19 Ocak 2018, Cuma

Üst Menu

İran Bağlamında Doğu Kürdistan İzlenimleri

İran Bağlamında Doğu Kürdistan İzlenimleri

Mayıs başında İran ve Güney Kürdistan’a yapmış olduğumuz gezi 11 gün sürdü. Bunun 9 günü İran’da 2 günü ise Güney Kürdistan bölgesinde geçti. Bu yazıda genel olarak ve İran’ın bütünüyle bağlantılı olarak Doğu Kürdistan ile ilgili izlenimlerimi aktarmaya çalışacağım. Çünkü Kürtlerin durumunu genel olarak İran’ın yapısının dışında ele almak pek mümkün görünmemektedir.

 

Genel Olarak İran

 

İran ekonomisi son zamanların en kötü durumunu yaşamakta. Yaşanan enflasyon İran’ın para birimi olan tümenin değerini gittikçe düşürmekte. Ortalama bir devlet memuru maaşı 200 $ civarında. Ekonomik durumun süreç içinde kötüye gittiğini, konuştuğumuz herkes açıkça ifade ediyordu. Bu memnuniyetsizliğin eski devrim muhafızları tarafından da ifade edilmiş olması bu kanıyı güçlendirmekte. Halkın kahir ekseriyetinin MahmudAhmedinejad yönetiminden memnun olmadığını da hemen herkes açıkça ifade ediyor.

 

Bunun yanında İran tam bir demir perde ülkesi. Özellikle başörtüsü zorunluluğunun ters teptiğini ziyaret ettiğiniz bütün şehirlerde açıkça görebiliyorsunuz.  Çünkü başörtüsü zorunlu olmasına rağmen İslam’a uygun şekilde başını örten kadınların sayısının %5 civarında olduğunu söylemek kesinlikle abartılı bir değerlendirme sayılamaz. Konuştuğumuz bir çok kişi Şah döneminde bile daha özgür olduğunu ifade etti. Bu baskı nedeniyle dinsizliği seçenlere bile rastladık.

 

Ülkede seçimlerin yaklaşıyor olması nedeniyle baskının dozajı daha fazla artmış durumda. İran’da kaldığımız 9 gün boyunca yurt dışını aramamız neredeyse imkansızdı. Sadece iki kez bağlantı kurabildik. İran’da yaşayan Kuzey Kürdistanlı bir dostumuz ise ‘seçim atmosferine girildiğinden beri, günde 70 kez aramasına rağmen Türkiyeli herhangi bir telefona ulaşamadığını’ belirtti.

İran’daki seçim sistemi ise nevi şahsına münhasır bir sistem. Aslında Demirperde ülkelerine has bir sistem.  İran’da bizim bildiğimiz anlamda siyasi parti kurma özgürlüğü bulunmamakta. Reformistlerin kurduğu ve Yeşiller Partisi olarak nitelendirilen parti ise kapatılmış. Ülkenin en yetkili kişisi, rehber olarak kabul edilen Ali Hamaney. Hamaney,Ahmedinejad’ın da üstünde bir konumda bulunmakta ve ömür boyu görevde kalmak kaydıyla seçilmekte. Halk ise hem Hamaney yönetiminden hem de Ahmedinejad’ın kendisinden rahatsız. Ahmedinejad’ın, müttefiki İsfendiyar Rahim Meşai çevresindeki tartışmalardan dolayı Hamaney ile arasının bozuk olduğu belirtiliyor.

 

Seçimlerde; Ahmedinejad tıpkı 80’li yıllarda Kenan Evren’in sahip olduğu “Veto” yetkisine sahip bulunmakta. Reformcu olarak nitelendirilen Rafsancani ekibinden herhangi birisinin aday olması ise Ahmedinejad’ın iki dudağının arasından çıkacak söze bağlı. Bu seçimde de Reformist adayların adaylığının yine veto edileceği söyleniyor. Bu arada Ahmedinejad’ın devletin kilit noktalarına kendi adamlarını yerleştirdiği zaten bilinmekte. Esasında seçimi reformist bir adayın kazanması halinde bile tutucu bürokrasi yüzünden yeni seçilecek reformist adayın işinin bir hayli zor alacağı da biliniyor. Devlet başkanlığına aday olmak isteyenlerin 12 adet fotoğraf ve öz geçmiş gibi bir takım belgelerle yine Ahmedinejad’a bağlı sisteme başvuruda bulunması gerekiyor. Yani demokratik ülkelerde olduğu gibi bağımsız bir yüksek seçim kurulundan da söz etmek mümkün değil.

