23 Temmuz 2018, Pazartesi

Üst Menu

Medrese-İlahiyat Çelişkisi

Medrese-İlahiyat Çelişkisi
Din eğitiminin verildiği iki kurum olan medreseler ve ilahiyatlar gaye ve hedef itibariyle birbirlerine benzemekle beraber, bir çok noktadan farklılık arz ederler. Bu iki eğitim kurumunu karşılaştırırken mutlak verilerden çok, yaklaşık veriler  ve şahsi kanaat ve gözlemler kullanılacaktır. Kanaat belirtirken amaç birini övüp diğerini yermek değil, bu iki kurumun fotoğrafını çekmektir.
 
Bu yazı subjektiflikten uzak olduğu iddiasını taşımaz.
 
Medreseler daha çok Kürdistan coğrafyasında  kurumsallaşmışken, ilahiyatların ana merkezleri batı illeridir. ilahiyatlar yasal statüye sahip resmi bir kurum iken, medreseler mevcut yasalara göre yasaktır.
 
İlahiyatlarda eğitim dili Türkçe olmasına karşın medreseler çoğunlukla eğitim dili olarak Kürtçeyi tercih eder. Her ikisi de Arap dilini öğretmesine karşın sadece ilahiyat eğitimi ile yetinen biri, Arapçanın yüzde yirmisini bile öğrenemezken medreseden  icazet alan biri Arap sarf ve nahvini tabiri -caiz ise- yutar. Fakat pratik konuşmaya gelince bir medreseli de kendini tam ifade edemez.
 
İlahiyat mezunu “gelecek” ve iş bulma kaygısı taşımazken, medrese mezunu sadece medrese icazeti ile eline bir şey geçemeyeceğini bilir. En fazla bir köyde  “melayê zikatê” (zekat imamı) olur. Bunun için bir yandan medresye devam ederken dışardan da imam hatip ve ilahiyat okumaya çalışır.
 
Medrese eğitim müfredatı yüzyıllardır değişmemiştir. İlahiyat müfredatının ise yüz yılı bile dolmamıştır.
 
İlahiyatlarda önce bütün derslerin  tarihi ve usulü okutulur örneğin tefsir tarihi, tefsir usulü, fıkıh tarihi fıkıh usulü, hadis tarihi, hadis usulü vs... Medreseler ise direk metinden başlar. Hadis usulü bilmeden hadis kitaplarını okur.
 
Çoğu “feqî” icazet almalarına rağmen usulden bihaberdirler. Buna karşın ilahiyatlarda -çoğu zaman-  “metin” okunmaz.
 
Yani ilahiyatçı neredeyse bütün kelam,tefsir, fıkıh ve hadis kitaplarının isimi ve yazarlarını bilir ama neredeyse hiçbirini okumaz, medreseli ise her bir ilimden bir iki kitabı baştan sona bitirir. 
 
Biri usulcüdür, diğeri metinci. Bu yüzden ikisinden de tam bir alim çıkmaz. “aydın” ise hiç çıkmaz.
İlahiyatlarda sosyoloji, felsefe, tarih, psikoloji ve pedagoji dersleri temel İslam bilimleri kadar okutulurken, medrselerde bu derslerin esamisi bile duyulmaz. Bu hali ile ilahiyatlı medreseliye karşı aşırı gurura kapılırken, sarf ve nahiv bilmediği için de medreseliye karşı kendini ezik hisseder.
 
İlahiyatlar çoğunlukla “mezhepler üstü” bir tutum benimserken, medreselerdeki aşırı mezhepçi-gelenekçi tavır, taassup derecesindedir. Fıkıh kitaplarında yazılan bir şey medreseli için mutlak bir hüküm ifade ediyorken, ilahiyat öğrencisi için sadece bir “yorum”dur. Medreseliler genel itibariyle fıkıhçı, ilahiyatçılar ise kelamcıdır.(son yıllarda ise maturidilik özel bir gayretle yayılmaya çalışılır)
İlahiyat öğrencileri İslam dünyasındaki her türlü fikir akımından haberdarken, medreselerde sadece sünniliğin Eş’ari yorumu ve Şafiilik vardır.
 
İlahiyatlarda modernist İslami akım ve şahsiyetler ile ilgili çok hararetli tartışmalar yapılırken, bir medreseli hiçbir zaman Fazlurrahman'n ismini bile duymayacaktır.
 
Medsreseli genellikle halim, selim, itaatkar ve kanaatkardır. İlahiyatlı gururlu, asi, muteriz ve muhteristir. 
Medreseli ibadette devamlıdır. İlahiyatlarda ise ibadetler ritüel olarak görülür. Azınlıkta da olsa namaz kılmayan vardır. ilahiyatlı istediği kıyafet ve saç şeklini tercih edebiliyorken, medreselinin öyle bir şansı yoktur. Dışarıda bile takkesi başında olmalıdır.
 
Çoğu ilahiyat öğrencisinin kız arkadaşı varken, medreselinin asla böyle bir şansı olmayacaktır. 
 
