22 Ekim 2017, Pazar

Üst Menu

Mehmet Emin Aktar: Kürtler geleceklerini belirleme hakkını kullanabildiklerinde mesele çözülür

Mehmet Emin Aktar: Kürtler geleceklerini belirleme hakkını kullanabildiklerinde mesele çözülür
Mehmet Emin Aktar: "Baskıcı, totaliter bir düzen kurmalarına ve kaba asimilasyonist politikalara rağmen Kürtlerin Türkleştirilmesi sağlanamamıştır”
15 Mart 2013
-A +A

BARIŞINI ARAYAN KÜRTLER - Yazı Dizisi

Hazırlayan: Behmen Doğu, Fatma Sancak, Züleyha Kahraman

Tüm zamanlarda, en fazla ihtiyaç duyulan evrensel değer, elbette barıştır. Gelecek nesillere umutlar ve güzel bir dünya bırakabilmek; insan yaşamını tüm değerlerin üzerinde tutabilmekle gerçekleşir ancak. Yaşam hakkını kutsayarak, ölümcül şartları ortadan kaldırmak, barışa saygı duymak ve onu sahiplenmek insani bir görevdir.

Kutsal bildiğimiz ‘Barış’ı desteklemek amacıyla Kürt toplumundan her çeşit düşünceye yer verdiğimiz “Barışını Arayan Kürtler” yazı dizisini sizlerle paylaşıyor; barışa ve demokratik çözümlere katkı sunabilmeyi temenni ediyoruz.

Barışını Arayan Kürtler” yazı dizisinde; Kürt toplumunun kanaat önderlerinin, mevcut Kürt meselesinin tarihi sürecine ve günümüz şartlarının meseleye nasıl bir yol çizebileceğine dair fikirlerine yer verilmiştir.

 

Mehmet Emin Aktar - Hukukçu

-Kürt sorununu nasıl tanımlarsınız?

"Baskıcı, totaliter bir düzen kurmalarına ve kaba asimilasyonist politikalara rağmen Kürtlerin Türkleştirilmesi sağlanamamıştır”

Kürt sorunu ifadesi kendi içerisinde sorunlu bir ifade. Kürtler sorunmuş gibi bir algı yaratan Kürt sorunu ifadesi yerine Kürt/Kürdistan Meselesi ifadesini kullanmak daha doğru olur. Mesele Kürdistan’da yaşayan halkın kendi geleceğini belirleme meselesi olarak özetlenebilir. Sorun Birinci Dünya Savaşı galiplerinin masa başında haritalar çizerek sınırlar belirlemesiyle başlar. Türkiye Kürdistan’ı ya da Kuzey Kürdistan’da mesele Cumhuriyeti kuran kadroların farklı dinsel ve etnik kimliklerden oluşan toplumdan modern bir ulus devlet yaratma projesini yaşama geçirmeleriyle derinleşerek günümüze kadar sürmüştür. Cumhuriyeti kuran kadrolar demokratik çoğulcu bir toplum yerine modern bir ulus devlet yaratmayı amaçlamışlardır. Bunu gerçekleştirmek için de devşirme, göçmenlerden oluşan bir topluluktan yerleşik kadim halkları, zorunlu iskan, isyan-bastırma ve katı bir asimilasyon politikasıyla Türk, İslam, Hanefi ve seküler, monist, üniter modern bir ulus devlet yaratmak olmuştur. Bu proje önemli ölçüde başarılı olmuştur. Baskıcı, totaliter bir düzen kurmalarına ve kaba asimilasyonist politikalara rağmen Kürtlerin Türkleştirilmesi sağlanamamıştır. Kürt sorunu ifadesi muhtemelen bu nedenle kullanılmaktadır.

-MİT-İmralı sürecini, mevcut görüşmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

"Milleti hakime kibri ile “sizin için en iyisini ben düşünürüm” anlayışıyla güvenli bir toplumsal desteği sağlama şansı bulunmamaktadır.”