 

Mevcut yönetimin uluslararası sistemle arasının bozuk olması ekonominin bozulmasının asıl nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.

 

Etnik yapı itibariyle üç ana kesimden oluşan İran’da Azeri Türklerinin çoğunluğu oluşturduğu belirtiliyor. Belli başlı Azeri Türk şehirleri Erdebil, Tebriz, Zencan, Meşhed ve kısmen Tahran olarak belirtilmekte. Farsların hakim olduğu şehirler ise Kum, Isfahan ve Şiraz iken Tahran aynı zamanda hem Fars hem de bir Türk şehri olarak kabul ediliyor. Kürtler ise İran’ın batısında bulunan İlam, Kirmanşah, Qesrışirin, Huremabad, Senendej, Mahabad ve Urmiye’dehakim nüfus olarak yaşamakta.

 

Ülkenin hemen hemen her yerinde Türkçe konuşan birilerine rastlamanız mümkün. Buna karşılık Türklerin siyasi anlamda aksiyona yansıyan her hangi bir girişiminden söz etmek pek mümkün değil. Ana dilde eğitim taleplerini ise ancak kısık sesle dillendiriyorlar. Tebriz ve Zencan gibi şehirlerde konuşma fırsatı bulduğumuz Türklerin, Farsların kültürel emperyalizminden rahatsız oldukları açıkça gözleniyordu. Türk kesimin Kürtler gibi muhalif bir pozisyon takınmamalarının asıl sebebini İran’da yaşayan Türklerin kahir ekseriyetinin Şia mezhebinden olmalarına bağlamanın doğru olacağını düşünüyorum.

 

Buna karşılık Kürt bölgelerinde açık bir muhalefet söz konusu. Konuştuğumuz Kürtlerde Farsların kültürel emperyalizmine karşı olmanın ötesinde açık bir Kürdistan özlemini de sezmek mümkün.

 

Siyasi kişiliklerle her hangi bir görüşme yapmadan sadece halkın günlük yaşamını, beklentilerini ve temayüllerini gözleme imkânı bulduğumuz İran gezisinde çok açık bir Fars, Türk ve Kürt mukayesesi yapma imkânını da yakalamış olduk. Gözlemlerimize göre İran’da Farslar birinci sınıf, Türkler 2. Sınıf, Kürtler se 3. Sınıf vatandaş konumundalar. Bunu günlük yaşamda şehirlerin ve şehir sakinlerinin gelişmişliğinden ve yaşam tarzından da anlamak mümkün.

 

Bu bağlamda İran’ı Şiilik ortak paydasında Farsların yönettiğini söyleyebiliriz. En tepedeki kişinin Türk, Beluci ya da başka bir halktan olmasının hiçbir önemi bulunmamakta. Ortak dil farsça, ortak din ise Şiilik, ortak devlet ise İran’dır. Eğitim dili Farsça’dır. İran sokaklarında gördüğümüz polisler o bölge halkından seçilmekteydi. Örneğin Leklerinhakim olduğu Huremabad şehrinde bizden kimlik isteyen toplum polisleri Lek idi. Memurlar da yine o bölge halkından seçilmektedir. Sadece şehir ve eyaletlerin üst düzey yöneticileri merkez tarafından atanmaktadır.

 

Mevcut kapalı rejim sürdüğü müddetçe İran’da Kürtler lehine bir iyileşmeden söz etmek pek mümkün gözükmüyor. Doğu Kürdistan Kürtlerinin hemen hemen tek, yaygın ve en etkili örgütü olan PJAK’ın İran’a karşı yürüteceği bir savaştan da olumlu bir sonuç alması bu şartlarda pek mümkün gibi görünmemekte. Çünkü İran’ın belki de en güçlü yönü ordusu. Asker kayıpları ise hiçbir şekilde halkla paylaşılmıyor. Suriye’de Esad rejiminin devrilmesi sonrası Batının desteğiyle İran’a karşı yürütülecek muhtemel fiili ya da çok daha etkili soğuk bir savaş sonrasında ise yine bağımsız bir Kürdistan’dan ziyade bir takım iyileşmelerden söz etmek belki mümkün olabilecektir. Bir sıcak savaşta ise İran halkının kenetleneceğini kolaylıkla söylemek mümkün.

