25 Kasım 2017, Cumartesi

Üst Menu

Işık: Anadilde eğitimin özel okullara devredilmesinin dibinden 'çapanoğulları' da çıkabilir

Işık: Anadilde eğitimin özel okullara devredilmesinin dibinden 'çapanoğulları' da çıkabilir
Fehim Işık: Kürtler açısından kırmızıçizgi olan anadilde eğitimin özel okullara devredilmesinin dibinden, ilerde başka çapanoğulları da çıkabilir.
01 Ekim 2013
-A +A
DEMOKRATİKLEŞME PAKETİ: BEKLENTİLER, TEPKİLER... RÖPORTAJ DİZİSİ
 
Hazırlayanlar: Behmen Doğu, Zeynep Yüncüler
 
Türkiye'nin günlerdir merakla beklediği "Demokratikleşme Paketi" Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 30 Eylül 2013'de açıklandı. Pakette atılan adımları kimileri olumlu karşılarken, kimileri eleştirdi veya tamamen karşı çıktı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan pakette atılan adımları açıkladıktan sonra, bunların sadece demokratikleşmeye yönelik bir başlangıç olduğunu söylemesi, paketin devamının olacağı düşüncesini yarattı.
Ak Parti'nin hazırladığı pakette şimdilik atılan adımların başlıkları şöyle; mevcut seçim sistemi, siyasi partilere devlet yardımı, beldelere teşkilat kurma zorunluluğu, eş genel başkanı sistemi uygulama imkanı, siyasi partilere üyelikteki engeller, farklı dil ve lehçelerde siyasi propoganda yapma imkanı, nefret,ayrımcılık, yaşam tarzına müdahala gibi suçlar, klavyelere özgürlük, özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitim, köy isimlerinin değiştirilmesi, Nevşehir Üniversitesi'nin ismi Hacı Bektaş-ı Veli olacak, yardım toplamada kısıtlamalar, kamu kurumlarında başörtüsü yasağı kaldırılacak, öğrenci andı uygulaması kaldırılıyor, Midyat'taki Mor Gabriel Manastırı Süryanilere iade edilmesi ve Roman dil ve kültür enstitüsü kurulması... 
 
Dün açıklanan paketin içeriğinde bulunan neredeyse tüm bu başlıkları, farklı kesimlerden birçok yazar, gazeteci ve akademisyen Hür Bakış için değerlendirdi.
 
 
 
Fehim Işık - Gazeteci-Yazar
 
Demokratikleşme paketini genel olarak nasıl buldunuz?
 
Esasen daha paket açıklanmadan, paketin içinde nelerin olmayacağını biliyorduk. Başbakan ve hükümet üyeleri olmayacakları net ifade ediyorlardı. Olacaklar ise birkaç gün önceden dolaylı olarak basına sızdırılmış ve kamuoyunun nabzı nispeten ölçülmüştü. Bu yönüyle pakette ciddi bir sürpriz ile karşılaşmadık.
Kendi açımdan baktığımda bir tek konuda sürpriz taşıyan bir içeriğe sahip olduğunu söyleyebilirim. Doğrusu, sadece azınlık okullarında andımız uygulamasına son verilebileceğini düşünüyordum. Bütün ilköğretim okullarında andımızın kaldırılacağının açıklanması, paketin belki de en sürpriz kısmıydı.
Bütünsel bir bakış ile değerlendirildiğinde belki dağ fare doğurdu diyemem ama dağın doğurduğunun bir civcivden öte olmadığı da çok açık görünüyor. Toplumun bir kesiminin beklentilerini küçük bir kısmı ile karşılayan bir paket olmasına rağmen, esas soruna zerre çözüm getirmeyen bir paket olması itibariyle ilerde sorun çözen yerine sorun üreten bir sonuca da neden olabilir. Biliyoruz ki Kürt sorunu bu ülkenin en ciddi sorunlarından biridir. Paket de özellikle 2013 yılının başından bu yana somut bir şekilde tartışılan, “Barış ve Çözüm Süreci”nin bir tamamlayıcısı olarak gündeme gelmişti. Ancak bir kez daha gördük ki hükümetin dışlayıcı, görmezden gelen, ben yaparımcı mantığı nedeniyle hem beklentileri karşılamaktan, hem de esas soruna çözüm üretmekten yoksun bir paket ortaya çıktı. Hükümetin tek belirleyen olması da paketin sadece partisel çıkarlar esas alınarak seçim endeksli hazırlandığına dönük bir sonuca götürüyor bizi. Oysa 50 bin insanının yaşamına mal olmuş bir halkın özgürlük sorunu, seçime indirgenmeyecek kadar devasa bir sorundur ve hükümet bu konuda samimi olabilmeliydi.
 