Öncelikle Kürt/Kürdistan meselesinin çatışarak çözülemeyeceğini herkes tarafından kabul görmektedir. Meselenin çözümünün diyalog ve müzakereden geçtiği tartışmasızdır. Öcalan’ın muhatap alınarak müzakerelerin başlamış olması doğru bir tutumdur. PKK ve BDP’nin buna bir itirazı bulunmamaktadır. Kürt toplumunun da genelde bir itirazı yoktur. Kürt/Kürdistan meselesi şiddet potansiyeli taşıyan bir meseledir. Çözüme yönelik adımlar elbette şiddetin sonlandırılmasını da hedefleyecektir. Ancak çözülmesi gereken şiddetin sonlandırılması değil Kürt/Kürdistan meselesinin çözümüdür. İmralı’da yapılan görüşmelerden sonra sürece PKK ve BDP dahil edilerek yürütülecek müzakereler, PKK’nin silahsızlandırılması amacıyla sınırlandırılırsa bunun adı toplumsal uzlaşma değil politik uzlaşma olur. Ancak bir tür kapalı devre sistemi ile görüşmelerin yapılması toplumda kaygı ve endişe yaratmaktadır. Mesele devletin muhatap aldığı kişiye dönük güvensizlikten kaynaklanmamakta, hükümetin bu konuda samimiyetini görme ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Elimizde samimiyeti ölçecek bir alet yoktur elbette. Bunu anlayabilme şansı ancak nelerin kabul edildiğini bilmekle olanaklı olur. Milleti hakime kibri ile “sizin için en iyisini ben düşünürüm” anlayışıyla güvenli bir toplumsal desteği sağlama şansı bulunmamaktadır. Bu söylediklerimden şiddetin sürmesi gerektiğini istediğim gibi bir sonuç çıkarılmasın. Bir an bile gecikmeksizin silahların susması ve çatışmaların durması gerektiğini söylüyorum. Ancak Kürtlerin de yaşadıklarından ve kendilerine yaşatılanlardan bir hafıza oluşturduklarını unutmamak gerekir. Bu hafızada kayıt edilenler dikkate alındığında Kürt toplumundaki kaygıya hak vermek gerekir.

Görüşmelerin başladığı zaman diliminde tarafların içerisinde bulunduğu koşulları da dikkate almak gerekir. 2011 seçimlerine kadar süren ve toplumdan gizli tutulan Oslo Süreci’nin bize öğrettiklerini de göz ardı etmemek gerekir. Oslo Süreci her iki taraf açısından da samimiyetten yoksun bir süreçtir. Tarafların süreç boyunca içerisinde girdikleri tutum ve davranış hem samimiyetlerini ve hem de sürece verdikleri anlamı gösterir. Oslo’da PKK ile görüşen Devlet diğer taraftan hem askeri operasyonları sürdürmüş ve hem de KCK operasyonlarıyla yaygın tutuklamalarla demokratik ve sivil alanı boşaltarak Kürtlerin bu alanlarda mücadele etme zeminlerini tahrip etmiştir. Diğer yandan PKK’de bu süreçte askeri olarak güçlenme ve silahlanmayı sürdürmüştür.

Yeni sürecin kamuoyunun bilgisi içerisinde yapılıyor olması bu sürecin çözüm sürecine evrilmesi açısından olumludur. Böyle bir süreci başlatmaya tarafları iten etmenler ne olursa olsun sürecin önemli ölçüde toplumun gözü önünde gerçekleşmesi taraflar üzerinde masadan kalkmamak ya da ilk kalkan olmamak yönünde ciddi bir baskı oluşturacaktır. Süreci ilerletecek küçük adımlardan sonra hem karşılıklı güven artacak ve hem de toplumun çözüme yönelik umudu pekişecektir.

 

-PKK, Kürt sorununun neresinde sizce?

"PKK Kürt meselesinin bir nedeni değil sonucudur”

PKK Kürt meselesinin bir nedeni değil sonucudur. Birinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından Erzurum ve Sivas Kongrelerinde Kürtlere verilen sözler tutulmuş olsa, 1921 Anayasası ile bir ölçüde güvencelenen haklar gasp edilmemiş olsa ve ulus devlet yaratma projesi amacıyla Kürtlere yönelik inkar ve imha politikaları yürütülmemiş olsaydı muhtemelen PKK gibi bir hareket olmayacaktı. Ancak Kürt/Kürdistan meselesinin çözümünde en önemli aktörlerden biridir. Sonuçta bu süreçle bir çözüm ve çözümle birlikte silahsızlanma sağlanacaksa PKK’nin bu sürecin içerisinde olması kaçınılmazdır. Sadece silahlı gücü nedeniyle değil elbette. Toplum üzerinde yarattığı etki ve kitle gücü nedeniylede PKK sürecin en önemli aktörüdür.

-Mevcut konjonktürde silahlardan arındırılmış, barış temelli bir 'Kürt Baharı' olabilir mi?

