17 Ocak 2018, Çarşamba

Üst Menu

Müftüdür Adam, Devletin Bekasının Kuludur!

Müftüdür Adam, Devletin Bekasının Kuludur!

Gerek vaaz ve hutbeleri, gerekse statükonun sürdürülmesine yardımcı olan başka uygulamaları sebebiyle diyanet’in bir dinî kurumdan çok bir siyasî kurum olduğu, bundan mütevellid devletin millî politikası paralelinde bir işleyişe sahip olduğu bu sayfada defalarca kaleme alındı…

eleştiri sebeplerinden birisini anımsayıp mevzuya geçelim: geçtiğimiz senelerde merhum şêx seîd için erzurum/hınıs’ın bir camisinde okutulan mevlidde, şêx seîd’in bir akrabasına mikrofon verildi. konuşmasını kürtçe yapan akrabaya cami imamı tarafından müdahale edildi ve konuşmasına müsaade edilmedi. imamın gerekçesi ise ibretlikti: “cami bir resmi kurum ve resmi kurumda kürtçe olmaz!”. bu örneği aktarırken şöyle demiştim: bence bu hadisedeki imam ne ise diyanet tam olarak odur, ne eksik ne fazla…

bu devletçi geleneğin son halkası geçtiğimiz günlerde ığdır’da kendisini gösterdi. şehirdeki din hizmetlerinin koordinasyonundan sorumlu ığdır müftüsünün, bu vazifesine ek olarak istihbari işlere giriştiği, şehrin nüfusunun yaklaşık yarısını teşkil eden şii/caferi inancına mensup azeriler hakkında bir jurnal hazırlayarak valilik onayı ile diyanet, içişleri ve emniyet üzerinden kamu güvenliği müsteşarlığına ilettiğini öğrenmiş bulunduk.

müftü efendinin raporuna göre “şia’ya mensup vatandaşların mollararın baskısından müftülüğe bağlı camilere gidemedikleri, şia’ya mensup azerilerin camilerinde ise ‘arzu edilen seviyede’ kur’an-ı kerim okutulmadığı ve dinin anlatılamadığı düşünülmekte”, yine “iranlı müçtehidler tarafından tayin edilen ‘sözde mollaların’ halkı mezhepsel istismara çalıştıkları, halka tahakküm için bid’at ve hurafelerle bilgilendirme yaptıkları düşünülmektedir.”

 bir sünni olarak bir şii camisine gitme ihtiyacını bugüne kadar hissetmedim, ığdırlı caferilerin müftülüğe bağlı (sünni) camilere gitme iştiyaklarını bu sebeple anlayabilmiş değilim. bu ‘arzu edilen seviye’yi de merak etmedim değil. ayrıca müftü bey ‘sözde mollalar’ın bid’at ve hurafelerinden bahsetmişken kendisine bağlı camilerdeki işleyişe de bir göz atsa fena olmaz, ‘özde müftüler’e bağlı camilerdeki ibadetlerin ne kadarı bid’at, ne kadarı hurafe böylelikle öğrenme imkanına vasıl oluruz…

yine rapora göre “şia/caferilik namına özendirici söylem ve davranışlar gençler arasında gelecekte ideolojik ayrışmaları hızlandıracak” ve bu özendirme ile söylemler “devlet ve millet bütünlüğü için olumsuz oluşumlara sebep olabilecek” nitelikte imiş, “din adına ve dini alanlarda görülen bu çalışmaların dikkatle izlenmesi önemli görülmekte” imiş…