Pakette  yer alan “Özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitim verilmesi” maddesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
 
Temel bir hakkın özel kurumlara devredilmesi, hiç kuşku yok haksızlığın ta kendisidir ve bu haksızlığın devamının tescilidir.
Peki, birilerinin dediği gibi buna rağmen önemseyelim, ‘yetmez ama evet’ diyelim. Ama niyetlerinin ne olduğunu da en azından hissedelim.
Çok açıktır ki “özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitim verilmesi” bir yönüyle ötelemeci ve zaman kazanma hedefli çalışmanın dışa vurumu, diğer bir yönüyle ise kendi dilinde eğitim almak isteyen Kürtlerin temel bir hak olan eğitim hakkının engellenmesidir. Ayrıca Kürtler açısından kırmızıçizgi olan anadilde eğitimin özel okullara devredilmesinin dibinden, ilerde başka çapanoğulları da çıkabilir. Biliyoruz ki şu anda Kürdistan’ın önemli bir bölümünde ağırlıkla dini esaslı örgütlenen cemaatler kendi özel okullarını kurmuş ve eğitim öğretimlerini sürdürüyorlar.
Elbet cemaatlerin eğitim kurumu oluşturma hakkı var. Ama ilerde devlet olanakları ile bu kurumlar maddi olarak da desteklenir, özellikle yoksulluk istismar edilerek Kürtler cemaatlerin kurduğu bu özel okullara yönlendirilirse, şaşırmamak gerekir.
Kürt halkının özgürlüğü için mücadele edenler kendi özel okullarını kursalar bile engellenmek istenecektirler, inancındayım. 90 yıllık ucube ırkçılık bu sonuca da neden oldu. Belediyelerin açtığı eğitim destek evlerine tahammülsüz davranan bir mantalite özgürlük ve demokrasi savunusunu esas alan Kürtçe okullara, yasalarda yer alsa bile tahammül etmez, edemez. Oysa esas derdi Kürt halkının özgürlüğü olmaktan öte Kürtleri kendi ideolojik şemsiyesi altında toplayıp devşirmek olanlar ise devlet/hükümet destekli bir biçimde Kürtleri bölerek yönetme/kazanma girişimini sürdürülebilirler. Özel okullarda bu niyetin tamamlayıcısı bir görev görebilirler.
 
Seçim barajı ile ilgili üç seçeneği  nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Bu ülkede belki de bir tek seçim barajı konusunda tartışmaya gerek yoktur. Önerilen yöntemlerin hiçbiri bilinmeyen, denenmemiş yöntemler değil. Her birinin sonuçlarının nasıl olacağı da az çok bellidir. Tam bu nedenledir ki tartışmaya açmayı demokratik bir niyetin sonucu değil, zaman kazanmaya dönük bir girişim olarak değerlendiriyorum.
Olması gereken çok açıktır. Baraj ya tümüyle kaldırılmalı ya da Avrupa topluluğu içindeki en yüksek rakam esas alınarak azami %3’e çekilmelidir. Oysa hükümet bunu yapmak yerine temsiliyette ciddi sorunlara yol açan 12 Eylül ucubesi bu barajı korumak; korumasa bile asgari temsiliyeti esas alacak yöntemleri öne çıkarmak amacında.
 
 TCK ve TMK’nın değiştirilmemesini nasıl tanımlarsınız?
 
