22 Nisan 2018, Pazar

Üst Menu

Kur’an ve Hadisler Işığında Ezen ve Ezilenlerin Durumu*

Kur’an ve Hadisler Işığında Ezen ve Ezilenlerin Durumu*

Değerli misafirler. Kur’an Mealimu Fitteriqtir. Yani yoldaki işaretlerdir. Kur’an yol gösterir. Rehberdir. Kur’an tüm insanlara inmiştir. Ya Eyyühennas diye başlayan ayetler çoktur. Kur’an apaçık ortadadır. Hiçbir kişinin, milletin, ırkın, mezhebin tekelinde değildir. Kim Kur’an’a sahip çıkarsa Kur’an onundur. Kur’an kolay anlaşılır. Hacc 16: “Böylece biz Kur’an’ı apaçık âyetler hâlinde indirdik. Şüphesiz Allah, dilediğini doğru yola iletir.” Ayetin anlatmak istediği şudur. Kur’an anlaşılırdır. Bu yüzden esas olarak Kur’an’ı temel almak gerekir. Oysa bazıları Kur’an’ı adeta es geçerek bazı rivayetler üzerinden bir din algısı oluşturmakta ve din adına açıkça zulüm etmektedirler. Konuşmamın sonunda, bu savrulmanın en bariz örneğini oluşturan Beni Kureyza olayı üzerinden bu durumu açıklamaya çalışacağım.

 

Zulüm

 

Kur’an’da zalim kavramı tam 138 ayette geçer. Kur’an’da en çok geçen kelimelerden biri de budur. Buradan Kur’an’ın zulme özellikle ve önemle karşı çıktığını anlıyoruz.

 

Bakara 193: “Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık düşmanlık yalnız zalimlere karşıdır.” Buradaki ayetten anlaşılan şudur. Zulme karşı savaşmaya Allah izin vermektedir. Kur’an’ın kesin tanımlamaları çerçevesinden ayrı olarak neyin zulüm olup neyin olmadığına ise insanların kendisi karar verir. Bu bağlamda tabi ki şirk en büyük zulümdür. Bunu akıl yoluyla bulmak mümkündür. Ancak zihinlerde oluşturulan dini bariyerlerle bu çabalar adeta kısırlaştırılmıştır. Örnek olarak Kürdistan’da insanlığı yakıp kavuran zulümlere ve kıyımlara karşı Rabbanilik temelinde gelişmiş sahici bir İslami hareket henüz varlık bulamamışsa, bunun en önemli sebeplerinden biri bu akıl yolunun gelenek duvarıyla kapatılmış olmasıdır. Keza ahbarilikten kurtulamayan gelenekçi bu algı, dünya sistemine rağmen var olabilmiş bir zihniyet ve zemin de henüz temin edilmiş değildir. Dolayısıyla neyin zulüm ve kimin mazlum olduğu konusu bireysel paradigmalara feda edilmiştir.

 

Yine bu ayetten çıkan bir başka sonuç ta şudur: İkinci cümle şöyledir: “Onlar savaşmaya son verecek olursa, artık düşmanlık yalnız zalimlere karşıdır” Buradan da şunu anlıyoruz. Savaş zamanı savaş barış zamanı barış.

 

Ancak bu ayetten önce 191. Ayet gelmektedir. Bakara 191 ise şöyledir: “Onları, bulduğunuz yerde öldürün ve sizi çıkardıkları yerdensiz de onları çıkarın. Fitne, öldürmekten beterdir. Onlar, size karşı savaşıncaya kadar siz, Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa siz de onlarla savaşın. Kafirlerin cezası işte böyledir.” Bu ayeti bazıları kasten yanlış yorumlamaktadır. Bu ayet topraklarından sürülüp çıkarılanların, kendilerini bu topraklardan çıkaranları buldukları yerde öldürülebileceklerine izin veren bir ayettir. Çünkü ayet “sizi çıkardıkları yerdensiz de onları çıkarın” diyor. Demek ki belli biryerde olan bir kavim vardır. Bu kavimi birileri zorla topraklarından çıkarmıştır. İşte Allah bu işgal edenlerin bulundukları yerde öldürülebileceğine izin veriyor. Ayetin devamında da bu işgalin fitne olduğunu ve fitnenin adam öldürmekten daha kötüolduğu belirtiliyor. Fitne kavramını Allah Kur’an’da böyle tanımlıyor. Oysa klasik fitne anlayışı nedir? Halifeye karşı gelmek. Yani iktidara karşı gelmek. Yani Muaviye’ye karşı gelmek. Hatta Kenan Evren’e karşı gelmek. Hatırlayın bir alim Kenan Evrene, darbeye karşı gelmenin fitneolduğu yönünde fetva vermişti.

