21 Kasım 2019, Perşembe

Üst Menu

Kürt Siyasetinin Bitmeyen Sevdası: Türkiyelileşmek

Kürt Siyasetinin Bitmeyen Sevdası: Türkiyelileşmek

Son zamanlarda yeniden tartışılmaya başlanan ve özellikle HDP üzerinden gerçekleşmesi düşünülen Türkiyelileşme meselesi, anlaşılan daha uzun süre Kürtleri meşgul edecek. Biraz tarihi geriye sararak Türkiyelileşme meselesinin Kürtler açısından getirdikleri ve götüreceklerine bakmakta yarar var.

 

Osmanlının egemenliği altında bulunan milletlerin tamamı zamanla ayrılarak ayrı devlet kurma mücadelesi içerisine girerken Kürtler daha çok birlikte yaşama konusunda ısrarcı olmuşlardır. Kürt Beyliklerinin 19. Yüzyıldaki tüm isyanları yerel özerkliklerini korumaya dönük olmuştur. Ulusal birlik kurma düşünceleri olmadığı gibi bir bölgedeki isyanın bastırılmasında diğer beylikler Osmanlı’nın yanında yer alarak katılmışlardır. Osmanlı, her isyandan sonra isyanın önde gelen liderlerini aileleriyle birlikte ya sürgüne göndermiş ya da İstanbul’da iskâna mecbur etmiştir. Bu uygulama Kürdistan’da ulusal bir mücadeleyi örgütleyecek, halka öncülük edecek kadroların oluşumunu da engellemiştir. Sürgün edilenler ya zamanla kaybolmuşlar ya da devletle işbirliği içerisine girerek önemli mevkilere gelmişlerdir. Bu uygulamanın sonucu olarak Kürt toplumunda din adamları ve şeyhler 19. Yüzyılın sonundan itibaren daha fazla öne çıkmaya ve topluma liderlik etmeye başlamışlardır. Ancak Kürt Beyliklerinden farklı olarak özerk olan bir konumları olmadığından Osmanlı’dan ayrılarak bağımsızlıkçı bir çizgide olmuşlardır. Şeyh Ubeydullah Nehri, Şeyh Mahmut Berzenci, Şeyh Said gibi. 

 

Milliyetçilik Osmanlı egemenliğindeki uluslar arasında yayılmaya başladığında da Kürtler Türklerle birlikte ortak örgütlenme ile Osmanlıyı yeniden inşa etme çabasına katılmışlardır. Şeyh Ubeydullah Nehri hareketinden sonra 1923’e kadar geçen dönemde Kürtler Osmanlı’nın bekası için çaba ve mücadele vermişlerdir. Balkan milletleri Osmanlı’dan ayrılırken merkezi bir ulus devleti inşa amacındaki milliyetçi Türklerin öncülük ettiği İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin beş kurucusundan ikisinin Kürt olması Kürtlerin 20. Yüzyılın başında içerisinde bulunduğu durum açısından son derece ilgi çekicidir. Kürtlerin bu tutumunun en önemli nedeni Türklerle aynı dine mensup olmalarıdır. İslam kimliği Kürtleri Türklerle birlikte tutmanın aracı ve kolaylaştırıcı faktörü olmuştur. Türkiyelileşme çabası 1923’ten sonra yerini bağımsızlık yanlısı eğilimlere bırakmıştır. Azadî ve Xoybûn en belli başlı örgütlemeler olarak bu dönemde ortaya çıkmışlardır. Bu hareketlere egemen olan milliyetçiliktir.

 

1938-1960 dönemi Kürtler açısından sessizlik dönemi. Bu döneminden sonra 1960’lı yıllarda Türkiye metropollerinde Kürt üniversite öğrencileri arasında sol görüşler “Türk solu”nun etki alanında gelişmeye başlamıştır. Bu dönemdeki Türk solu özünde Kemalist’tir ve Kemalist devrimi tamamlamayı temel amaç edinmiştir daha çok. Bir süre sonra Kürtler önce FKF’de adeta atılarak ayrılırken sonrasında TİP’ten de ayrılırlar. DDKO’nun kurulması Kürtler arasında bağımsızlıkçı eğilimlerin gelişiminin sonucu ve ayrı örgütlenme ihtiyacından doğmuştur. Bu ayrılmada temel etken Kürt devrimcilerinin Kürt/Kürdistan meselesinin sınıf mücadelesinden ayrı örgütlenme ve mücadele yöntemleriyle çözülmesi gerektiği sonucuna ulaşmalarıdır. Elbette bu ayrı örgütlenmeye gitmekte Güney Kürdistan’daki mücadelenin de önemli bir etkisi vardır.  