Medsreliye göre herşey kitaplarda vardır. yeni bir şey söylemeye gerek yoktur. İlahiyatlılara göre ise yeni bir fıkıh yazılmalıdır. “bu şeriat günümüz sorunlarına çare üretemiyor”
İlahiyatlılar oryantalistlerin İslam hakkındaki fikirlerinden haberdardır. Medreseliler ise oryantalist veya müsteşrik  lafını bile duymamıştır. Çoğu ilahiyat öğrencisinin  evinde mutlaka Tevrat ve İncil vardır. Medreselilere göre bunlara ellemek bile hoş karşılanmaz.
 
İlahiyatlılar peygamberler için ara sıra en fazla “hazret” tabirini kullanır, sahabeleri ise direk isimleriyle söyler, medreselilere göre ise böyle bir hitap şekli “aşırı çirkin” bulunur. İlahiyatlarda hiçbir sahabeye “hazret” denilmezken, medreselerde Muaviye’ye bile “radiyallahu anh” denilir.
 
Hiçbir medreseli Kur’an’a asla abdestsiz dokunmaz, ilahiyatlarda ise Kuran okumak için abdest alanlara bıyık altında gülünür.
 
Medresede Seyda mutlak otoritedir,seydadan çok korkulur,  İlahiyatlarda ise hocalar ders sonrası için “geyik” malzemesidir.
 
İlahiyatta sınavlarda kopya çekmek normal bir şeydir. Medreselerde sınav diye bir şey yoktur.
 
İlahiyat kızları genellikle çok havalıdır. Ve dedikodu kültürü onlarda da fazlasıyla yaygındır. Bunların sevgili terchileri ilahiyat öğrencilerinden çok, tıp mühendislik ve diğer bölümlerden olur.
 
İlahiyatlarda hemen her cemaatten eleman vardır. medsreselede ise feqinin fikri genellikle seydasına göre şekillenir. İlahiyat öğrencisi ilahiyata fikirle giderken, medreseli medresede fikir edinir. Medreslinin fikri çoğunlukla medrese sonrası da devam eder, ilahiyatçının ise ilahiyatta kafası karıştığı için çoğu zaman mensup olduğu “cemaat”ten de ayrılır.
 
İlahiyat hocalarının gelenekle arası çok iyi değildir. genelde geleneği küçümseyen bir tavır içindedirler, kendinden önceki büyük alimleri küçük görme eğilimi içindeler. Fakat “yeni” olarak bilinen bir fikirleri de yoktur. En modernist olarak bilinenin bile zihin dünyası, 800-900 sene öncesi mutezili fikirlerdir.
 
İlahiyat camiasında sivrilen hiçbir hocanın ürettiği “yeni bir şey” yoktur. Çoğunlukla ya diğer İslam ülkelerindeki modernistlerin (Mısır, Pakistan) fikirlerini tercüme ederler yada batılı oryantalistleri taklit ederler.
 
İlahiyatta hocalar yazdıkları makalelerle övünür, “intihal” ve “tercüme”ye de zaman zaman rastlanır.medrese hocalarının övünç kaynakları ise verdikleri icazetlerdir. Eser yazma geleneği gelişmemiştir. “Şerh, haşiye-tahşiye” yaygındır. Bu arada Medreselerde hala eski usul (Kürtçe) şiir yazma geleneği bir nebze de olsa devam eder. Medrese hocasının ilmî itibarı halk nezdinde daha fazladır.
 
İlahiyatlarda felsefe ve kelam dersinde en “tehlikeli” teolojik tartışmalar rahatlıkla yapılabiliyorken, medreselinin böyle bir şansı yoktur. 
 
Bu yüzden ilahiyatlıların itikadı inişli-çıkışlı ve kaygan bir zeminde seyrederken, medreselilerinki geleneksel ve statiktir. İlahiyatçılarda deist, agnostik ve ateist bireylere rastlamak sırdan bir durum iken, medreselilerden böyle birinin çıkması nadirattandır.
 
İlahiyatlarda delil Kuran’dan değilse kimse itibar etmez, hadislere “Arap edebiyatının bir parçası” gözü ile bakanlar çoğunluktadır. Medreselerde ise delil daha çok “ hadis”lerden getirilir. 
 
Sonuç itibariyle mevcut halleriyle iki kurumun da çağımız problemlerine çare üretecek misyon ve vizyondan oldukça uzak olduğu aşikardır. Her ikisi de derde deva, sadra şifa olmaktan oldukça uzak, skolastik bir anlayışla varlıklarını sürdürüyorlar. (ilahiyat bir adım önde olabilir.)
 
Her ikisinin takdire şayan bir yönü varsa o da Pakistan, Afganistan tarzı radikal, neo-selefi anlayışa-istisnalar hariç- fazla bulaşmamış olmalarıdır. 
 
 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları

21.Haziran.2015 Pazar
24.Mayıs.2015 Pazar
08.Şubat.2015 Pazar
19.Ekim.2014 Pazar
30.Ağustos.2014 Cumartesi
07.Temmuz.2014 Pazartesi
14.Haziran.2014 Cumartesi
10.Haziran.2014 Salı