22 Kasım 2019, Cuma

Üst Menu

Kürtler ve Dayanışmacı Gardiyanlık

Kürtler ve Dayanışmacı Gardiyanlık

Çocuklukta her şey hem zor ve hem kolaydır. Ancak Kürdistan’da doğmuş ve orada yaşıyorsanız her şey daha zordur. Bu zorluk doğumunuzdan başlar ve ölümünüze kadar sizi izler. Nereye giderseniz gidin sizi takip eder, kurtulamazsınız.

 

Önce adınız problem olur, resmi kayıtta ayrı, aile içerisinde ve çevrenizde ayrı adınız olur. Sonra bu isim “yargılamada” kod adınız olur çoğunlukla. Doğduğunuz köyün adını doğru söyleyemezsiniz. Çünkü bildiğiniz isim ile devletin uydurduğu isim farklıdır. Okula başlarsınız diliniz başınıza problemdir sizin için.

 

Bu ikili durum bilinci de böler zamanla.  Adeta çifte kişilikle yaşarsınız. İçinizdeki benliğiniz ile dışarıya yansıyan birbirinden farklıdır. Bundan kurtulmanın yolu ötekine benzemek, bunu size yaşatan gibi olmaya çalışmakta bulursunuz çareyi. Bu çoğu zaman bilinçli bir tercih olarak ortaya çıkmaz. Hatta farkında olmadan yönelirsiniz ötekine. Zihin dünyanızı ele geçirmiştir ve bundan kurtuluş gün geçtikçe zorlaşır. Ötekinin daha yetenekli, daha bilgili ve daha gelişmiş olduğunu düşünürsünüz. Bu düşünüş onunla aranızda örtük bir hiyerarşik ilişki ortaya çıkarır. O sizden üstündür, bir efendidir ve her şeyi daha iyi bilir! Solculuğu da İslamcılığı da ancak ondan öğrenebilirsiniz.! O da bu konumunun farkındadır ve size nasıl davranmanız gerektiğini, taleplerinizin sınırlarını ve kaçınmanız gerekenleri sürekli öğütler. Davranışı bir “gardiyan” tutumundan farksızdır. Bunu yaparken sizinle dayanışma içerisinde olduğunu söyler ve tüm önermeleri sizin iyiliğiniz içindir! Anadilde eğitim hakkınızı söylediğinizde ya da onlardan birinin bulunduğu ortamda kendi dilinizde konuştuğunuzda solcusu hemen “milliyetçilik yapıyorsunuz” azarını çeker; İslamcısı da “milliyetçilik ümmetin birliğini zedeler” diye size esaslı bir ayar verir!

 

Siyasal terminolojide asimilasyon adı verilen bu sürecin en başarılı olduğu yer günümüzde Kürdistan’ın kuzeyidir. Sadece dilini unutturmamıştır Kürde asimilasyon. Kültürüne, tarihine yabancılaşan Kürtler; ötekinin resmi ideolojisinin esaslı parçası olan tarih bilinciyle yetişmiştir. Kendi tarihindeki olay ve kahramanlar gericiliği, ötekinin ki ise ilericilik, modernlik ve uygarlığı ifade edegelmiştir. Onun içindir ki her mücadeleye başlayan tarihi kendisi ile başlatır. Öncesi yoktur. 

 

Nazi saldırganlığından sonra insanlık için en büyük tehdit olan DAİŞ’in Güney ve Batı Kürdistan’a saldırıları ve bu saldırılar karşısından Kürdistan’ı işgal edenlerin tutumu Kürtlerde “Kobani” veya “Şingal” ruhu diyebileceğimiz ortak bir ruhun şekillenmesine neden oldu. Bu yaş, cinsiyet, siyasal ve ideolojik görüş ve inanç farklılığına bakılmaksızın tüm Kürtler arasında yeni bir dayanışma ruhunun ortaya çıkmasını sağladı. Kürdistan topraklarına yönelik bu vahşi saldırılara karşı direnenlerle yatıp kalkar olduk. Kahramanlıkları karşısında bazen ağladık, bazen sevince boğulduk. Kaybettiklerimiz Hucam Surçi ve Arin Mirkan şahsında efsaneleştiler.  Ortaya çıkan ruha ister “Kürdistan Yurtseverliği” diyelim ister “Kürdistan Milliyetçiliği” diyelim yeni bir toplumsal ve siyasal gelişmeye zemin hazırlayacağı anlaşılıyor. Halktaki bu ortak dayanışma ve birlik ruhunun henüz siyasal alanda karşılığını bulmadığı, siyasal hareketlerin ve onların politikalarını belirleyen aktörlerin bundan uzak olduğu görülüyor.