 

Ayrılmanın nedenleri arasında Kürdistan’ın statüsü başta gelmekle birlikte ideolojik bakış ve öncelikler de diğer önemli etkenlerdir. 1970’li yıllar Kürtler açısından da ayrışma yıllarıdır aynı zamanda. Ancak ortaya çıkan tüm örgütler Kürdistan’ın sömürge olduğundan hareketle her türlü mücadele yöntemini kabul eden programlara sahiptiler.

 

1980 darbesi ve sonrasında söylenen birçok şeyin sadece programlarda yazılı olarak kaldığı görülecek ve silahlı mücadeleyi hayata geçiren hızla kitleselleşecekti. Türkiye’de tüm muhalefet güçlerinin susturulduğu koşullarda ortaya çıkan güçlü bir Kürt hareketi hem Kürt/Kürdistan meselesinin çözümünü gündeme getirdi hem de Türkiye’deki muhalefet boşluğunu da doldurma işlevini görmeye başladı. Bu durum daha önce küçümsenen, akıl verilen Kürt hareketini Türk solu açısından da çekim merkezi haline getirdi.

 

Bu koşullarda artık Kürt hareketinden sadece Kürtlerin değil Türklerin de beklentileri vardı. Sistemi değiştirmek, hatta mümkün ise kendileri için de devrim yapmak beklentisine kadar giden ağır bir yüktü yüklenen. Kürt/Kürdistan meselesinin çözümündeki asıl aktörlüğe Türkiye’ye demokrasi getirme gibi bir misyon yüklenmeliydi. Bu sayede muhalefet gücü oluşturamadıkları AKP iktidarını da değiştirmek olanaklı olurdu belki de!

 

Oysa tam tersine güçlenen, deneyim kazanan bir Kürt siyasal hareketinin önceleyeceği ilk hedefi Kürt/Kürdistan meselesinin çözümünü sağlamak olmalıdır. Sisteme muhalif, ötekileştirilen, dışlanan tüm kesimlere düşen öncelikli görev de Kürt hareketinin çözüme dönük adımlarına katkı sunmak olmalıdır. Türkiye’nin demokratikleştirilmesi desteklenmesi adına Kürt/Kürdistan meselesinin ötelenmesi gibi bir riski barındırmamalıdır. Unutulmaması gerekir ki, Kürt/Kürdistan meselesi bir demokratikleşme meselesi değildir.

 

Kürt legal siyasal hareketinin seçimlerde belirli sayıda Türk solu adayını desteklemesi anlaşılırdır. Ancak dinamik kitlesini birlik adı altında iktidara daha güçlü muhalefet adına seferber etmesi anlaşılır değildir. Kendi önceliklerini Kürtlerin önceliğinin önüne koyan sol, Kürt/Kürdistan meselesinde kendine bir görev çıkarmayacak ve fatura kesmeyecektir. Başarısızlık halinde de bunun faturasını Kürt hareketine kesecektir. Bu her alandaki mücadelenin faturasını Kürde kesmek olur ki, Kürtlerin mücadele azmini ve direncini kıracağı gibi ayrışmayı da beraberinde getirir.

 

Daha ilk seçime girmeden yetkili ağızlar tarafından reddedilmeyen, hatta dolaylı olarak kabul edilen HDP-CHP seçim ittifakı Kürt siyasal hareketinin Kürdistan dışındaki kitlesinin sistemin kurucu anlayışına entegre edilmeye çalışıldığı kaygısının ne kadar haklı olduğunu göstermektedir. Kürtlerin mücadele sonucunda ulaşmak istedikleri hedef İstanbul Belediye başkanının kim olacağı değil Kürdistan’a statü tanınmasıdır.

 

Herkesin üzerinde neredeyse hemfikir olduğu bir husus, mevcut Ortadoğu denkleminde Kürtlerin dikkate alınması gereken ciddi bir aktör olduklarıdır. Bu nedenle Kürtlerin önündeki en elzem mesele tüm parçalardaki siyasal güçleri arasında birlik sağlamak meselesi olmalıdır. Ulusal Kongrenin toplanamamış olması ve belirsizliği birlik meselesinin tartışılmasını engellememelidir. Bunun için yapılması gerekenlerin başında halkın siyasal güçlere baskı yaparak Kongrenin toplanmasını ve ulusal bir otoriteyi getirecek mekanizmanın oluşmasını sağlamaktır. 4 parçayı birleştirme olanağı olmayabilir. Ancak aramızda çizilen sınırları de facto ortadan kaldırmak mümkündür. Ancak ne yazık ki bunu gerçekleştireceğimize sınır kapılarımızı daha da tahkim etmekteyiz. Yapılması gereken bu tür davranışlara karşı dururken kazanımlarımız ve değerlerimize zarar vermemektir. Temel öncelik Türkiyelileşmek değil Kürdistanileşmektir. Ancak bu gerçekleştiğinde ortaklaşmayı tartışma ve gerçekleştirme şansımız olur.      

 

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.