TCK ve TMK’de değişiklik yapılacağına dönük yaklaşımlarla, esasen Kürt toplumuna siyaset yaptıkları için cezaevine konulan KCK davası tutuklularının serbest bırakılabileceğine dönük bir umutta pompalanıyordu. Bunun gerçekleşmeyeceği, paket açıklanmadan önce de belli olmasına rağmen bu umudu taşıyanlar vardı. Öte yandan hükümetin söylemlerine, Kürtleri ve Kürt hareketini dışlayıcı tutumuna baktığımızda, böyle bir sonucun yaşanmasının mümkün olmadığını da söyleyebiliriz.
Şunu biliyoruz; eline tek bir silah almamış Kürtler hala cezaevlerinde tutulmaya devam ediyorlar. Elbet bu haksızlığın devam etmesinin özel nedenleri vardır. En önemli nedeni ise hükümet bu tutukluların durumunu, görüştüğü/görüşmek zorunda kaldığı Kürt tarafına karşı bir koz olarak sürdürmeye devam edecektir.
 
Eğer paket genişletilirse atılacak önemli adım(lar) ne olur?
 
Adımları tek tek adlandırmaya, şu olur veya bu olur demeye gerek yok. Kürtler açısından çözümün kalıcılaşması için atılacak başlangıç adımlarından en önemlisi, deyim yerindeyse çözümün nirengi noktası, kırmızıçizgi olarak ifade edilen anadilde eğitimdir, diyebiliriz. Irkçılık ve milliyetçilikle şekillendirilmiş toplumun bir kısmında bu talep gerçekçi bir talep olarak değerlendirilmiyor. Hatta bu talep bölünmenin başlangıcı olarak da değerlendirilebiliyor. Ama gelinen durum bize bir kez daha gösterdi ki bu ülkede Kürtler tatmin olmadan, uzun erimli, ağır bedellere mal olmuş mücadelelerinin sonucunu görmeden, özgürlük, barış ve demokrasi kavgasından vazgeçmeyecek, bu kavgayı sürdüreceklerdir.
Yaşanan realite ile bunun olası sonuçlarının değerini en iyi bilmesi gereken hükümetin bizzat kendisidir. Kürt hareketi “Barış ve Çözüm Süreci” ile birlikte hükümete ciddi bir kredi açtı. Bu kredi ateşkes ile hala devam ediyor. Hükümet, kendini rahatlatan bu durumu ne yazık ki bir kez daha seçime kurban ediyor. Bu hükümet açısından da, toplum açısından da ciddi bir risktir.
 
 
Günay Aslan - Gazeteci
 
Demokratikleşme paketini genel olarak nasıl buldunuz? 
 
Türkiye’nin Kürt sorunu başta olmak üzere  yapısal sorunlarının çözümüne dair pakette dişe dokunur bir şey bulamadım. Çok zayıf, çok yetersiz bir paket. Eskiden olsaydı belki iyi bir başlangıç adımı olarak kabul edilebilirdi ama, günümüz dünyası  ve Türkiye’sine  baktığımızda nesnel gerçekliğin çok gerisinde kalıyor. Bu paket Türkiye’nin ihtiyaçlarına göre değil, AKP Hükümeti’nin siyasi amaçlarına uygun olarak hazırlanmışa benziyor. Dolayısıyla çözümsüzlüğün bir süre daha devam edeceği anlaşılıyor.
 
Pakette  yer alan “Özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitim verilmesi” maddesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
 
Bu madde Türkiye’nin inkarcılıktan kaynaklanan yüz yıllık yapısal sorunları göz önününe alındığında ileri bir adım gibi görünüyor ancak,hem  dünya insanlığının gelmiş olduğu aşama hem de Kürtlerin mücadelesinin ulaştığı düzey açısından işe yarayacağa benzemiyor. Hükümet maalesef hak gasbını çok içselleştirmiş görünüyor. Demokrasiyi ve özgürlükleriyse sindirmekte zorlanıyor. Kürtlerin anadilde eğitim hakkının özel okullara devredilmesi ve Kürtlere ‚‘paranız kadar anadiliniz‘ demesi bunu gösteriyor.  En temel hakkın bile teslim edilmesinde Kürtlerin bu kadar süründürülmesi doğru insanı çok da rahatsız ediyor.
 