28 şubatçıların “iç tehditler” listesinde “irtica”yı “terör”den önceye yazmasını anımsatan bu satırları insanın aklına şunlar geliyor: evvelen; şia da islam’ın bir kolu ise ve islam da bir tebliğ dini ise şii insanın sünnilik tebliği yapması beklenmiyordur herhalde? saniyen; merak ettiğim husus, böyle bir raporun başta şafiiler olmak üzere başka mezhep mensupları için de hazırlanmış olup olmadığı… salisen; bildiğim kadarıyla ığdır’ın dört milletvekilinden ikisi mhp’li. rapora tepki gösteren ehlibeyt alimleri derneği başkanının “biz öz be öz türküz ve bu vatanın bir tek çakılını atalarımız nasıl ermeni'ye vermedi ise biz de…” diye devam eden sözlerini de bunun yanına koyunca devlet ve milletin bekasına en az müftü kadar ilgili oldukları görülüyor. caferiliğin teşvik edilmesi ile bu millî bütünlüğe dair tehlikenin raporda geçen ifadesi ile “ideolojik taleplerini terörize uygulamalarla dile getiren [sünni] kürtler”den geleceği ima ediliyorsa onların da raporda ilişkilendirildikleri, “devletin millî bekasını tehdit eden” bir örgüt (pkk) zaten var, öyle ise müftü burada tam olarak hangi sorundan yakınmaktadır..? ve son olarak; müftünün bağlı bulunduğu sünni geleneğin hangi imamı devletin millî birlik ve bekası için islami grupları jurnalleme işlerine girişmişlerdir? değilse nedir?

“vatan sevgisi ve millet bütünlüğü için müftülüğe bağlı camilerde görev almak isteyen caferi mollalara baskı uygulandığını” ifade eden müftü imzalı, valilik onaylı jurnalde “caferi camilerinin müftülüğe bağlı olmaması, bayramların iran’a uyumlu kutlanması, dinî programlarda iran mollalarının getirilmesi tutuculuk” olarak tespit edildikten sonra “caferi camilerinin müftülüğe bağlanması, mollaların türkiye’de eğitilmesi, ilkokul mezunu dahi olsa mollalara devlet kadrosu verilmesi ve mollaların ankara’da ağırlanması” öneriliyor. yukarıdaki ifadelerden, vatan sevgisi ve millet bütünlüğü için vazife yapmanın müftülüğe bağlı camilerde mümkün olduğu anlaşılıyor olsa gerek… ilkokul mezunu mollalar kadrosuz görev yapınca liyakatsiz, tutucu, tahakkümcü oluyor ve millî birliğe zarar veriyorlarmış ama kadroya alınırlarsa işler değişecekmiş, öyle anlaşılıyor… mevcut mollaların “ankara’da ağırlanması” da devletin misafirperverliğinden daha çok şey ifade ediyor olsa gerek…

müftülüğün raporu kürtlerin hak taleplerini terörize ederken, baştan sona caferilere karşı ayrımcılık söylemi barındırıyor, devletin bekası ile milli birlik ve bütünlük için dinin devletin kontrolü altında bulunması gerektiğini salık veriyor…

diyanet işleri başkanlığı, sayın mehmet görmez’in başkanlığında bir yenilenme geçirerek bürokratik hantallığından bir nebze de olsa sıyrıldı. nitekim sayın görmez durumu soruşturmak üzere teftiş kurulunu görevlendirmiş ve “caferi vatandaşları üzen ve rencide eden her şeyin kendilerini de üzeceğini ve rencide edeceğini’”ifade etmiştir. ama diyanet ve meb gibi köklü bürokratik kurumlar başlarına “iyi bir adam” geçtiğinde değişemeyecek kadar resmî ideolojiye boyanmış devlet kurumlarıdırlar ve diyanet gibi siyasi bir kurumda, resmî ideolojisi gereği, devletin bölünmez bütünlüğünü imanından önceleyen imamların varlığı artık şaşırtmıyor maalesef…

ığdır müftüsü ve valisi ile bu raporda onayı olan silsile, başta ayrımcılık ve jurnalcilikten dolayı soruşturulmaya tabi tutulmalı, kürtlerden ve caferilerden özür dilenmeli, dinî grupların baskı altına alınmasının önü alınmalıdır…

devlet herkesin gidip nüfusuna kaydolacağı baba değil, hizmetkârdır. devletin, kontrolüne aldığı bir dinî, mezhebi standart kabul edip ona uymaya çağırması, uymayanları jurnallemesi hizmetkarın haddini aşmasıdır. bu minvalde diyanet işleri başkanlığının devlet kurumu olması devletin dine müdahalesi, dini otoritesi altına almaktır. bu durum düzeltilmeli, devlet dinin üzerinden gölgesini çekmeli, din ve inanç gruplarının inançlarını serbestçe yaşamasının önündeki engelleri kaldırmalıdır. diyanet, orta vadede özerkleştirilerek uzun vadede devlet kurumu olmaktan çıkarılmalıdır.

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.