? Örneğin Batı’nın Batı-dışı kültürel öğeyi yeniden yorumlaması neden “estetik kaybı” olarak görülmüyor da “egzotik” bir keşif olarak görülüyor?

 

Elbette Shayegan’ın Tahran’daki Mercedes örneğini daha büyük kültürel çelişkilerin somut bir sembolü olarak kullandığı açık. Elbette Doğulunun/Güneylinin/Üçüncü dünyalının hem kendi kalmak hem de modern olmak arzusunun doğurduğu çelişki, tabiri caizse bu “İki cami arasında beynamaz” ruh hali bilişsel/kültürel/sınıfsal/siyasal alanda ve kamusalın her aşamasında çelişkilere davetiye çıkarıyor. Fakat belirtmek gerekir ki ne Doğulu kalabilmiş ne de Batılı olabilmiş bir kimliksizliğin ya da hem Doğulu ve hem de Batılı olmaya zorlanan bir şizofreni halinin meydana getirdiği semptomlara yerinde bir vurgu yapmak başka; estetiksizliği, marjinalliği ve yamalılığı Batı-dışına atfetmek başka. Zira bu ikincisi zımni bir Batı-merkezliliği çağrıştırıyor ki, İranlı Shayegan’ın da Batı modernliği karşısında tıpkı bizim “capsçi”lerin yaşadığı gibi gizli bir “aşağılık kompleksi” yaşayıp yaşamadığı sorusunu sorduruyor.

 

 

Kaynaklar

 

1. Shayegan, Daryush. (2012). Yaralı Bilinç: Geleneksel Toplumlarda Kültürel Şizofreni. 3.basım. (Çev. Haldun Bayrı). Metis Yayınları: İstanbul.

 

2. “Onlarda-bizde capsleri” için bkz. “Birbirinden Komik 26 Yaratıcı Onlarda Bizde Caps'i”, http://onedio.com/haber/onlarda-bizde-capsleri-409285. Dikkat edilirse buradaki (hayran olunan, karizmatik olan) “onlar”; Araplar, Latin Amerikalılar, Uzak Doğulular vs. değil; Avrupalılar ve Amerikalılar!

 
3. Yaman, Ömer Miraç. (2013). Apaçi Gençlik. 2.Baskı. Açılım Kitap: İstanbul.
 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.