 

Ali İmran 57: “İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Allah onların mükâfatlarını tastamam verecektir. Allah, zalimleri sevmez.” Bu ayetin “Allah zalimleri sevmez” şeklinde bitmesi manidardır. Buradan salih amelin yani iyi iş olarak nitelendirilen şeyin öncelikle zulme karşı çıkmak olduğunu anlayabiliriz.

 

Değerli arkadaşlar! Biz Kur’an’ı bu şekilde anlıyoruz. Bizim Kur’an’ı bu şekilde anlamamızın önünde hiçbir engel yoktur. Çünkü Kur’an direkt Ey İnsanlar! Ya da Ey Müminler! Diyerek bize hitap etmektedir. Biz Kur’an’ı Emeviler ya da Osmanlılar gibi anlamak zorunda değiliz. Kim Kur’an’a iman ederse Kur’an onun kitabıdır.  

 

Adalet

 

Adalet ise 32 yerde geçer. Enam 115: “Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, işitendir, bilendir.” Rabbimizin sözü Kur’an’dır.

 

Nahl 90: “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” Değerli Misafirler! Öğüt kelimesi nasihat kelimesiyle eş anlamlıdır. Öğüt “Bir kimseye yapması veya yapmaması gereken şeyler için söylenen söz” demektir. Yani Allah burada sözünü söylüyor. Allah sözün doğru olanını söylüyor. Yukarıda sözünü ettiğimiz ayetler de Allah’ın sözüdür. Rabbinin sözü ise doğruluk bakımından da adalet bakımından da tastamamdır.

 

Beni Kureyza olayı

 

Değerli misafirler. Bilineceği gibi son zamanlarda özellikle Rojava’da farklı bir İslami yorum yapılmakta ve bazı guruplar tarafından insanların kellesi vurularak infazlar gerçekleştirilmektedir. Bu şekilde kelle kesmek suretiyle toplu infazlar yapmanın islama uygun olduğu iddia edilmektedir. Buna gerekçe olarak da Peygamberimizin Beni Kureyza kabilesine mensup olanlara karşı gerçekleştirdiği sözde infazlardır.

 

Hatta bazıları daha da ileri giderek kelle keserek infaz yapmanın sünnet olduğunu ileri sürmektedirler.

 

Değerli misafirler bu hadise İslam ve siyer tarihinde sadece İbni İshak tarafından rivayet edilmiştir. Yani tek kaynaklıdır.

 

İbn İshak’ın Sîret’ine göre, Medine Yahudi kabilelerinden Beni Kureyza, Medine’ye yapılan bir saldırıda [Hendek veya Ahzâb Savaşı] Kureyş ile işbirliği yapmıştır. Düşman yenilince Peygamber Beni Kureyza kabilesini kuşatmıştır. Bu arada Kureyza halkı Sa’d b. Mu’âz’ın hakemliğine başvurmuştur. Sa’d, Yahudilerin yetişkin erkeklerinin öldürülmesine, kadınların ve çocukların köle olmasına karar vermiştir. Bunun sonucunda, Medine’nin pazaryerinde hendekler kazılmış, Kureyza’nın erkekleri gruplar halinde getirilmiş ve hepsinin kellesi vurulmuştur. Öldürülen kişi sayısı hakkındaki rivayetler 400, 600, 700 ve 900 arasında değişmektedir.

 

İbn-i Hacer, bu olaya karşı çıkmış ve ilgili rivayetleri doğru kabul etmemiştir. İmam Malik ise, İbni İshak’ı bir ‘yalancı’ olarak açıkça suçlamış ve onu ‘deccâl’ ve “rivayetlerini Yahudilerden alan biri” olarak nitelendirmiştir. İbni Kayyım ve Taberide bu rivayeti çok ciddi bulmamıştır.

 

Bu rivayeti reddetmek için şunlar da söylenebilir:

 

(1) Bu rivayet savaş mahkûmları ile ilgili Kur’ân’ın öngördüğü hükümlere aykırıdır. Kur’ân hükmüne göre, esirler ya karşılıksız ya da fidye karşılığı serbest bırakılır. Bu ayet ortada iken peygamberin esir aldığı 900 kişiyi öldürttüğünü iddia edemeyiz.

 

(2) Eğer, yüzlerce insan pazarda öldürülmüş ve bunun için hendekler kazılmış ise, bununla ilgili bir iz olmalıydı. Oysa İslam tarihinde Kureyza’nın şu hendekte ya da bu çukurlarda katledildiğine dair tek bir rivayet yoktur.

 

(3) Bu katliam gerçekten vuku bulmuş olsaydı, sonraki fıkıh alimleri bunu bir emsal karar olarak kabul edeceklerdi. Gerçekteise, durum bunun tam tersinedir. Fıkıh alimlerinin tamamının hükümleri, bunun zıddına olarak “Hiçbir nefis başkasının günahının sorumluluğunu yüklenmez” şeklindeki Kur’ân ayetine uygundur.

