22 Nisan 2018, Pazar

Üst Menu

Milletleşme Üzerine Notlar (2)

Milletleşme Üzerine Notlar (2)

6.

Sağ siyaset, bu topraklarda esaslı bir hayat biçiminin ve de sosyo-politik muhayyilenin ete kemiğe bürünerek hayat bulamaması için, yedeğine aldığı kavramlar ile ciddi bir işlev göstermiştir. Millet kavramı da bunlardan biridir ve Millet olmaktan ve de Milletleşmekten bahsettiğinizde kendinizi bu sağ siyasetin temin ettiği yerde görünme ihtimalinden koruyamıyorsunuz. Bir başka ifade ile, Milletleşmekten bahsettiğinizde ya Avrupa'da feodalitenin yerine geçen Naiton akla gelir ya da bilhassa Türk sağ siyasetinin Nation'un çakması ve hatta çakmasının çakması mahiyetindeki toplumsal kurgusu.
 

Halbuki bizim Milletten kastımız ikisi de değildir ve daha önce de ifade ettiğimiz üzere onun Kur'an'daki anlamı üzerinden; insanları, insan gruplarını ve nihayetinde belirli bir toplumu, insani yani manevi değerli yücelterek ve önceleyerek, insan hayatında paranın ve de çıkarın dışında ortak bir ülkünün de yürürlüğe girebileceği göstererek inşa biçimidir. Yani, biz eğer Millet olma halinden, bilincinden, gereğinden bahsediyorsak; birey-toplum çatışmasını minimize etmiş, kliklerin ve siyasi cenahların çıkarının değil de toplumun ortak maslahatının öncelendiği bir halden, bilinçten ve gereklilikten bahsediyoruz demektir.

 

7.

İnsanları sınıflandırırken ölçü aldığımız şeyin ne olduğu ve olması gerektiği sorusu kanaatimce önemli bir sorudur. Onları ekonomik pozisyonlarına, etnik aidiyetlerine, inançlarına vs. göre ayırdığımızda gayet tabii ki açıklığa kavuşmasının istediğimiz şeyin ne olduğuna bağlı olarak anlamlı bir şey yapıyor olabiliriz. Örneğin toplumu ekonomik sınıflar üzerinden okumak gayet tabii ki toplumsalın işleyişine dair ciddi kanaatler verir bize ve onu karakterize eder. Ve fakat bana kalırsa temel ayrım, bilhassa etik alanına görünür olarak karşımıza çıkan ve insanın değer alanı ile kurduğu ilişki ile, esasen “neden toplumu ekonomik sınıflar üzerinden okumamız gerektiği” sorusunu da içeren ayrımdır.

 

Etik, onu kuşatan her türlü sosyal bağlamdan önce; toplumda edineceğimiz pozisyonun ve duruşun gerekçesini açıklar. Her şeyden önce ve de çok önemli bir sorun olarak “neden iyi olmalıyız” sorusuna verebileceğimiz bir cevabın olup olmadığını ve olursa da ne olduğunu sağlar. İkinci ve üçüncü tekil şahıs ile ve giderek de toplumun tamamı ile kuracağımız ilişki biçiminin ve ortaklaştırmamız gereken metafiziğin gerekçelendirilmesini salık verir.

 

Bu sorun şundan ötürü önemlidir: Eğer bizler düşünce ile varoluşsal bir ilişki geliştirememiş ve haliyle değer dünyamızı sahip olduğumuz sosyal katman, kategori ve sınıfın gereği olarak belirlemişsek, onu belirleyen bu katman, kategori ve sınıflar ortadan kalktığında değerler ile kurduğumuz ilişkinin gerekçesi de ortadan kalkmış olacaktır. Ve hatta onlar ortadan kalkmadan dahi, değer ile varoluşsal bir ilişki geliştirememiş olmanın bir sonucu olarak örneğinin “eskinin hızlı bir devrimcisi bugünün ultra liberal aydını”, “eskinin hızlı bir İslamcısı bugünün küresel politikalar ekseninde İsrail’e bile yamanmayı makul görecek kadar pragmatist bir bireyi” olabilme olanağımız vardır.