 

Doğu Kürdistan Kürtleri

 

Doğu Kürdistan’da şu an itibariyle hakim olan hemen hemen tek Kürt örgütünün PJAK olduğu rahatlıkla söylenebilir. İran Kürdistan Demokratik Partisi’nin, özellikle Kasımlo’nun öldürülmesinden sonra etkisinin giderek zayıfladığı bilinmektedir. Yıllardır o bölgede mücadele etmekte olan PJAK’ın etkinliği ise yükselen oranda artmaktadır. Bunu halkın içinde de görmek mümkündür. Gece vakti Kirmanşah’tan bir Kürt şehri olan Kasr-ı Şirin’e doğru giderken yol üzerinde çay içmek için durduğumuz bakkal gibi bir yerde önce işyeri sahibiyle sohbet etme imkanımız oldu. Bu arada yüzük satan bir seyyar satıcı da yanımıza geldi. Sohbet devam ederken yoldan geçen biri de sohbetimize katıldı. Bu üçünde de 4 parça bilincinin çok yüksek olduğunu fark ettik. İkisi ise Öcalan’a bağlı olduklarını açıkça ifade ettiler. Urmiye’de ise rast geldiğimiz bir düğünde hiç konuşmadan PKK’nin etkisinde olan bir kitle olduğunu anlamak mümkündü. Kaldı ki 1999 yılında Öcalan yakalandığında Doğu Kürdistan’ın bir çok şehrinde çok geniş kapsamlı protesto gösterilerinin olduğunu ise meseleyle ilgilenenler bilmektedir.

 

Ulusal Kurtuluş Mücadelesi bağlamında kural olarak kabul edilen doğru(lar) bulunmaktadır. Bu doğru(ları) kısaca şu şekilde özetlemek mümkündür: “İşgale ve asimilasyona öncelikle örgütlü bir şekilde itiraz edilmeli, sürekli bir mücadele içinde olunmalı ve ulaşılan gücü korumalı, buna paralel olarak da her anlamda güçlenmeye gayret gösterilmeli.” PKK/YPG/PJAK’ın bu doğruları hem Türkiye’de hem Suriye’de hem de İran’da başarıyla uyguladığını söylemek mümkündür. Bu bağlamda Öcalan’ın deşifre edilen İmralı görüşmeleri ciddi ipuçları sunmaktadır. Hatırlanacak olursa Öcalan bu görüşmede özetle şunları söylemişti: “Türkiye’den güçlerinizi çekin, Kandil’de ordunuzu 50.000 lere çıkarın ve İran’la Suriye ile savaşın” Bu talimatı alan Kandil’in orada gerilla sayısını hızla yükseltmeye çalıştığı Türk basınında bile yer almış bulunmaktadır. Bu bağlamda önümüzdeki yıldan itibaren gerillanın güçlü bir şekilde İran’a yükleneceğini söylemek kehanet olmasa gerektir. Bu bağlamda Öcalan’ın batı ve Sünni bloktan yana tavır takınmasını çok ciddi, keskin ve tarihsel bir politika değişikliği olarak görmek gerekir. Çünkü Doğu Kürdistan’da bugünden sonra Kürtler lehine bir takım iyileşmelerin beklenmesi ancak böyle bir politika değişikliği ile mümkün olabilecektir.

 

Değerlendirme

 

Bileneceği üzere Suriye’den sonra sıranın İran’a geleceği yönünde genel bir kanaat bulunmaktadır. Yaşanan gelişmelere bakıldığı zaman bu kanaatin öyle yabana atılır bir kanaat olmadığını da söylemek mümkündür.

 

