21 Kasım 2017, Salı

Üst Menu

MAZLUMDER ve GONGOistan’da NGO Olmanın Bedeli Üzerine

MAZLUMDER ve GONGOistan’da NGO Olmanın Bedeli Üzerine
 

"görmek istemeyenden daha kör, duymak istemeyenden daha sağır birini bulamazsınız."

 

Bugün bir ‘dava’ ve ‘değerler hareketi’ yerine bir menfaat organizasyonuyla çevrelenmiş iktidar,‘şeksiz şerhsiz bir biat düzeni’ tesis etmiş, bu düzenona göbeğinden bağlı her kişi ve kurumun biatini artarak yenilediği, bağlılığını ’şek ve şerh’ taşımadan her gün arz etmek zorunda olduğu bir sistem olarak çalışıyor. Bu menfaat piramidinin keşfiyle birlikte köksüz ve kof bir ‘reyizcilik’ türedi, iktidarın iyi döneminde ‘otoriter diktatör’ diyenler avdet edip saf tuttu falan, hatta ‘muhafazakar medeniyet’çi kesilen ‘seküler beyaz Türk’ de gördük ama herkes ekmeğine bakıyor neticede, bizi ilgilendirmez… Onlar bizi ilgilendirmiyor da biz onların gün gün artan “ilgilerine”mazhar olmaktan kurtulamıyoruz.

 

Bilenler bilir; MAZLUMDER İslamî referansları birincil derecede benimseyen, bunun yanında MagnaCarta’dan Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’ne kadar insanlığın ortak birikimi olarak ortaya çıkmış norm, metin ve yaklaşımları da referans alan ‘sivil’ bir İnsan Hakları Kuruluşu’dur. Benim içinde aktif olarak yer aldığım son 5 yılda görebildiğim kadarıyla MAZLUMDER ‘kendi mahallesinde’ hakkında çeşitli manipülasyon ve ithamlarla oluşturulan bütün algıya rağmen kuruluş gayesi ve ilkelerinde seyretmektedir.

 

Ancak gözü hükümetin işaret parmağında olan Sivil Devlet Kuruluşu SDK/GONGO'lar her meseleyi kendileri gibi hükümetin değirmenine taşımıyor diye Sivil Toplum Kuruluşu STK/NGO'ları itibarsızlaştırıyor. Çünkü GONGO'dur, Mısır'da kefen giyer ama Yemen ve Bahreyn’e karşı üç maymundur. Dağa giden çocuğu siyaseten sömürür fakat sınırdan geçerken öldürülen 13’lük çocuğa kördür. Çünkü GONGO'dur, Mısır'la birlikte Bahreyn’i de görmenden rahatsızdır. Senin dağa giden çocuğu geri getirecek bir süreç işletmeni değil, onun üzerinden bir siyasete angaje olmanı ister. Suriye’de hükümetin zigzaglı çizgisinin paralelinde değilsin diye sabah akşam çemkirir. Çünkü GONGO'dur, dağa giden çocukla birlikte cezaevinde ırzına geçilen, sınırda öldürülen çocuğu, şehirlerdeki hendek ve barikatlarla birlikte tank ve topu, mehter marşlı ırkçı duvar yazılarını göstermene hükümet yıpranır diye tahammül edemez.

 

Birkaç yıl öncesine kadar ‘bizimkiler iktidar olunca misyon tamamlanmış olur’ yaklaşımıyla MAZLUMDER’in kendileri gibi iktidara eklemlenmesini bekleyen, bu olmayınca da rahatsız olanlar, bugün ‘bizimkilerin iktidarını eleştiriyor, zarar veriyor’ diyerek rahatsızlıktan karşı çıkmaya, oradan da operasyonel itibar suikastine geçmiş bulunuyorlar. Zalimin de mazlumun da kimliğini sorgulamayan bir kuruluştan "zalim bizden olunca ses çıkarma" beklentisi içinde olan, MAZLUMDER'iilkelerini çiğnemeye çağıran, bu yaklaşımın müslümanca olmadığı izahtan varestedir.

 

Daha önce bir vesile ile ifade etmiştim; çatışma dönemlerinde toplumsal kutuplaşma artar, “bizden” olmayan,“onlardan” değilse de “onlar”tarafına yazılır. Çünkü kitabın (Bakara,120) ifadesiyle ‘sen onlara tabi olmadıkça, onlar senden asla razı olmayacaklar.’ Böyle dönemlerde hak örgütlerinin “ötekine” ne deyip demediği pek önemli değildir, “bize” hatamız olduğuna dair herhangi bir şey demişse o karşıt ve kötüdür. İşte bugün biraz şu taraftan çokça öbür taraftan MAZLUMDER’in maruz kaldığı budur.

