22 Ağustos 2018, Çarşamba

Üst Menu

İsmail Beşikçi: Rojava bize Kürtlerin nasıl parçalandığını anlatıyor...

İsmail Beşikçi: Rojava bize Kürtlerin nasıl parçalandığını anlatıyor...
Nûbihar dergisinin 21. Kuruluş yıl dönümü nedeniyle düzenlen Uluslararası Din, Dil ve Kimlik konulu sempozyum yoğun ilgi gördü.
23 Eylül 2013
-A +A

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Konferans Salonunda düzenlenen sempozyuma yurt dışından ve ülke genelinden çok sayıda aydın, yazar ve akademisyen konuşmacı olarak katıldı.

 

Sempozyumda onlarca bilim adamı konuşmacı olarak yerini alırken, konukların yoğun ilgi göstermesi nedeniyle adeta izdiham yaşandı.

 

Sempozyuma konuşmacı olarak katılan ve Yaşamı boyunca Kürtler ile ilgili yazdığı kitaplardan dolayı uzun yıllar cezaevinde kalan Sosyolog Dr. İsmail Beşikçi konuklar tarafından yoğun ilgi gördü.

 

Bizler de Hür Bakış ekibi olarak sempozyuma konuşmacı olarak katılan başta İsmail Beşikçi olmak üzere bazı konuklarla Türkiye’nin Kürt dili ile ilgili politikalarını konuştuk.

 

Hür Bakış muhabiri Civan Değer’in Dr. İsmail Beşikçi, Dr. Mücahit Bilici, Prof. Dr. Baskın Oran ve Prof. Dr. Kadri Yıldırım ile yaptığı özel röportaj şöyle:

 

Dr. İsmail beşikçi

 

Bir anlamda ömrünüzü Kürtlere adadınız. Türk olmanıza rağmen Kürtler için yazdığınız kitaplardan dolayı hapis yattınız. Bu temelde verdiğiniz 50 yıllık mücadele sürecinde şimdiye dek neler değişti? Ne gibi bir değişimler görüyorsunuz?

 

1960 ve 2010, arada 50 yıllık bir mesafe var. Bu süre içerisinde tabi çok büyük değişiklikler oldu. Bu değişiklikler Kürtlerin lehine oldu. Bunun için çok büyük kanıtlar gösterilebilir. Örneğin 1960’da Kürtler inkar ediliyordu. Kürtçe inkar ediliyordu. Bugün artık bu inkarlar yok. Bunlar söylenebilir. Ama şu da söylenebilir, bu 50 yıllık mücadele sırasında çok büyük bedeller ödendi. Fakat bu ağır bedellere rağmen kazanımlar çok küçük. Bu da denebilir, ancak ciddi anlamda önemli bir değişim yaşandığını söylemek istiyorum.

 

Bundan sonra ne olur?

 

Örneğin bundan 20 sene sonra ne olabilir, bugün ki durumdan çok daha iyi bir seviyede olur Kürtler. Ne olur onu söylemem mümkün değil ama bugünkinden çok daha önemli koşullar içinde olur Kürtler.

 

Rojava için ne düşünüyorsunuz?

 

Rojava bize şunu anlatıyor; Kürtler nasıl bölündü, nasıl parçalandı, nasıl paylaşıldı örneğini Rojava’da, yani Kürdistan bölgesinde Kürtler denetimi ele geçirdikleri zaman Türkiye’de devlet hemen tepki gösterdi. Sınırlarımızda huzuru koruyacağız, sınırlarımızda olup bitenlere evet demeyeceğiz diye tepki gösterdiler. Bu Kürt’lerin Kürdistan’nın 1920’lerde nasıl bölündüğünü, parçalandığını ve paylaşıldığını gösteriyor.

 

Sizce Kürt sorunu hangi aşamada?

 

Kürt sorunu da artık uluslararası bir sorun değil. Artık Güney Kürdistan’da da yaşansa Suriye’de, Kürdistan’da da yaşansa Kürt sorunu artık bir iç sorun.

 

Kitaplarınız Kürtçe’ye çevriliyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

 

Bu tür çalışmaların Kürt bölgesinde, Kürdistan’da yapılması çok güzel bir şey. Son derece mutluluk verici bir durum.

 

Dr. Mücahit Bilici

 

Sempozyumun temelinde inanç ve din ön plana çıkıyor. Bilinen gerçeklere baktığımızda Kürt dili üzerindeki baskılar devam ediyor ve bugün burada bunu tartışıyorsunuz. Neler söyleyeceksiniz?

 

Kürtlerin dini serbest bırakılıyor ama dili yasaklanıyor. Hatta din teşvik ediliyor fakat dil yasaklanıyor veya bastırılıyor. Bu insana bir yerde insan ol, başka yerde de insan olma demekle eşdeğer bir tutum. Çünkü insana dili de dini de insan için mümkün kılan aynı şeylerdir. Dini olanların dili vardır ve dini olanların dile ihtiyacı vardır. Kürtlerin dini serbest bırakılıyor. Ama dili yasaklanıyor.

 

Anadilde eğitimin olmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Türkiye’de anadilde eğitim hakkının devlet tarafından verilmiyor. Sadece özel okullarda anadilde eğitim verilebilir gibi bir yaklaşım var. Bu çok eksik, kategorik olarak anadilde eğitim hakkının tanınması gerekir. Kürtler bunu istemese de ki böyle bir şey söz konusu değil, devlet bu hakkı tanımak zorundadır. Bu hakkı vermek zorundadır. Bunu yapmadığı sürece demokrat bir ülke diyemez kendisine.