Seçim barajı ile ilgili üç seçeneği  nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Seçim barajının Kürtlerin temsil hakkının engellenmesi amacıyla konulduğu biliniyor. Dolayısıyla kalıcı bir çözüm için her şeyden önce bu engelin kaldırılması; Kürtlerin demokratik iradesinin merkezi parlamentoya yansıması, demokratik katılımlarının sağlanması gerekiyor.
 
Dar bölge sistemine geçilecekse de Türkiye’de her bölgeden en çok iki milletvekili çıkacak şekilde seçim bölgesi oluşturulması gerekiyor. 550 milletvekili göz önüne alındığında bu da 275 seçim bölgesinin oluşturması anlamına geliyor. Bu konunun siyasal dinamiklerle konuşarak ve kapsamlı bir biçimde tartışarak çözüme kavuşturulması daha doğru olacağa benziyor.
 
TCK ve TMK’nın değiştirilmemesini nasıl yorumluyorsunuz?
 
Silahların susması, siyasetin konuşması isteniyorsa her şeyden önce düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün sağlanması gerekiyor. Türkiye‘de fikir hala suç sayılıyor. Demokratik siyaset yapan binlerce Kürt fikirlerinden ve demokratik tepkilerinden ötürü tutsak alınmış bulunuyor. Bunların rehin durumu devam ediyor. Ayrıca çocuklar da dahil hala her yaştan Kürtlere sadece demokratik haklarını kullandıkları için onlarca yıl hapis cezası veriliyor. Burada adaletten, demokrasiden, özgürlükten değil,  hukuksuzluk, baskı ve şantajdan söz edilebiliriz. Bu koşullarda silahın susması, siyasetin konuşması nasıl sağlanacak doğru insan merak ediyor. Silahların susması, çatışmaların tamamen son bulması için TMK’nın kaldırılması, TCK’nın da evrensel sürecin ruhuna uygun olarak köklü bir biçimde değiştirilmesi gerekiyor.
 
Eğer paket genişletilirse atılacak önemli adım(lar) ne olur?
 
Türkiye’nin  Kürt sorunu başta olmak üzere yapısal sorunları o kadar karmaşık ve o kadar ağırki bunları bir paketle çözmenin imkanı bulunmuyor. Kaldı ki zaman geçtikçe sorunlar daha da ağırlaşıyor.
 
Türkiye evet, bir süredir bunun farkında görünüyor ve bu sorunlarını çözme arayışını sürdürüyor fakat, siyasal alışkanlıkları ve iç dengeleri bunların arzu edilen zamanda aşılmasına da izin vermiyor.
 
Tabii Türkiye’nin bu sorunlarla daha fazla yol alması da mümkün olmuyor. İç  ve dış gelişmeler sorunları çözmeyi, ayak bağlarından kurtulmayı dayatıyor. Dolayısıyla bu paket genişletilmese de daha köklü önlemler içeren yeni paketlerin  veya Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere bütün toplumsal kesimleri demokrasi ve özgürlükler etrafında birleştirecek yeni bir anayasanın kısa erimde hazırlanması zorunlu görünüyor.
 
Türkiye’de her şeyden önce fikir özgürlüğün; ifade ve örgütlenme özgürlüğün yasal güvence altına alınması, özgürce siyaset yapmanın koşullarının sağlanması gerekiyor. TMK ve TCK’nın bu anlamda yeniden ele alınması, zindaların boşaltılması gerekiyor.  Bununla beraber yargı bağımsızlığının tam olarak sağlanması; ruhunu evrensel süreçten olan çağdaş hukuk sisteminin kurulması gerekiyor. Ayrıca idari mevzuatta köklü değişimlerin yapılması, merkezi yönetimin yerini özyönetimin alması gerekiyor. 
 
 

4.Gün: Süleyman Çevik, Mehmet Emin Ekmen

4.Gün: Vahap Coşkun, Xalid Sadini

5.Gün: Mehmet Bekaroğlu