20 Haziran 2018, Çarşamba

Üst Menu

İktidar, Meşruluk ve Siyasal Sistem Bağlamında Roboski (1)

İktidar, Meşruluk ve Siyasal Sistem Bağlamında Roboski (1)

Devlet belirli toprak sınırları içerisinde, yani ülkesinde yaşayan bireyler ile mevcut olan eşyalar üzerinde egemen bir otoriteye sahip olan kurum ya da aygıttır. Bu nedenle devlet otoritesi deyince bakan, başbakan ya da bürokratların otoritesinden söz ederiz. B. de Jouvenel şöyle der: “Bize ‘gel’ deniyor ve geliyoruz. ’git’ deniyor gidiyoruz. Tahsildara, jandarmaya, subaya itaat ediyoruz. Kuşkusuz bu adamların bizatihi şahıslarına baş eğiyor değiliz. Peki, ya onların amirlerine? Oysaki onların karakterlerini hor gördüğümüz, niyetleri hakkında kuşku beslediğimiz de oluyor. Peki, nasıl oluyor da bu adamlar bizi harekete geçirebiliyorlar?”

 

Can alıcı soru bu. Nasıl olurda insanlar tanımadıkları ve hatta kendisine nefretle baktıkları kişiliklerin emirlerine boyun eğip komutlarını yerine getirirler? Örneğin zorunlu göçle yerinden ettirilen biri, köy korucusunun direktiflerine neden uyar? Çünkü bu insanlar halkın nezdinde kamu gücünü ve dolayısıyla otoritesini temsil ettiğinden onlara itaat zorunluluktur.

 

 “Otorite” toplumun güvenine mazhar olanlar için, “iktidar” ise yasal olan siyasal iktidarları tarif etmek için kullanılır. Dolayısıyla yönetici iktidarken otorite olamayabileceği gibi otoriteyken de iktidar olamayabilir. Bu durumu şöyle bir örnekle açabiliriz: Seçim barajının % 10 olduğu Türkiye’de AKP iktidarı 2011 genel seçimlerde % 49.95 oranında oy alarak iktidara geçmiştir. Ancak söz konusu olan başka bir şey ise AKP’nin, seçmenin % 50.05’inin oyunu alamadığı dolayısıyla halkın tamamını temsil etmediği varsayımıdır. Her iki kişiden birinin oyunu alan AKP her iki kişiden diğerinin oyunu alamamıştır. Siyasal iktidar % 50.05 bir kitleye rağmen yasallık açısından geçerli bir iktidar ancak meşru bir otorite değildir.

 

Öyleyse meşruluk yasal zeminde değil siyasal düzlemdeki halkla olan ilişki biçiminde kendini var eder. Bunun yolu ise halkın o otoriteyi benimsemesi ve meşru görmesinden geçer. Zira liderin meşruluğu halkından aldığı meşruiyetten doğar. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 2011 genel seçimlerinin ardından yaptığı balkon konuşmasındaki “bize oy vermeyenlerin kaygılarını önemsiyoruz, biz onlarında hükümetiyiz” mealindeki sözleri siyasal otoritelerin meşru olup olmadıklarına dair önemli ispat ve analizleri barındırmaktadır.

 

Roboski meselesi özelinde Kürdistan’da devlet iktidarının varlığından ve bu otoriteye boyun eğişten söz etmek mümkündür. Devlet iktidarının aileler arasına çizdiği sınırlardır bu boyun eğiş. Roboski sınırı, Kürdistan’ın dört tarafına çizilen sınırlar. Buna karşın Kürdistan’da milli kültür, bilinç ve akrabalık bağlarının etkisi ile sınırlar arası ticaret, akraba eş dost ziyaretleri sınırların anlamsızlığını ifade etmektedir. Devlet iktidar, milli bilinç ise otoritedir. Devlet iktidarı gayrı meşru, akbalık otoritesi ya da Kürdistanilik otoritesi ise meşrudur. İktidar, iktidarını gerektiği takdirde zora başvurarak kullanabilir, nitekim devlet bombalarıyla parçalanan 34 beden bunun ispatıdır. Bu haliyle iktidarda zor/itaat, otoritede ise rıza vardır.

 

Peki, yasal olan ile meşru olan arasındaki fark nedir? Kircheimer şöyle der: “Muzaffer bir general en iyi şekilde davransa da otoritesi olmayabilir oysaki meşru bir kralın sürgünde de olsa, hatta cezaevinde de yatsa her zaman otoritesi vardır.” Demek ki meşru olanı yasal olandan ayıran şey, otoritenin meşru bir otorite olmasıdır. Bu bağlamda Kürdistan’da devlet iktidar olmuş ancak otorite olamamıştır. Dolayısıyla Roboski’de çizilen sınırlar yasal ancak meşru değildir.

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.