19 Ocak 2018, Cuma

Üst Menu

Maaşını Ödediğimiz Savcı, Polisin İşkencesini Meşru Görebiliyor

Maaşını Ödediğimiz Savcı, Polisin İşkencesini Meşru Görebiliyor

İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada mütalaa veren savcı Göksel Er, üç sene önce karakolda polis işkencesine maruz kalan ve karakolda dayak görüntüleri medyaya düşünce gizlenebilirliği kalmayan suça dair; işkence gören Fevziye Cengiz'in 8 sene 9 aya kadar hapsini talep etti. Aynı savcı, işkence eden polisler Hakan Yörük ve Beyit Sezgen için ise 1,5 aydan 1 sene 1 aya kadar hapis, suçu engellemeye çalışmak yerine perdeleri örtüp dayağı seyrederek işkence suçuna ortak olan polis Nevzat Ataseven’in de beraatını istedi. 

 

Savcı Er, görüntülere yansıyan dayağı işkence saymama gerekçesini ise mevcut hukuka bile riayet etme ihtiyacı duymadan “Sanık polislerin işkence kastı ile değil, kendilerine hakaret edilmesinden duydukları kızgınlıkla bu suçu işlemişlerdir.” ifadesiyle izah ediyor.

 

Yargının kerterez olarak mevcut hukuku bile iplememesinin binlerce misaline sürekli şahit oluyoruz. Eylül 2009'da Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun kararı ise hukuk adına no-exit noktasıydı.

 

2005 yılında Siirt’te DEHAP’lıların Öcalan’la görüştürülmemesini protesto eden gruba, G.Y. isimli uzman çavuş (keşke tam ismini bilsem, hatta fotoğrafını bulsaydım da deşifre etseydim. Tüm katilleri, işkencecileri, tecavüzcüleri, tacizcileri bulabiliyorsak resimleri ve kimlik bilgileriyle yapabileceğimiz her yerde deşifre edelim), Jandarma Özel Harekât Tabur Komutanlığı’na ait bir cipin yan camından, insan topluluğuna ateş etmeden önce, silahı seri atış konumundan çıkartmadan MP5 tam otomatik silahıyla ateş açmış ve üstelik göstericilerin arasında olmayan Abdullah Aydan'ı öldürmüş, bazı göstericileri yaralamıştı. Siirt Ağır Ceza Mahkemesi, katil uzman çavuş için beraat kararı vermiş,  kararın temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay’a gelmişti. 

 

O dönem aynı zamanda YARSAV (Yargıçlar ve Savcılar Birliği) Başkanı da olan, dönemin Yargıtay Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu, hazırladığı tebliğnamede beraat kararının bozularak, mevcut hukuka göre G.Y.’nin "taksirle ölüme sebebiyet vermek" suçundan cezalandırılması gerektiğini savunmuştu (Eminağaoğlu; 2005'de Sivas Askeri Mahkemesi Mehmet Tarhan'a 4 yıl hapis cezası verdiğinde de, Yargıtay Savcısı olarak "Vicdani retçilerin zorla askerliğe tabi tutulmalarının vicdan özgürlüğünü kısıtlayıcı yönüyle Anayasa'ya aykırı olduğunu"nu söyleyerek itiraz etmişti). Ancak Yargıtay 1. Ceza Dairesi tebliğnameyi dikkate almayıp siyaseti hukukun önünde tutarak, katil uzman çavuşun beraat kararını onamış, bunun üzerine Eminağaoğlu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı adına karara itiraz ederek konuyu nihai karar mercii olan Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na taşımıştı. 

 

Genel Kurul ise Eminağaoğlu'nun itirazını reddederek, dairenin kararını onamış, kararda, kalabalığın "Kürdistan faşizme mezar olacak" gibi sloganlar attığı, bu eyleme karşılık G.Y’nin savunma hakkı doğduğu belirtmişti. G.Y’nin otomatik silahla kalabalığın üzerine ateş ederek yaptığı savunmanın (!?), saldırı ile orantılı olmadığı belirtilen kararda "Bu durumda ancak mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan dolayı sınırın aşılması cezasızlık nedeni olabilir. Olayın yaşandığı Siirt ili, uzun yıllardır terör olaylarının yaşandığı Güneydoğu’dadır.” deniliyordu.

 

Yani Yargıtay Genel Kurulu hukuka emsalsiz bir coğrafi parantez açmıştı.

 

Boyuna eşit kalaşnikofla yan yana yatan cansız bedeniyle medyada yer alabilen, sırtından sekiz kurşunla katledilen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ın katili 4 özel timci Mehmet Karaca, Yaşefettin Açıksöz, Seydi Ahmet Töngel ve Salih Ayaz’ı da, Yargıtay 1. Dairesi "meşru müdafaa"dan (!?) beraat ettirmişti. Ya Pınar Selek; "oyunu gördüm" demekten geri adım atmayan Pınar Selek için, yerel mahkeme üç kez beraat vermesine, aleyhine tek bir rasyonel delil olmamasına rağmen Yargıtay 9. Ceza Dairesi hukuki değil, siyasi bir kararla, hepimize ikaz olsun diye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasında ısrar ediyor. Cuma son karar.

 

Fevziye Cengiz, İzmir’de 16 Temmuz 2011'de gözaltına alındıktan sonra Karabağlar Polis Merkezi'nde iki polis memuru, Hakan Yörük ve Beyit Sezgin, tarafından elleri kelepçeli olarak feci şekilde dövülmüştü.