 

Prof. Dr. Baskın Oran

 

Demokrasi paketini nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

İktidar partisinin iki niteliği var. Biri itaatçi değil, bu çok iyi bir şey. Çünkü şimdiye kadarki hiçbir hükümetin düşünmeyecekleri reformları bunlar yapıyor. Hem gayri Müslimler konusunda hem de Kürt’ler konusunda. Bu güne kadar ciddi anlamda demokratikleştirme getirdi bu hükümet. Fakat ikinci bir nitelik, iktidarın bireyin özgürlüğü diye bir kavramın kendilerinde olmayışı; muhafazakar, dinci, tutucu kasabalarda yetişmiş olması sorun oluşturuyor. Bu durumlarda ileri gitmeye korkuyor. 1982 – 12 Eylül anayasasının devletin dili Türkçedir ibaresi aynen tekrar etmesi bunun sonucudur. Devletin dili Türkçedir diye bir şey olmaz. Çünkü devletin dini yoktur dili de olmaz. Nasıl devletin dini olmazsa devletin dili de olmaz. Çünkü devletin dini olursa o devlet içindeki başka dinler yaşayamaz. Devletin dili olursa başka diller de yaşayamaz. Onun için devletin dili değil de resmi dili olur ve bunda da her türlü dil konuşulur. Herkes kullandığı dilden de eğitim yapma hakkına sahip olur. Onun için 12 Eylül anayasasını aynı MHP gibi korumaya kalkışması iktidar partisinin bu tatsız niteliğini ortaya koyar. Bu açıdan iktidar partisinin MHP’den bir farkı olmaz.

 

Rojava ile ilgili neler düşünüyorsunuz? Bilindiği gibi Rojava halkına karşı savaşanların Türkiye tarafından destek aldığı söyleniyor. Rojava üzerinde ambargolar var. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

 

Bildiğim kadarıyla Türkiye’nin dış politikası 2010 sonuna kadar mükemmel idi. 2011 Mart’ından itibaren bu Arap baharının Suriye’ye ulaşması bugüne kadar Türkiye’nin söylediklerini aynen tekrarlayayım. Esad’in birden bire koltuk ve can derdine düşerek artık Türkiye AKP iktidarının dediklerini yapmamaya başlamasıyla ortalık birden bire karıştı ve Türkiye cumhuriyeti o güne kadar gıdım gıdım inşa etmiş olduğu itimadı Ortadoğu halkları nezdindeki güvenini mahf etti. Bırakın Esad’ı şimdi buna Suriye halkı bugünden sonra artık Türkiye’ye güvenmez. Zaten Hatay’ı unutmuş değil. Özellikle helikopter olayından sonra Türkiye’ye hiç güvenmez. İkincisi AKP kendisine yardımcı olacak iktidarlar istiyor. Müslüman kardeş iktidarları istiyor. Oysa Rojavalı Kürtler Müslüman kardeş iktidarının bir istinası ona karşı çıkan bir unsur. Dolayısıyla Rojava konusunda Kürtlere hiç sıcak yaklaşmadı. Bu, Kürt oldukları için değil, Müslüman kardeş iktidarına taş koyabilecek korkusuyla destek vermedi. İktidar Türkiyeli Kürt’lerle de arasını bozdu. Ama tabi ki Türkiyeli Kürtler de Rojava konusunda karışmaması gerekiyordu.

 

Önümüzdeki seçimlerde sizce Ak Parti’nin durumu ne olacak?

 

Önümüzdeki seçimlerde AKP kendisine oy verebilecek muhafazakar kitlenin hoşuna gidecek çok güzel işler yapacaktır.

 

Ne gibi?

 

Devletin dili gibi…   

 

Prof. Dr. Kadri Yıldırım

 

Kürt halkı anadilde eğitim istiyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi alabilir miyiz?

 

Seçmeli Kürtçe dersi anadilde eğitimin yerini tutuyor diye bir iddiada bulunmak son derece yanlış ve tehlikelidir. Fakat seçmeli Kürtçe dersi iyi değerlendirilirse gelecek adına bir ön hazırlık sayılabilir. Yarın öbür gün anadilde eğitim kararı alındığında hiç olmazsa elinizde iyi yetişmiş bir hoca kadrosunun olması, bir de ders materyallerinin olması birer avantajdır. Bunu inkar etmek mümkün değildir. Fakat öteden beri söylediğimiz şudur, devlet anadilde eğitim kararını hemen almalı. Hiç geciktirmeden anayasal zeminde hemen bunu güvence altına almalı. Fakat bunun hazırlığını Kürt enstitüleri, Kürt dil dernekleri ve Kürtçe konusunda çalışma yapan diğer Kürt kurumlarıyla birlikte yapmalıdır. Bu takvim içerisinde 2-3 yıl ilköğretimin alt yapısı hazırlanmalı ve hemen eğitim öğretime başlamalı. Daha sonra ortaokul ve liselerde bu eğitim çalışmaları uygulamaya geçmeli ve ardından üniversitelerde gerekli çalışmalara aşamalı olarak başlamalı.

 

Bu çalışmaların başlaması için devlet gerekli altyapıya hazır mı?

 

Hazır değil ama hemen harekete geçmeli ve gerekli hazırlıkları yapmalıdır. Henüz hazır değiliz diye bahaneler de öne sürmemeli. Hazır olmayabilir ama hemen başlamakta fayda var. Gerekli alt yapı olmasa bile bunun sorumlusu Kürtler değil devlettir.