 

Son dönemde kazanılan bu ortak ruh Kürdün kendine güvenmesini, kendisinin ezenden aşağı olmadığını da zihnine nakşetmeye başladı. Zihindeki bu eşitlenmenin getireceği özgüven, Kürtlere ötekinin sürekli olarak kendisine çizmeye çalıştığı sınırları aşmasını, daha özgür düşünmesini de sağlayacak görünüyor.

 

7 Haziran 2015 tarihinde yapılan milletvekili seçimlerinde HDP’nin sağladığı başarının altında yaratılan bu ortak ruhun etkisi önemli bir yer tutuyor. Diğer önemli bir etken Demirtaş gibi genç, zeki ve en önemlisi özgüveni yüksek bir siyasal aktörün varlığıdır. Bu yeni durum efendileri telaşlandırıyor. Ortaya çıkan sonucun doğru değerlendirilerek ona uygun yeni bir politik tutumun belirlenmesini önlemeye dönük Kürt toplumunda bir zihin karışıklığı yaratılmaya çalışılıyor.  Bu yeni bir durum değil elbette. Dün adları “..çek, ..çük” olanlar bugün farklı isimlerle aynı görevi devraldılar. Amaç ve hedefler aynı: “Kürt gün yüzü görmesin”! Tank paletleri altında 4 parça olmuş yüreği, bombardımanla daha da parçalansın kimin umurunda! Aman Kürt devletleşmesin! Yaşadığı topraklarda bir statüsü olmasın! Sürekli mücadele etsin ve mümkünse kendileri için ölsün! Aman birlik de sağlamasınlar, sürekli birbirleriyle dalaşsınlar ve enerjilerini birbirlerine karşı harcasınlar.

 

Kobanî barbar bir saldırı altındayken “ABD’den yardım almak emperyalizm ile işbirliği olur” diyenler yıllarca atalarının emperyalizmle yaptığı işbirliğini ileri görüşlülük ve büyük devlet adamlığı olarak anlattılar oysa. Peşmergenin Kobanî’ye geçişi sırasında coşkulu karşılamayı bile görmediler. Şimdi de Kürt siyasetine “ulusal talepler milliyetçiliktir, devletleşmek korkunç kötü bir eğilimdir, bundan vazgeçin” diyorlar. Ama kendi devletlerinin demokratikleşmesini sağlamanın Kürdün asli görevi olduğunu da sürekli dillendirmekten geri durmuyorlar. Oysa hafızanızı zorladığınızda meselenin devletin demokratikleşmesi ile çözülemeyeceğini görürüsünüz. Karşınızda üzerinizde egemenlik kuran devasa bir devlet sistemi var ve bu egemenliği sizinle paylaşmadığı sürece demokratikleşmeyecektir de. Bunu hedeflemediğiniz sürece bir kısır döngü içinde kendinizi tekrar eder, ülkeniz de yangın yeri olmaktan kurtulamaz.

 

Sizinle dayanışma içinde görünerek sizi bulunduğunuz hapishanede tutmaya devam ederler aslında. Buna da ancak dayanışmacı gardiyanlık denilir. Eşitlik talebini gölgelemek için kardeşlik sloganını öne çıkarırlar ve siz de bunu benimsersiniz. Oysa kardeşlik bir hiyerarşi içerir ve eşit olmadığınız sürece bunun bir anlamı yoktur.

 

Son günlerde yaşananlar tüm siyasal iktidarların Kürtlere karşı benzer yöntemleri kullandığı ve mevcut devletin hafızasıyla hareket ettiğini görürsünüz. O halde meselenin iktidar değişimi ile çözülemeyeceği görülmelidir.

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.