 

Kur’an ve Hz. Muhammed’in “Millet”e dair yaklaşımından referans ile denilebilir ki Millet olma, bireylerin yekdiğeri ile münasebetine gerekçe sağlayan ve onları ortak bir metafizikte buluşturan değer algısının baskın bir özellik olarak ortaya çıktığı toplum biçimidir.

 

Millet olma bilincinin bireye sağladığı önemli bir özellik, insanlar ile toplumsal işleyişi daha iyi kılmak üzere bir araya gelmenin, haksızlık, zulüm ve sömürü ile mücadele etmenin, toplumun değer standardını yükseltmenin, kültürel dünyasına olumlu katkılar sağlamanın gerekçesini sağlıyor olmasıdır.

 

8.

Millet olma bilinci, bireyin kendi kültürel kimliği ile varoluşsal tercihleri arasındaki çatışmayı minimize den bir bilinç halidir. Çünkü toplumun kültürü ile iradesi arasındaki bağı tesis etmeden ne kültürden ne de iradeden esaslı bir biçimde bahsedilebilir. Bir başka ifade ile kültürün de iradenin de varlık gerekçesi sorgulama konusu olur.

 

Dikkate edilirse İslam, Arap olmayan toplumlar tarafından da kabul edildiğinde onlardan, doğal olarak etnik aidiyetleri ve kültürlerinden vazgeçme şartını koşmamıştır. Zaten böyle bir şartı koşmak, teklif edilen dinin ilahi olamayacağının en net karakteri olur idi. Dünyanın en fazla Müslüman nüfusun yaşadığı 250 Milyonluk Endonezya'dan Kürdistan'a değin bir çok kavim Müslümanlıkla ilişki kurarken kültürel birikimlerinden vazgeçmemiş ve haliyle kendi kültür kodları ve karakterleri üzerinden bir Müslüman kimlik ortaya koymuşlardır.

 

Bu; Müslümanlık dediğimiz şeyin uzay boşluğunda inşa edilen, her türlü tarihsel ve kültürel bağlamdan arınık olmadığını ve olamayacağını gösterir. Nitekim tarihsel tecrübeler, Araplar, Kürtler ve Türkler için ve de sair Müslüman kavimler için İslam’ın söze konu kültürel ve etnik dayanaklar ve bağlamlar üzerinden form ve işlerlik kazandığın görebiliyoruz. İslam’ın temel inanç esasları ve ahlaki ilkeleri korunmak sureti ile, İslam bu kavimlerin kültürel karakterleri ile ilişki geliştirmiştir. Ne Kürtlerin çoğunluğunun Şafii/Sünni olması tesadüfidir ne de Kürt medreselerinin toplumsal tarihimizdeki yeri. Bu, Kur’an terminolojisi ile ifade etmek gerekirse, sünnetullahtandır. Kur’an’da Süleyman’ın veya Musa’nın veya İsa’nın kıssalarını okuduğumuzda da bu kültürel farklılıkları net bir biçimde görebiliyoruz.

 

9.

Millet bilinci, bizlerin dünya üzerinde ve de toplumsal tarihimiz açısından nerede durduğumuz, nereye evrildiğimiz ve de nereye vardığımıza dair sarih kanaatlerin oluşmasını gerektirir. Bu kanaatler oluşmadan toplumun genel standardına katkı sağlayabileceğimiz hiçbir şeyimiz olamaz. Bu yüzden, modernleşmeyi, bizim gibi feodal bir toplumsal yapıdan kurtulmanın gereği olarak temin etmemiş toplumlarda tefsir edecek zihinlere ihtiyacımız vardır. Modernleşme bizim için bir ihtiyaç mı idi, biz modernleşme derken neyi anlarız, nasıl bir ilişkimiz gelişti ve bu bize neler temin etti?

 

Bu soruları arttırmak mümkün. Kesin olan bir şey var ki, kendimizi kendimiz olarak tanımlamak istiyorsak(Milletleşmek istiyorsak) bütün bunlar ile baş edecek bir zihinsel standarda ihtiyacımız vardır.

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları

14.Ağustos.2016 Pazar
29.Temmuz.2015 Çarşamba
21.Temmuz.2015 Salı
25.Mart.2015 Çarşamba
11.Ekim.2014 Cumartesi
28.Temmuz.2014 Pazartesi
05.Mart.2014 Çarşamba
23.Haziran.2013 Pazar