 

Tam da yukarıdaki sebeple;özellikle son çatışma döneminde iktidarın gri alanları silip atan, kendi tarafına yazılmayan herkesi karşıda gören politikasının bir sonucu olarak MAZLUMDER’in“Sivil” kalabilmesini hazmedemeyen, hazımsızlık artınca saldırıya geçerek itibarsızlaştırmaya çalışan; akademisinden medyasına, oradan SDK/GONGO’larına geniş bir çevre var. Her gün bir vesileyle MAZLUMDER’in söylediğini söylememiş, söylemediğini söylemiş gibi algıları manipüle eden, zann’ın aşırısı ile yaftalayanlara kurum cevap yetiştiremez oldu. Bütün çalışmalarını gönüllülük esası ve mensuplarının kendi katkıları ile yürüten dernek, hak ihlallerinin en yoğun döneminde “Çözüm Sürecinden Çatışma Sürecine Şahitliği” ve “Çatışma Sürecindeki Basın Açıklamaları ile Raporlarının “Tek Taraflılık” İddiası Bağlamında İncelenmesi” şeklinde iki rapor yayınlamış, gözü ve kulağı söze kapalı olanlar bildiklerini okumaya devam edegelmişlerdir. Bunun ne kadar yoğun bir mesainin ürünü olduğuna şahidim ve hak ihlallerinin benim kişisel tarihimdeki zirve noktasında olduğubir dönemde, bir kurumun bu ihlallerin raporlanıp kamuoyuna sunulmasından daha büyük bir enerjiyi kendisiyle ilgili zan ve iftiralara harcamak zorunda kalması, belki de bütün bu olan bitenden iktidar açısından murad edilen şeydir.

 

Bu hazımsızlık ve itibar suikastinin onlarca örneğinden biri şöyle: Yukarıdaki çevreye uyan bir gazeteci, daha önce MAZLUMDER’de yöneticilik de yapmış bir İnsan Hakları Kuruluşu’nun başkanıyla röportaj yapıyor ve o zat şöyle diyor: “… veMazlum-Der içinde sağlıklı düşünen, saygın insanlar olduğunu biliyoruz ama kurumsal yapılarının algı oluşturan, yönlendiren üst bir kontrol mekanizmasına bağlı olduğunu da görmek zorundayız.” Ramazan günü, büyük ihtimalle de oruç ağızla, zamanında yöneticisi olduğu kuruma böyle pervasızca iftira atmaktan utanmayan başka nasıl bir şeyden utanabilir, bilmiyorum.

 

Mevcut iktidarın iyi günlerinde‘otoriter’ ve ‘diktatör’ eleştirileriyle radikal muhalefeti kimseye bırakmayan, gemiye binince de reisciliğin şahikasına üç ayda varan bir kanaat teknisyeni de bu röportajın üzerine,  mal bulmuş mağribi gibi atlayarak ‘gerçek yüzümüzü’ görmüş ve ‘sivil toplum örgütlerinin çoğunun bu durumda ve operasyonel’ olduğunu söylemiş. MAZLUMDER bu hazretlerin ‘diktatör’ dediği zamanlarda ne diyorsa ‘canfeda’ oldukları zamanda da onu söylüyor. Dolayısıyla bu operasyonel işler zatıâlilerin son beş yıldaki zigzaglarına bakınca herhangi bir şeyin değil, sadece ve ancak bir omurgasızlığın resmi olabilir.

 

Anormalin normale döndüğü, memleketin SDK/GONGO çiftliğine döndüğü, iktidarın gemisine binmeyenin deliler köyündeki akıllı muamelesi gördüğü ortalamada iş zordur ve böylelerine ‘Sen devam et kardeşim. Biz o gemiye binmeyeceğiz!GONGO'sun sen GONGO kal! Bırak biz de vicdanımızın hesabını aramızda dolaşıp duran günlerin sahibine verelim!’  deyip yoluna bakabilir insan ama olmuyor, kardeşler bir yandan gemiye bindirmek için çekiştiriyor diğer yandan binmediği için saldırıyorlar, mesele sanıldığından daha zor oluyor…

 

Günlerin sahibi Allah, onları bir ayet olarak aramızda dolaştırıp duruyor. Bugünkü iktidar da onun karşısında şek ve şerhsiz hizaya geçmiş operasyonel akademi, medya, SDK/GONGOlar da yarın ayakları sürçüp bir hak ihlaline maruz kaldıklarında ellerinden ilk tutanlar olarak bugün bağımsız, özgün kalabilmiş kişi ve SKT/NGO kalabilenleri görecekler. O gün geldiğinde utanmayı yitirmemişlerse utanacaklar, dileriz yitirmemiş olsunlar…

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.