"Suriye’de de Kürtler dışındaki Arap muhalefetinin Suriye Kürdistan’ı problemini çözmek gibi bir amaç ve hedefleri bulunmamaktadır”

Kürt/Kürdistan meselesinin çözüldüğü zaman Kürt Baharı olur ancak. Kürt Baharının yaşanmamasının nedeni şiddet değil, şiddeti yaratan koşulları ortadan kaldırmaya dönük niyetlerin bile bugüne kadar gösterilmemiş olmasıdır. ‘Arap Baharı’ dan esinlenerek bir ‘Kürt Baharı’nin yaşanmasından söz ediliyorsa aradaki belirgin bir farkın gözden kaçırıldığını düşünüyorum. Arap ülkelerindeki gelişmeler mevcut diktatörlüklerden kurtulma mücadelesidir. Yoksa hiçbirinin (Suriye hariç) ülkesinin adı, kimliği, dili yasaklanmış ve yok sayılmış değildir. Suriye hariç gelişmelerin olduğu ve halk hareketlerinin baş gösterdiği Arap ülkelerinde ulusal bir problem bulunmamaktadır. Suriye’de de Kürtler dışındaki Arap muhalefetinin Suriye Kürdistan’ı problemini çözmek gibi bir amaç ve hedefleri bulunmamaktadır. Ancak silahtan arındırılmış bir dönemin Kürtler açısından önemli ve yeni bir dönem olacağı söylemek mümkün. Ancak unutmamak gerekir ki, Kürtlerin ülkesi 30 yıldır savaşla tahrip olmuş, demografik yapı değiştirilmiş, sosyal ve siyasal gelişmelerle yeni bir toplumsal doku ortaya çıkmıştır. Bu dönem barış temelli olmaktan çok çözüm temelli barış sağlayan bir dönem olabilir. Yoksa silahtan arındırılma ya da silahsızlanmanın kendiliğinden bir çözüm getirmeyeceğini son yüzyıllık hafızalarıyla Kürtler iyi bilmektedirler. Şunu unutmamak gerekir politik gelişmelere yön verecek olan değil arzuladığımız hayallerimiz değil yaşanılan gerçekliktir. 1984 yılında PKK silahlı mücadeleye başlamamış olsaydı bugün başka şeyler tartışıyor olurduk muhakkak. Ancak bugün Kürtçe üzerindeki yasakların kalkmasını mı, yoksa devlet yapısının ve idari sisteminin egemenliğin paylaşımını sağlayacak bir yöne evrilmesini mi tartışıyor olurduk bunu bilemeyiz. Bu nedenle sahip olduğumuz verili koşulları esas alarak bir tartışma yapmanın daha yararlı olacağı unutulmamalıdır.

Sizce Kürt meselesi nasıl çözülür?

"Kürt meselesinin çözümü bir egemenliğin kullanımı meselesi olduğunu da unutmamak gerekir. “

Kürt meselesinin çözümü konusu bir sihirli değnek meselesi değildir. Kürtler kendi toprakları üzerinde özgür olduklarında ve geleceklerini belirleme hakkını kullanabildiklerinde mesele çözülmüş olacaktır. Toplumsal gelişmelerin sürekli olarak yeni sorunlar çıkaracağını göz ardı etmemek gerekir. Ancak bugün tartıştığımız Kürt meselesinin çözümü bir egemenliğin kullanımı meselesi olduğunu da unutmamak gerekir.

 

 

Yazı dizisi 8. gün Mücahid BİLİCİ

Yazı dizisi 7. gün Muhammed Sıddık Şeyhanzade

Yazı dizisi 7. gün Dicle ANTER

Yazı dizisi 6. gün Dengir Mir Mehmet FIRAT

Yazı dizisi 6. gün Hasip KAPLAN

Yazı dizisi 5. gün Mehmet Emin AKTAR

Yazı dizisi 5. gün İbrahim GÜÇLÜ

Yazı dizisi 4. gün Hüseyin YILMAZ

Yazı dizisi 4. gün Abdulkadir BADILLI

Yazı dizisi 3. gün Ahmet GÜNEŞTEKİN

Yazı dizisi 3. gün Yüksel AVŞAR

Yazı dizisi 2. gün Adnan FIRAT ve Nuşirevan ELÇİ

Yazı dizisi 1. gün Feridun YAZAR ve Ayhan BİLGEN