20 Temmuz 2018, Cuma

Üst Menu

Kürt ve Kürdistan Sorunu ve Tam Demokrasi

Kürt ve Kürdistan Sorunu ve Tam Demokrasi

Bilindiği üzere 19 Nisan 2013 tarihinde Akil Adamlar Doğu Anadolu Grubu Van’da bir takım etkinliklerde bulundu. Bu bağlamda belli tarihte Van ilinde Sivil Toplum Kuruluşlarına yönelik olarak bir toplantı düzenlendi. Toplantıya 200-300 civarında kişinin katıldığını düşünüyorum. Doğrusu söyleyecek sözü olanların en az 5 dakikalık bir konuşma fırsatı yakalayacağını düşünüyordum. Ancak toplantı başlayınca bırakın 5 dakikalık bir konuşma süresini bir iki dakikada sözlerin kesildiğini ve çok kısa söz hakkı verildiğini müşahede ettim. Bu bağlamda özetlediğimiz konuşma metninin tamamını yazı olarak okurların dikkatine sunuyoruz.

 

“Saygıdeğer sivil toplum temsilcileri, değerli akil adamlar gurubu

 

Öncelikle akil adamlar gurubuna kendimizce biçtiğimiz rolden burada söz ederek başlamak istiyorum.  Bildiğimiz gibi Bizim/bizlerin Kürdistan dediği ancak resmi kayıtlarda Doğu Ve Güneydoğu Bölgesi olarak zikredilen bölgenin yaşanan barış sürecine % 90'ın üzerinde destek verdiğini hepimiz biliyoruz.  Ancak bu desteğin diğer bölgelerde % 60'lar düzeyinde olduğu söylenmekte. Bunun için diğer bölgelerde faaliyet yürüten akil adamlar gurubunun görüş almaktan ziyade ikna etmek ve bazı endişeleri gidermek gibi bir misyon yüklenmesi makbuldür. Ancak Kürdistan bölgesinde faaliyet yürüten akil insanların ise ikna etmekten ziyade görüş almak gibi bir misyonları olduğunu düşünüyoruz. Şimdiye kadar gördüğümüz kadarıyla akil insanlar da bu çerçevede faaliyet yürütmektedirler. Bunun bu şekilde devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Dolayısıyla akil insanların konferans ve panel gibi etkinliklerde konuşmaktan ziyade mesailerinin çok büyük bir kısmını bu şekilde dinleyerek geçirmelerinin daha doğru olduğunu düşünüyoruz.

 

Bu bağlamda doğal olarak bizde görüş bildireceğiz. Uzun yıllardır beklediğimiz ve özlediğimiz “sorunu silahla değil konuşarak çözmek” şeklindeki beklentimizin bugünlerde gerçekleşiyor olmasından mutluyuz ve umutluyuz. Şiddeti bir yöntem olarak benimseyip bu şekilde çözüme ulaşmanın nelere mal olabileceğini en yakınımızda Suriye’de müşahede etmekteyiz. Eğer aralarında sorun olan tarafların elinde silah varsa her iki tarafı da destekleyecek o kadar çevre ve güç var ki! Bu şekilde sonuca gitmenin esasında imkânsızlığını da anlamış olmak büyük bir kazanım ve aşamadır. Bu yüzden yaşanan süreç hayati önemi haiz olup heba edilmemesi gereken bir süreçtir.

 

Sorunu üç ayrı zaman dilimi üzerinden de değerlendirmek mümkündür. Birinci dilim son otuz yıllık çatışmalı süreçtir. İkinci dilim 90 yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yaşananları oluştururken üçüncü dilim ise 200 yıl hatta daha öncesinden süregelmekte olan Kürt ve Kürdistan meselesidir. Kürt ve Kürdistan sorununu cumhuriyet öncesinden itibaren ele almanın çözümü kolaylaştıracağını söyleyebiliriz. Tersi bir tutum ise çözümü zorlaştıracaktır.

 

Sorunu, çözüm bağlamında ise iki boyutlu ele almak mümkündür. Bu boyutlar da esasında birbiriyle yakından ilişkilidir. Birinci boyut Kürt ve Kürdistan sorunu iken ikinci boyut tam demokratik bir düzen kurmanın hayati önemidir. Öncelikli ihtiyacımız ise tam demokratik bir düzendir. Bu oluştuktan sonra her türlü sorunu konuşarak çözmenin yolu kendiliğinden açılacaktır.

 

Bunun için de Kürt ve Kürdistan sorunundan ziyade tam demokratik bir düzen ile ilgili görüşlerimi belirtip konuşmamı sonlandıracağım.