 

(4) Diğer detayların da kabul edilmesi zordur. Yüzlerce insanın Beni Neccarlı bir kadına ait tek bir evde hapsedilmiş olması nasıl mümkün olabilir? Yani en az 400 en fazla 900 kişi bir eve nasıl hapsedilebilir? Rivayet diyor ki hepsi bu eve hapsedildi sonra başları kesilerek kuyulara dolduruldu.

 

Bununla birlikte, Kureyzâ rivayetlerinin kökenleri daha eski olaylarda aranmalıdır. Şöyle ki: M.S. 68-70 yılları arasında Romalı’lara karşı verilen savaşlarda mağlûp olan Yahudi fanatikleri ve sicarii’ler Masada’daki sarp kaleye kaçıp sığınmışlardır. Bu Yahudi savaşının kaynağını anlatan kişi Flavius Josephus isimli bir Yahudi’dir.

 

(1) Josephus’agöre, Kudüs’üidareedenRomalı Alexander, 800 Yahudi’yi esir almış ve gözlerinin önünde eşlerini ve çocuklarını boğazlamıştır.

 

Bu ikiolayın [Masada ve Kureyza] önemli ayrıntıları, özellikle öldürülen kişi sayısı dikkat çekecek derecede birbirine benzemektedir. Masada’da, en sonda ölmüş olan kişi sayısı 960’tır.  Fanatik sicarii topluluğundan öldürülenlerin sayısı da 600 idi.

 

Aslında burada, basit bir benzerlikten öte bir gerçekle karşı karşıyayız. Artık Beni Kureyza olayının nereden kaynaklandığı anlaşılıyor. Masada için anlatılanları Beni Kureyza olayından 100 yıl sonra Beni Kureyza halkının torunlarının karıştırmış olması yüksek ihtimaldir. Bu karışım İbni İshak’ın rivayetinde de yer almıştır. İbni İshak Hicri 145 yılında vefat etmiştir.

 

Bugün ise her rivayeti doğru kabul eden bazı selefiler bu olayı örnek almakta ve düşman kabul ettikleri kimseleri topluca katletmektedirler. İslam dini barış dinidir. Kur’an insanları katletmek için değil daha bir insanca yaşatmak için inmiş bir dindir.

 

Aslen Yahudi kökenli olan İbni İsak’ın bu rivayeti birçok haksızlığın, hukuksuzluğun, zulmün fıkhına referans olmuştur. Dinin saltanatların güdümüne girmesiyle birlikte, egemenler, güçlüler kendi muhaliflerini bu fıkıhla imha etmişlerdir. Aynı dinden olan insanlar, muhaliflerini sırf biat etmedikleri, sözlerinde durmadıkları veya çift başlılığı ortadan kaldırmak maksadıyla mazlum insanlar rahatlıkla imha etmişlerdir. Osmanlı imparatorluğu kurulmadan önce beylikler yine bu fıkıh doğrultusunda, kendi aralarında yaptıkları savaşta onların hanımlarını cariye almış ve esirlerini de yol boyunca boğazlayarak imha ettiler.

 

Daha yakın tarihten bir örnek vereyim… İmam Humeyni, “Kürdistan’daki güçlerle müzakereye gidenlere öfkelenerek şöyle diyordu: Hz. Peygamberin emriyle, onun huzurunda Beni Kureyze Yahudilerinin boğazlarının kesilerek öldürmesi gibi, siz de önce onları imha edin ve ardından onlarla konuşmaya gidin” diyordu. Daha sonra cezaevlerinde öldürülen siyasi mahkumlar da aynı fıkıh referans gösterilerek katledilmiştir. (İsteyen Youtube’den İmam Humeyni’nin bu konuda yaptığı açıklamayı içeren bu videoyu rahatlıkla bulabilir.)

 

“Kuduz bir köpeği bile öldürmek zorunda kaldığınızda merhametle öldürün” diyen bir dinin, uyduruk bir rivayetle ne hale getirildiğinin yakın tarihteki en bariz örneği de, tekfircilerin esirleri, sivilleri, savaşma gücüne sahip olmayanları boğazlayarak öldürmesidir. Yine onlar tarafından reklam amaçlı çekilen videolarla propaganda aracı yapılmasında bunun bir fıkıha dayandırılması ile açıklayabiliriz.

 

Peygamberin tek bir saldırı savaşı yoktur. Bütün savaşları tehlikeyi bertaraf etmek ya da meşru savunmada bulunmak için yapılmıştır. Dikkat edin. Mekke’yi devasa bir güçle fetheden Peygamber yıllarca savaştığı Kureyşli düşmanlarını bile öldürmemişken şimdilerde din adına pervasızca hem de dini gerekçe göstererek insan öldürmenin islamla uzaktan yakından ilgisi yoktur.

 

*Bu yazı 26.01.2014 tarihinde Demokratik İslam Kongresine hazırlık mahiyetinde Van TSO salonunda yapılan “İslami İstişare Paneli” nde yapmış olduğum sunumun metnidir.

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.