17 Ekim 2018, Çarşamba

Üst Menu

IŞİD Sosyolojisi

IŞİD Sosyolojisi

IŞİD veya nam-ı diğerle DAİŞ ve benzeri örgütleri anlamak için İslam’ın doğuşundan günümüze kadar ki süreci bilmek gerekir.

 

İslam tarihinde “Hariciler” olarak bilinen bu yapının coğrafi hinterlandını Arabistan’ın çölleri oluşturur. “Bedevi” diye adlandırılan bu sosyolojik yapının çıkış noktası “Necid Havalisi”dir. Bu havalinin İslam tarihi açısından hiçte temiz olmayan bir karnesi vardır. Zira Resulullah’ın vefatı hengâmında ortaya çıkan yalancı peygamberlerin en meşhuru olan Müsylimet’ü-l Kezzab buradan çıkmıştır. Ve o bölgeden büyük bir destek görmüştür.

 

Sert çöl iklimi ve İslamiyet öncesi Arap kültüründe varolan eşkiyalık ve saldırganlık geleneği birlikte düşünüldüğünde Haricilerin ne tür bir karaktere sahip olduklarını rahatlıkla kavrayabiliriz. Talancılık ve soygunculuğu yanlış bir şekilde İslam’ın “cihad” kavramıyla özdeşleştiren bu kitle böylece cahiliye döneminde yaptığı işe dini bir kılıf giydirmeyi de iyi becermiştir.

 

Kur’anda “iman edenler” değil de “teslim olanlar” şeklinde formüle edilen bu “A’RAB”, Hz.Ebubekir döneminde kendileriyle yapılan büyük bir savaş neticesinde tekrar teslim olmuşlar. Hz Ali döneminde başta “Ali taraftarı” olarak Sıffin savaşına katılan bu kitle, savaşın mutlak neticesini etkileyecek bir anda Ali’yi yalnız bıraktılar. Bununla da yetinmeyen Hariciler Hz. Ali’yi hakem olayını bahane ederek kâfir ilan ettiler.

 

Harura ve Nehrevanda büyük bir ordu toplayıp karargâh kuran bu asi grup, artık Müslümanlar için en büyük tehlike olmuşlardı. Bütün diyalog çağrılarına rağmen yola gelmeyen bu asilere karşı Hz. Ali harekete geçti. Yapılan savaş Hâricîler için tam bir felâketle sonuçlanmıştı.

 

Fakat Haricilik fitnesi islam tarihi boyunca hiç sönmedi. Hz. Aliye suikast düzenleyerek onu şehid eden bu zihniyet, tedhiş ve terör eylemleriyle çok sayıda masum insanın kanını dökmüştür. Zira en iyi bildikleri şey öldürmedir.

 

Son yüz yıllarda Vehhabilik- Selefilik revizyonuyla tekar güç kazanan bu yapı, günümüzde petrol zengini körfez ülkelerinin sunduğu iktisadi destek sayesinde Afganistan, Pakistan, kuzey ve orta  Afrika, Kafkasya  ve son zamanlarda da özellikle Suriye ve Irak başta olmak üzere neredeyse bütün İslam dünyasını ve dünyanın geri kalanını tedirgin eden bir hal almıştır.

 

Türkiye ve Kürdistan’da bu yapılarla doğrudan bağlantısı olanların sayısı az olmakla beraber fikri altyapıda birçok cemaat ve örgütün onlarla aynı paralelde düşündüklerini rahatlıkla görebiliriz.

 

Bu yapının zihin kodlarını ele veren karakteristik özellikleri şunlardır.

 

Bunlara göre büyük  günah işleyen herkes kafirdir.

 

İslam tarihinin en katı ve savaşçı fırkasıdır.

 

İbadetlere ve Kuran okumaya son derece düşkündürler. Rivayetlerde elleri dizleri alınları ve ayakları çok namaz kıldıklarından dolayı nasır tuttuğu yazılır.

 

Şiilere ve Alevilere duydukları kin ve nefret, gayr-i Müslimlere duydukları kin ve nefretten daha fazladır.

 

Şu aşamada Kürtlere de büyük bir öfke duyuyorlar, zira planlarını bozan ve emellerine ulaşmada en büyük engel olarak Rojava (Batı Kürdistan) ve Başur (Güney Kürdistan) da organize olmuş Kürtleri görüyorlar.

 

Türbelerden, evliyalardan, tarikatlerden ve tasavvuftan nefret ederler.(Bu nefretlerinin arka planında Hz. Ali’ye duydukları kin vardır. Çünkü İmam Ali, şah-ı velayettir.)

Eskiden insan gücünü çoğunluğunu bedevî çöl Arapları oluştururdu. Şimdilerde ise kırsal kesimlerde ve metropollerin varoşlarında işsiz güçsüz gençler bu tuzağın avıdırlar. Denetimsiz medrese tarzı yapıların da bu değirmene su taşıdığı bilinmektedir.

 

Sertlik, şiddet, kabalık, taşkınlık bağnazlık, hoşgörüsüzlük, gibi kavramlar onların mizacına tam uygun sıfatlardır.

Çoğu İslam’a samimi inanmalarına rağmen İslam’ın özünü anlamaktan uzaktırlar. Belli ayetleri sloganlaştırarak sürekli zahire göre hareket eden bu kitleler, tabiri caizse bir “slogan-heyecan dini”ne tabi olmuşlar.

 

Kur'ân'ı çok okuyor, zâhir anlamına sarılıyor, kendi anladıklarının dışında başka bir anlam tanımıyorlar, Kendilerinin haklılık ve doğruluğundan öylesine emindiler ki, her an ölmeye, kendilerini fedâ etmeye hazırdırlar.  İnançları için tehlikelere atılmaktan asla sakınmazlar. Kendileri gibi düşünmeyen bütün insanları kâfir sayar onların öldürülmeleri gerektiğine inanır ve bu yolda son derece acımasız davranırlar.

 

Günümüzde islamofobinin oluşmasında ve İslamın dünyada bu kadar kötü bir imaj kazanmasından bu tarz yapılar sorumludur. İhtiyaç duyulan temel kavramlar; Bediüzzaman’ın  günümüz için formüle ettiği  “manevi cihad”, “ icbar yerine ikna”, “kavl-i leyyin”, “şefkat-i diniye”, “adalet-i mahza”, “dâhilde (din adına) kılıç çekilmez” ilkesi, “ahlak-ı islamiyenin fiiliyata dökülmesi” ve “topuz” yerine “nur” formülüdür.

 

Bu yol dışında din adına atılan her adım en çok dine zarar veriyor.

 

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları

21.Haziran.2015 Pazar
24.Mayıs.2015 Pazar
08.Şubat.2015 Pazar
31.Ocak.2015 Cumartesi
19.Ekim.2014 Pazar
30.Ağustos.2014 Cumartesi
07.Temmuz.2014 Pazartesi
10.Haziran.2014 Salı