25 Kasım 2017, Cumartesi

Üst Menu

Kürtler; Işığın Savaşçıları

Kürtler; Işığın Savaşçıları

Türkiye adıyla devletleşen rejim, öyle bir çark kurdu ki bir yandan kendisine tabi olanlara dünyevi cennet kapıları açarken diğer bir yandan biat etmeyen herkesi ezip geçti.

 

Bu oyunun başında ciddi bir kriz yaşayan biat etmeyen kesim ile, ortalık biraz durulunca biat etmediğini öğrendiğimiz diğer bazı kesimler şimdilerde tünelin ucunda bir ışık görme heyecanıyla hareket ediyor.

 

Peki karanlıklar içindeki toplum nasıl oldu da ışığa bu kadar yaklaştı?

Bunun çok basit bir cevabi var.

 

Daha bir kaç yıl öncesine kadar ciddi bir ümitsizlik içinde olan kesimleri böyle heyecana getiren tek faktör ve aktör Kürtlerdir.

 

Kürtler Türkiye Cumhuriyeti adıyla kurulan devletin kabusu olmuştur.

 

Cumhuriyetin kuruluşunu Milliyetçilik ve Laiklik diye iki temel üzerine bina ettiğini herkes kabul ediyor.

 

Üzerinde yaşadığı topraklarda 72 millet olmasıyla övünmekten vazgeçmeme gibi bir huyu olan milliyetçi cephenin en başarılı olduğu iş bu 72 milletin 70’ni yok etmek oldu.

 

Geriye kalan ikiden biri 70’i eriterek oluşturulan Türk milleti diğeri ise bir sürü kayıp verse de kendisi olarak kalmayı basarmış Kürt milletidir.

 

Laiklik meselesine gelince rejimin efendilerinin her vesileyle övündüğü her dinden insanin yaşadığı bir coğrafya olan bu topraklarda bütün dinler eritilerek tek bir din ortaya konmak istenmiştir.

 

Bunun için de bütün din islerini bir elde toplayan Diyanet İsleri Başkanlığı gibi bir kurum kurulmuş ve dinler içinde en güçlü konumda olan  İslam ve onun Sünni ekolü devletin kontrolüne alınmıştır.

 

Böylece kendisine gerektiği zaman kullanılmış olan dini, gerekmediği zaman öcü ilan etmenin rahatını yakalamıştır.

 

60’larin sonu ile 80’nin başında saman alevi gibi parlayıp kaybolan Türk sol hareketi –ki bu heyecanlı grupların rejimin güdümü ile hareket ettiğine dair bir suru şüphe ortada durmaktadır- dışında rejimi istikrarlı bir şekilde  rahatsız eden tek güç her zaman Kürtler olmuştur.

 

Başta Türklerin kendisi olmak üzere Asuri’sinden Keldani’sine Arab’indan Acemi’ne sessiz sedasız yeni rejimi bütün dayatmalarıyla kabul eden veya etmek zorunda kalan nispeten az nüfusu olan milletlerin yanında Lazlar, Çerkezler gibi Türkleşen ve hatta kendini Türk’ten daha Türk gören milletler ile Rumlar, Ermeniler gibi topraklarını terk etmeyi veya kendini saklayarak yasamayı tercih eden diğer milletlerin aksine, Kürtler yeni rejimin uykusunu kaçırmış ve bunun ötesine geçerek kabusu olmuştur.

 

Ağır bedellerini ödediği bu karsı durusu,  bir türlü yeterli bir organize, birliktelik ve donanım ile yapamadığı için bugüne kadar –son birkaç yıldaki bazı kazanımlar dışında- çok somut neticeler elde etmemiş olsa bile, Cumhuriyetin kurulusu ile yaşıt olan varoluş mücadelesi ile Kürtler, bugün aydınından cahiline, dindarından dinsizine, Türk’ünden Türkleştirilenine herkesi ‘biz de adam olabiliriz, medeni milletler gibi dünyanın aydınlık yönünü yakalayabiliriz’ diye heyecanlandıran bir sürece taşımıştır.

 

Rejimin restine restle karşılık veren Kürtlerin, Osmanlı sonrası dönemin yeni rejiminin kendisine din olarak seçtiği Milliyetçiliği yani Türkçülüğü ve kendi dininin karsısındaki gerçek din olan İslam’ı ve diğer inançları yok etmek üzerine ortaya koyduğu Laiklikliği yerle bir eden bir direnişin her cephedeki öncüleri olduğunu  görüyoruz (Gerçek anlamıyla laiklik için farklı açıklamalar yapılabilir ancak burada devletin uyguladığı laikliği kast ediyorum).

 

Şeyh Said’i, Seyid Rıza’yı, Said-i Kurdi’yi bir sembol olarak ortaya koyan Kürt ruhu bunun yanında ismini sayamayacağımız kadar bedel ödeyen kahramanlar ortaya çıkarmıştır.

 

Bugün Türki meşrep Müslümanların sahiplendikleri siyasal İslamin temelleri (onun istediği tonda ve dozda olmasa bile) bir Kürt olan Bediüzzaman Said-i Kurdi’nin rejime karsı dik duruşunun, direnisinin neticesinde ortaya cikan Islami uyanisa ve onun dinamik fikirlerine dayandığı gibi (uyanisin boyutlari çok yonlu tartisilabilir ve eleştirilebilir), solcuları ve her çeşidinden liberalleri uyandırıp şimdilerde fikirsel ayaklanmalar çıkartan da, ötesini bir tarafa bıraksak bile 1920’li yıllardan beri değişik dozlarda kesintisiz devam eden Kürt özgürlük ve varolus mücadelesi olmuştur.

 

“Siz kul ben ilah La-ilahe illallah” diyerek halkı hem Müslüman olduğuna inandıran hem de kendine taptıracak kadar İslam’dan uzak bir anlayışla yöneten, dünyada esi benzeri olmayan bir Laiklik ve Türk olmanın şerefi ile övünmeyi dayatarak diğer milletlerin şerefini yok etmek üzerine kurulan Milliyetçilik dinini benimseyen rejim Kürdün imanı ve özgürlük aşkı karşısında cephelerini bir bir kaybetmektedir.

 

Karanlıklar içinde ışığın savaşçısı rolü ile şimdilik istedigi ve hak ettigi kadar kazanç elde etmemiş olsa bile Kürdün bu zaferinden  onurlu bir insan olarak yasamayı isteyen herkes karlı çıkmis ve cikmaya devam edecektir.

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.