 

Konu tam demokrasi olduğu zaman öncelikli mesele anayasa problemi olmaktadır. Bu bağlamda öncelikle 66. Maddede düzenlenen vatandaşlık tanımının düzeltilmesi şarttır. 66. Madde şöyledir: “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” Bu madde iki açıdan problemlidir. Birincisi devleti Türk devleti olarak tanımladığı içindir. Oysa bu devlet sadece Türklerin devleti olmayıp yaklaşık 36 etnik grubun devletidir. Dolayısıyla öncelikle devletin salt Türklerin devleti olmaktan çıkartılması gerekir. İkincisi ise şudur: Bu devlete bağlı olan herkesi Türk kabul etmekten vaz geçilmelidir. Ancak burada burnumuza kötü kokular gelmektedir. 66. Maddeyi değiştirip başlangıç hükümlerinde Türk Milleti kavramını muhafaza etmek gibi bir ihtimal belirmiştir. Bize göre Anayasanın hiçbir yerinde “Resmi Dil Türkçedir” dışında Türk ifadesi geçmemelidir. Bu ifade anayasadan çıkarılırsa sonrasında bütün kanun, tüzük, yönetmelik gibi yasa metinlerinden Türk kavramının çıkartılması gelecektir. Çünkü Türk kavramı anayasada ya da sonrasında yasalarda yer alacaksa Türklerin diğer etnik kesimlere olan üstünlüğü devam edecektir. Çünkü ancak o zaman Türklerde tıpkı Kürtler, Araplar, Çerkesler ve diğer etnik kesimlerin düzeyine inmiş olacaktır.

 

Yerinden yönetim ilkesi mutlaka benimsenmeli ve metne geçmelidir. Türkiye Cumhuriyetinin resmi dili Türkçe, bayrağı ay yıldızlı bayrak olarak kalabilir. Ancak oluşturulacak eyalet meclislerinin alacağı kararla Türkçenin yanında ikinci üçüncü dördüncü resmi dillere izin verilmeli ve resmi bayrağın yanında başkaca bayraklar da olabilmelidir. Eyaletlerin nispi ekonomik bağımsızlıkları temin edilmelidir. Ülkenin en az 15 en çok 25 eyalete bölünmesi sağlanmalıdır. Cumhuriyetin insan haklarına saygılı değil dayalı bir devlet olacağı da metne konulmalıdır.

 

Uzun vadeli bu çözüm önerilerimizin dışında kısa vadeli öneriler olarak da şunlar söylenebilir. Yaşanacak bir barış onurlu bir barış olmalıdır. Çünkü Kürt sorunu aynı zamanda bir onur sorunudur. Kürtler aşağılamanın her türlüsünü yaşamıştır. İsyan eden Kürtler Osmanlı döneminde eşkıya Cumhuriyet döneminde ise terörist olarak kabul edilmişlerdir. Süreç boyunca dile dikkat edilmelidir.

 

Bilindiği gibi hem Osmanlı hem de cumhuriyet idaresi Kürt isyanlarının liderlerini zamanında “elebaşı” şimdilerde ise “terörist başı” olarak tanımlamış ve idam etmeyi bir yöntem olarak benimsemiştir. Son Kürt isyanının liderini ise idam edememiştir. Ancak hala hapiste tutmaktadır. Bu bağlamda Abdullah Öcalan’ın serbest kalması hayati öneme haizdir.

 

KCK adı altında tutuklananların hızlı bir şekilde tahliye edilmeleri sağlanmalıdır. Çünkü bu konuda hızlı davranılması süreci geri dönülmez bir şekilde kalıcılaştırabilir. Nihai olarak da suça karışmış olup olmamasına bakılmaksızın bütün siyasi tutuklu ve hükümlülere yönelik olarak bir genel af çıkarılması şarttır. Suça karışmış olanlara yönelik olarak çıkarılacak bir genel af neden zorunludur? Çünkü mütekabiliyet esası gereği bu gereklidir. Çünkü devlet özellikle 1980 ile 2000 arasında Kürtlere yönelik olarak faili meçhul cinayetler işleyen ve özellikle köyleri boşaltanlara yönelik olarak hiçbir ciddi yargılama ve hesap sorma faaliyetine girişmemiştir. Yani Ergenekon vesilesiyle ve bu ad altında bile olsa soruşturmada Fırat’ın ötesine geçmemiştir. Bunu yapmayan devletin suça karışmış olup olmamasına bakmaksızın bir genel af çıkartması zorunludur. Eğer barışıyorsanız ve onurlu bir barışı hedefliyorsanız gerillayı öldüren güvenlik görevlisinden nasıl hesap sormuyorsanız devlete isyan eden ve bu bağlamda çatışmada güvenlik görevlisi öldüren gerilladan da artık hesap soramazsınız. Eşitlik, denklik ve yine mütekabiliyet esası bunu gerektirir. Onurlu barıştan kastımız budur.

 

Bütün bunlar yapıldıktan sonra demokratik bir ortamda halkın isteğine bağlı olarak ve referanduma gidilerek Kürtler ister federasyon sistemini isterse bağımsızlığı savunabilir ve gerçekleştirebilir. Yani bağımsızlığı, federasyonu ya da konfederasyonu bile soruşturma geçirmeden savunacak bir ortam demokratik bir ortam olarak kabul edilebilir.Çünkü tam demokratik bir ortamda bu haklardan her hangi birisine karar vermiş hiçbir halkı zorla kendinize bağlı olarak tutamazsınız. Sonuç itibariyle Kürt halkının Türkiye Cumhuriyetine bağlı olarak yaşayıp yaşamayacağına kendisinin karar vereceği bir ortam sağlanmalıdır.”

 

Not : ToplantıyaAzadi İnisiyatifi Van Temsilciliği adına katılım sağlanmıştır.

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.