20 Haziran 2018, Çarşamba

Üst Menu

İktidar, Meşruluk ve Siyasal Sistem Bağlamında Roboski (2)

İktidar, Meşruluk ve Siyasal Sistem Bağlamında Roboski (2)

Peki, meşruluğun belirleyicisi hukuk mudur? Hukuk eğer hukukun üstünlüğüne inananların değil de üstünlerin hukukuna inananların yazdığı bir hukuksa nasıl olurda böyle bir hukuk meşruluğun belirleyicisi olabilir? JhoneLocke’un doğal hukuk teorisinden hareketle yazılan İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’ndeki bireyi(erkek) özgür kılan, “kadın olarak kadınlara yer vermeyen” ya da J. J. Roussou’nun toplumsal sözleşmesindeki kadın karşıtı söylemin hakim olduğu hukuksal metinler mi? Tarihsel gelişimleri göz önünde bulundurulduğunda birbirinden farklı ve sürekli değişen ve gelişen dinamik hukuksal metinler bu kadar değişkenken hukukun üstünlüğü ilkesine sadakat meşruluğun temeli olabilir mi?

 

Habermas’a atfen hukuk devletinde demokratik bir müzakere ve tartışma mümkün olmalıdır. Siyasal sitem otoriter biçimde kurulduğu taktirde oluşturduğu normların tamamı sorgulanmalı, tartışılmalıdır. Çünkü yasalarla kurulan bu sistem, “rıza”ya dayalı olmadığı gibi yurttaşlar bu düzenin sahibi/kaynağı olmadıkları için meşru değildir. Yine iktidar teorisyenlerinden MichelFoucault’a atfen iktidarın olduğu yerde direnmenin de olduğu, iktidar ve iktidara direncin birbirinden ayrılmazlığı bu sorgulama ve tartışma halini meşru kılmaktadır.

 

Sosyolojinin gücü bize kavramların analizinin toplumu okumada ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunu göstermektedir. Bu manada iktidar, otorite, meşruluk, yasallık okumaları siyasal düzlemde bizi sistem analizine götürmektedir. Bilhassa TalcottParsons’un sistem analizi bu tartışmayı açacak önemli varsayımları içermektedir. Onun sistem analizine göre toplumsal gerçekliğin bizatihi kendisi bir sitem oluşturmaktadır.

 

Toplum birbiriyle etkileşim içinde olup birbirine bağımlı öğelerden oluşan bir bütündür. Siyasal kurum ve aktörler, parlamento, sendika, parti ve sivil toplum gibi öğeler bu bütünü oluştururlar ve oluşturdukları bu bütün sistemi meydana getirir. David Easton’a göre ise kurulan bu siyasal sistem çevreden etkilendiği gibi çevrenin baskılarına yanıt verme ve tepki gösterme yeteneğine de sahiptir. Bu haliyle çevreden siyasal sisteme talepler yöneltilmektedir. Bu talepler siyasal sistem tarafından “girdi” olarak görülmekte ve işlem görüp tekrar çevreye “çıktı” olarak, yani karar, yasa ve uygulamalar olarak geri dönerler.

 

Bazen bu talepler sistemin karşılık verme kapasitesi ve sınırlarını zorlayabilir, beklenen yasa ve uygulamalar karşılanamayabilirler. Bu karşılıksız bırakma hali çoğu zaman yasal olan ancak meşru olmayan siyasal sistemin meşruiyetsizliğinden ileri gelmektedir. Roboski katliamında olduğu gibi faillerinin ortaya çıkarılmasına ilişkin halkta oluşan talebin sisteme “girdi” olarak girmesi ancak bu isteğin “çıktı “olarak halka dönememesi söz konusudur. Bu durum ise siyasal sistemde krize ve tıkanmaya neden olacaktır.

 

Dolayısıyla “girdi”lerin fazlalığı ve “çıktı”ların azlığı sistemin meşruluğunu sorgulattıran bir realitedir. Şu da önemlidir ki Roboski katliamında sistemin “çıktı” olarak yasa ve uygulamalar üretememesi de esasında bir çıktıdır. Ve negatif bir çıktıdır. “Çıktı”nın negatif olması da sisteme yeni bir “girdi”nin eklenmesine, “girdi” sayısının artmasına yol açacaktır. Yoğunlaşan negatif “çıktı”ların sisteme “girdi” olarak dönmesi ve “çıktı”ların çözüm üretememesi ise sistemin kendini idame ettirememesine ve dolayısıyla çökmesine yol açabilir.

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.