 

Vaka akabinde Cengiz hakkında, kendilerine direndiği ve küfrettiği iddiasıyla, polis memurlarının suç duyurusunda bulunması üzerine “görevli polis memurunu yaraladığı” ve “polis memuruna hakaret ettiği” iddialarıyla dava açılmıştı. Bilirkişi raporunda ise görüntülerdeki dayaktan hiç bahsedilmiyordu.

 

İşkence videosu internete düşmeseydi, işkence mağdurunun bir de yargı işkencesi görmesiyle bu insanlık suçu  kapatılacaktı. Medyada yer bulup dönemin Bakanı Fatma Şahin de müdahil olunca davalar tekrar açılmıştı.

 

Ama... Ama Yargı aygıtının zihniyetinde işkence eden iki polis Hakan Yörük ve Beyit Sezgin hakkında “zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılarak basit yaralama” suçunu işledikleri iddiasıyla hepi topu 6 aydan 1,5 seneye kadar hapis cezası talep edilmişti.

 

 

Savcı Er, Polis Merkezi’nde iki polis tarafından yere yatırılarak kelepçelendikten sonra dakikalarca dövülen Cengiz’in “gözaltına alınırken hakaret ettiği,  tırmaladığı ve ittiği”ni  iddia ediyor; görüntülere yansıyan dayağı işkence saymama gerekçesini ise, “Sanık polislerin işkence kastı ile değil, kendilerine hakaret edilmesinden duydukları kızgınlıkla bu suçu işlemişlerdir” sözleriyle bertaraf etmeye çalışıyor. Çalışıyor da “Hukuk hak getire!” dedirtebiliyor sadece.

 

Savcı Göksel Er, iddianamesinde ayrıca polise küfrettiğini iddia ettiği Fevziye Cengiz’in, eşinin ve damadının polisin Cengiz’e küfür ettiği yönündeki ifadelerini de “akrabaları” olduğu için inandırıcı bulmadığını belirtiyor. Er, ısrarla TC'nin de bazı protokolleri imzalayarak kabul ettiği, uluslararası hukukta yer alan “haksız gözaltına alınan insanın direnme hakkını” da yok sayıyor ya da mevcut Anayasa'nın 90. Maddesinin kendi kararlarını bağlayamayacağı fikrinde.

 

Güvenlik güçleri, insanlığın idealinde olmaması icap eden meslek erbapları... Vergilerimizle (vergi sadece gelir vergisi değil, yediğimiz her lokmadan, giydiğimiz her hırkaya cebren vergi ödüyoruz) maaşlarını ödediğimiz ve yine bizim vergilerimizle kendilerine eşitsiz güç sağlayan mühümmita sahip olan kamu hizmetlileri. Görevleri mevcut hukuk dahilinde tanımlanmış suçun işlenmesine mani olmak, teşebbüs eden ya da işleyeni etkisiz hale getirip yargıya sevk etmek. Bizim güvenliğimizi sağlamak, eşitsiz güçleriyle güvenliğimize tehlike oluşturmak değil.

 

Keza Yargı mensupları, hakimler, savcılar da maaşlarını bizim ödediğimiz kamu hizmetlileri sadece. Hatta bilişimin bugün geldiği noktada adaletin tanzimine verdikleri zarar nedeniyle fesh edilmesi gereken meslek mensupları. Seneler önce 13 yaşında, bazısı kamu hizmetlisi yetişkin erkeklerce tecavüz edilmiş N.Ç. için verdikleri karar akabinde, eski bir coğrafya bedduasından çıkarak "Karartısı Kalkasıca Hakimler" başlığıyla bana bir yazı yazdırmış aktörler. Ve yanlış bir ezber olarak kafamıza kazınmaya çalışıldığı gibi "bağımsız" olmayan aktörler. Yargı bağımsız değildir. Yargı son derece kesin mevcut hukuka bağımlıdır. Şu anda bile her taraf milyonlarca yargı mağduruyla doluyken, yargının bağımsız bir güç olmasını tahayyül etmek bile istemiyorum.

 

Medyada maalesef ciddi bir ayrımcılık olarak, sadece bazı büyük kimlik gruplarında aidiyet bulmuş insanların yargı mağduriyetleri yer buluyor, bunlara karşı ses çıkıyor. Yargı suçlarına usulden değil esastan, kendi siyasi duruşumuzun parafından yaklaşmak bu haksızlığı çok ciddi besliyor. İdari mahkemeler, iş mahkemeleri, adli davalar hiyerarşide yer bulamıyor ve milyonlarca yargı mağduru katlanarak çoğalıyor. YAMAÇ'ın  (Yargı Mağdurları İçin Adalet Çağırıcıları) partizanca tamahkârla başlarken yok edilmesi de ciddi bir zaman kaybı oldu bu hususta.

 

Fevziye Cengiz'in yargı mağduriyetinde hepimiz suç ortağıyız. Çünkü bu yargı suçu doğrudan bizim vergilerimizle işleniyor. Suskunluğumuz, normalleştirmemiz bu militarizasyonun çarkları oluşumuz bizi de suç ortağı kılıyor.

 

Mesela vergilerimizden savcı Göksel Er'in maaşına giden bölümleri geri isteyen dilekçeler verip (tabii ki başta reddedecekler. Ama itiraz süresinde tekrarlasak, Anayasa Mahkemesine, AİHM'e taşısak) genişleyen bir sivil itaatsizlik eylemine girişsek...

 

Göle çalınan maya yoğurt olmayabilir ama o göl de atık mayadan önceki göl olmaz. Bakmayın bir çentik olur bizi tek tipleştirip itaat ettiren militarizasyona.

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.