25 Kasım 2017, Cumartesi

Üst Menu

İslam Dünyasında Kriz ve Biz

İslam Dünyasında Kriz ve Biz

Fetret devrindeyiz.

 

Doğru ile yanlışın aynı dükkanda satıldığı, zulmün başına adalet külahının geçtiği, insanın iyi ve kötüyü ayırd etmekte zorluk çektiği, dost ile düşmanın birbirine karıştığı inanılmaz bir devirdeyiz.

 

İman edenin namaz kılmadığı, namaz kılanın zekat vermediği, zekat verenin kul hakkına dikkat etmediği, adalet arayanın kendi egemenlik alanında zalim olmaktan geri durmadığı bir çelişkiler çağındayız.

 

Küçücük Ceylan’ı havan topu ile parçalayan, 12 yasındaki Uğur’u 13 kurşunla babası ile birlikte öldüren, Roboskili annelerin acılarına bir özürle bile karşılık vermeden onları defalarca kurşun gibi sözleri ile vuran, polislerinin silahsız göstericileri öldürmesine, kendi döneminde gerçekleşmiş bir sürü çocuk cinayetine, çocukların hapislerde tecavüze uğramasına sessiz kalmış, müslüman kimliği ile siyaset yapan bir başbakanın başka topraklardaki zulümlere ve ölümlere gözyaşı döktüğü bir devirdeyiz.

 

Kendi ülkesinin özgürlüğü için savaşan Filistin liderinin Kürtlerin özgürleşmesini ve Kürdistan’ı büyük bir tehlike olarak gördüğü, Suriye’de özgürlük savaşını finase eden Suud yönetimin Bahreyn’de  ve Mısır’da diktatörlükleri ayakta tutmak için askeri ve mali destek verdiği, Mısır’da birbirleri ile savaşanların Suriye’de ittifak ettiği inanılması güç bir çıkarcılığın kendini saklamaktan çekinmediği bir asır.

 

Kirli ittifaklar ve propaganda savaşları ile bu fetret devri karardıkça kararıyor.

 

Bu dönem, merkezinde islam dünyasının olduğu bir kriz ve cinnet dönemi.

 

Elbette bu cinnet ve fetret hali, iman ve amel ile alakalı bir hadise.

 

Mesela dininiz size arap ile acemi eşit görmenizi emreder ancak siz Türkçe ile Kürtçe’yi, Suriye ile Bahreyn’i, şia ve sünniyi eşit görmek istemezsiniz.

 

Mesela dininiz kendisi için istediğini kardeşi için istemeyeni tehdit eder, ancak siz ısrarla kardeşinizi ezerek büyümeye, onların topraklarını tel örgülerle ayırarak kendinize ait olmayan bir toprağın bütünlüğüne çalışırsınız.

 

Mesela dininiz size gayri müslimlerin hakkını korumayı emrederken, siz onların soyunu kurutmayı, soylarını kurutan soyunuzla övünmeyi seçersiniz.

 

Mesela dininiz anne babanızın aleyhinde olsa bile adalet için şahitlik etmeyi emrederken, siz üç kuruşuk dünya siyaseti namına mazlumun kanının yerde kalmasına göz yumar, sizden olan zalimi korursunuz.

 

Mesela dininiz komşusu aç iken tok olanın imanını sorgularken, siz elinizdekini fakirle paylaşmak yerine defalarca hacca gitmeyi tercih edersiniz.

 

 

Mesela dininiz başkasını yutmakla beslenen ırkçılığı yasaklarken, siz o canavarı beslemek için sizin ırkınızdan olmayan çocuklara her sabah size kurban olma yeminleri ettirirsiniz.

 

Mesela, dininiz yönetici olmayı hizmetçi olmak olarak tarif ederken, siz bir firavun edası ile hükmetme hevesine kapılırsınız. 

 

Kendi içinizde adaleti temin edemediğiniz için, maşa olmaya hazır halinizle, her zaman dış düşmanların içeriyi karıştıran ellerini kendi varlığınızı devam ettirmek için bir argüman yaparsınız.

 

Buna islamın krizi demek, Avrupa ve Batı medeniyeti ile kıyaslayıp kusuru dinde aramak İslam’ı ve Batı’yı bilmemektir.

 

Avrupa ve Batı medeniyeti yüzyıllarca bu krizi yaşadı.

 

Birbirlerinden milyonlarca insan öldürdüler.

 

En son, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ile 50 milyona yakın insanı katlettiler.

 

Baktılar ki öldürmekle olmayacak, beraber yaşamayı öğrendiler.

 

Özgürlükleri herkes için savunmayı, kanun önünde eşitliği keşfetiler.

 

İslamın 1400 yıl önce emrettiği hakikatlere çok büyük bedeller vererek ulaştılar.

 

Krizimizi İslam’a bağlamak yerine, kurtuluşumuzu onda arayarak, dinimizi sorgulamak yerine imanımızı yeniden gözden geçirerek, Esma’ları ve Ceylan’ları birbiri ile yarıştırmadan, Bahreyn ile Suriye’de rejim değişikliği isteyenlerin arasına fark koymadan, Filistin ile Kürdistan’ın işgal ve sömürülme gerçekliğini birbirinden farklı görmeden, “hak haktır, büyüğüne küçüğüne, sahibinin kim olduğuna bakılmaz” diyerek, herkesin hukukuna sahip çıkarak bu karanlıktan boğulmadan çıkabiliriz.

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.