İran işgal edilebilecek ve silah zoruyla yönetim değişikliği yaşatılabilecek bir ülke izlenimi vermemektedir. Bunun çok önemli iki sebebi bulunmaktadır. Birinci sebep Şii anlayıştan kaynaklanmaktadır. Çünkü Şia, özü itibariyle zaten muhalif ve “azınlık” bir dini anlayıştır. Şehitlik kavramı Hz. Hüseyin’in şehit edilmiş olması sebebiyle Şiilerin neredeyse en güçlü yönünü oluşturmaktadır. Rejim muhalifleri de dahil olmak kaydıyla hemen hemen bütün Şii kadınların siyah giyinmesi bile hala ve fiilen Hz. Hüseyin’in yasının tutulduğunun en bariz delilidir. Kürtler dışındaki hemen hemen bütün etnik kesimlerin Şii olması ise bir dış müdahalede refleks olarak iç çekişmeleri bir tarafa bırakıp çok güçlü bir birliktelik doğurabilir. Kürtler dışında Türkmenler ve Beluçlari içinde de sünni bir kesim bulunmakta.(İran’da hem Türk ve Fars bölgelerini gezdiğim de ben de İran’ın yıkılmaz bir ülke olacağı izlenimi doğdu) Örneğin ABD’nin başını çektiği ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu fiili bir savaş durumunda, İran’ın neredeyse yarısını oluşturan Türklerin dini anlayış nedeniyle Türkiye’den değil yine İran’dan yana tutum takınacağı rahatlıkla söylenebilir. Çünkü Şii anlayış Şii halkların neredeyse her şeyidir. Bunu bir Türk şehri olan Zencan’da düzenlenen ve Şii dünyasının en büyük Muharrem kutlamalarının yapıldığı büyük külliyeden da anlamak mümkündür. Başta da belirttiğimiz gibi bunun tek istisnası yine Kürtlerdir. Bu bağlamda Kürtler haliyle Sünni dünyaya yakındır. İkinci sebep ise İran’ın ta Perslerden gelen köklü devlet ve yönetim anlayışıdır.

 

Doğu Kürdistan Kürtlerinin durumunun iyileşmesi ancak daha özgürlükçü ve demokratik bir rejimin yönetime gelmesiyle mümkün olabilecektir. Bu şartlarda bile dışarıdan bakıldığında İran’la ilgili en çok ihtiyaç duyulan şeyin öncelikle etnik kesimlerin ana dilde eğitim hakkına sahip olmasıdır. Yani İran’da öncelikle “mümkün olan bir mücadele” yi vermek gereklidir. Bunu hem Kürtler hem de Türkler açısından talep etmek gerekmektedir.  Bunun için de İran’daki baskıcı Ahmedinejad yönetiminin yerine reformist bir anlayışın hâkim olması gerekmektedir.

 

Çok kısa bir sürenin kaldığı seçimlerin sonucunda bir iktidar değişikliğinin yaşanması halinde İran’ın Batı ile olan problemlerini çözmesi demokratikleşmeye hız kazandırabilir. Bunun olmaması halinde ise (ki pek mümkün görünmemektedir) Suriye’den sonra sıranın İran’a geleceği zaten herkes tarafından dillendirilmektedir. Bu durumda ise Doğu Kürdistan’ı, İran’ı, bölgeyi hatta bir yönüyle dünyayı zor günlerin beklediğini söylemek mümkündür. Buna rağmen İran’ın, Kuzey Afrika’dan başlayıp Suriye’ye uzanan gelişmelerin dışında kalması da pek mümkün görünmemektedir.

 

Yazının sonunda İran’ın “Esneme Politikası”ndan söz etmek gerekir. 10 yılını İran’da geçirmiş olan ve İran konusunda uzman sayılabilecek kişilerden biri olan (geziyi birlikte gerçekleştirdiğimiz) Azadi İnisiyatifi kurucularından ve şimdiki MAZLUMDER Van Şube Başkanı Yakup Aslan’ın değerlendirmelerine göre; Pers kökenli İran’ın Perslerden beri bir şekilde ayakta kalabilmesi bu esneme politikasına bağlı bulunmaktadır. Buna göre İran hem çok esnek ve pragmatik bir politika yürütmekte hem de baş edemeyeceğini düşündüğü güçlerle en kötü şartlarda bile olsa anlaşmaya varmaktadır.

 

Bu Esneme Politikası’nın doğruluğundan yola çıkarak bir değerlendirme yapılacak olursa; Batı tarafından ciddi anlamda sıkıştırılacak olan bir İran’da, gücünü yükselen oranda koruyan PJAK öncülüğündeki Kürtlerin ana dilde eğitim ve özerklik gibi bir takım hakları elde etmesi mümkün olabilecektir. Bunu ise tarihin bu kesiminde Kürtler adına çok ciddi bir kazanım olarak görmek gerekir. Hatta şimdilik sadece Kürdistan ve Kirmanşah eyaletlerinde bile belli bir özerkliğin elde edilmesi yeterlidir. 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.