25 Kasım 2017, Cumartesi

Üst Menu

Müslüman Bir Kadının Gözüyle Kandil - Yazı Dizisi 1.Bölüm

Müslüman Bir Kadının Gözüyle Kandil - Yazı Dizisi 1.Bölüm
''Egemen ve merkez medya ile hala adil bir dil oluşması ve yüzleşebilmenin neredeyse imkansız olduğunu bilerek, bir kadın vicdanı ve kadının gözünden sahip olduğum referanslarımla, kendimce ve mümkün olduğunca barış için bir gözlem ve şahitlik yapmak istedim. Bu niyetle oğlum Muhammed Cihad ile yollara düştük. Kandil’i ve barışı yazmak için.''
25 Temmuz 2013
-A +A

Yüreğim Barışta Kaldı 

 

Hazırlayan: Hüda Kaya

 

40 yıla yakın süren bir savaşta çoğu genç olan 50 bin insanımız hayatından oldu.

"Tanrı Türk’ü korusun" diyerek Tanrı’yı bile kavimler, ırklar ve sınıflar üstü Türklerin babası kabul etmiştik.

Müslüman olmuştuk ama Türkler bu Tanrıdan da müjdeli ve torpilliydiler. Egemenlik kayıtsız şartsız onların hakkıydı.

Bu inançla, halklar on yılda on beş milyon olmanın heyecanını yaşarken, 1938'deki nüfus kayıtlarına göre Anadolu halkı % 50’si Müslüman olmayan halklar olduğu gösterilirken, on yıllar içinde % 50 olan halkı, % 2'lere düşüren ataların çocuklarıydık.

Kendi yerlerinde ve yurtlarında huzur, güven ve barış içinde yaşamayı hak eden insanlarımızın ziyan olan milyar dolar ile çok daha iyi şartlarda olmaları mümkün iken, bugün geldiğimiz noktada olanlar;

Evleri, yürekleri ateşe döndürülen halklar...

Tehcirler, kıyımlar...

Faili meçhuller, yargısız infazlar...

Yakılan, yıkılan binlerce köy...

Harap edilen masum doğa ve içindeki canlılar...

Talan edilen zenginlikler...

Duvarlar arasına gönderilen ya da topraklara verilen binlerce fidan...

 

Barışa hiç bu kadar yakın olmamıştık

 

 

Türkiye halkları olarak yıllardır yaşanılan bütün bu acılar ve bedellerden sonra 'Artık ip koptu', 'Telafisi olmayan yollara girildi' derken ilk defa barıştan bu denli umutluyuz hepimiz.

Barış tartışıldı yıllardır ve hala da tartışılıyor.

'Neler alındı ve neler verildi' diyerek insan olmanın, insan kalmanın pazarlıklarını yapıyor birileri. Sanki insan olmanın, insan kalmanın şartları kendi tekellerindeymiş gibi.

'Vatan' adına, 'millet' adına, hatta 'Allah' adına kavimler, ırklar, halklar, diller, mezatlara sunak yapılıyor.

Kaybolan hayatların, kanların üzerinden rant piyasaları palazlanıyor.

 

Kadınların doğasıdır barış

 

Savaşın ve acının en ağırını yaşayan, bedellerin en fazlasını ödeyen kadınlar, vicdanın ve barışın sesi olmak için seslerini yükseltmenin en onurlu mücadelesini tarihe kayıt düşüyorlar.

Barış için Buluşan Kadınlar, Barış Anneleri, Yeryüzü Anneleri, Cumartesi Anneleri,  Barış İçin Kadın Girişimi ve daha buna benzer onlarca kadın çalışmaları oluşturdu yürekli kadınlar.

Acının, kederin ve çaresizliğin derin erdemliliğine erişmiş nice kadınlar tanıdım. Bütün yürek acılarına rağmen hala ‘barış, barış’ diyebilen kadınlarımız var. Onlar insanlığımızın en büyük değerleri olmaya devam edecekler.

 

Henüz iki Ramazan önce 'Operasyonlar dursun, barış konuşsun' dedikleri için oğlum Muhammed Cihad da dahil olmak üzere yüzlerce, binlerce genç tutuklanıp hapsedildi. Nihayet, doğusu ve batısı ile bir bütün olarak halklar,akan kanların durması, başka hayatların yitirilmemesi için barış çok daha yürekten isteniyor, barış sesleri çok daha fazla yükseltiliyor. Barış hiç bu kadar yakınımızda olmamıştı.

Roboski gibi kırılmalara, yılların kangrenleşen acılarına rağmen Kürt halkı barıştan hiç vazgeçmedi.

İstisnaları olsa da milli, ırki veya dini statükoların gölgesinden kopamayan İslami camialar ise bu süreçte bir proje ve söz sahibi olmaktan bigane kaldılar.

 

 

Küresel ve bölgesel şartların içinde tabiri caizse, ateşin bacayı sardığı böyle bir dönemde Kürt halkının 'eşitlik ve barış' çığlıklarını görmezden gelemez ve daha fazla barışı geciktiremeyiz.

Barışın önünde her kim veya hangi taraf olursa olsun, barışa engel olmaya çalışmasının hatta gölge olmasının bile iflah olmaz sonuçlara uğratması kaçınılmazdır.

İnandığım yaratıcı olan 'Es Selam' ve İslam aynı mesaja işaret ediyordu. İslam, Selam, Selamet hepsi aynı kökten gelmekle birlikte barışa işaret ediyordu. Allah'ın bizlere sunduğu evrensel kurtuluş reçetemiz bir bütün olarak barışa girmekti.

Barış hareketinde bir izimiz, barış çorbasında bir tuzumuz olmalıydı

 

 

Tarihi bir çözüm sürecini dışarıdan seyredemezdik.

Barış hareketinde bir izimiz, barış çorbasında bir tuzumuz olmalıydı.

Barış olacaksa, tarih yazılacaksa, birbirimizle yüzleşebilmeliydik.

Egemen ve merkez medya ile hala adil bir dil oluşması ve yüzleşebilmenin neredeyse imkansız olduğunu bilerek, bir kadın vicdanı ve kadının gözünden sahip olduğum referanslarımla, kendimce ve mümkün olduğunca barış için bir gözlem ve şahitlik yapmak istedim.

Bu niyetle oğlum Muhammed Cihad ile yollara düştük. Kandil’i ve barışı yazmak için.

Yazarı olduğum Hür Bakış internet gazetesinde etkisini ve izlerini sizlerle paylaşmak için…

 

Yüreğim Barışta Kaldı

Erbil (Hewler)’e Yolculuk

 

 

Diyarbakır’a yola çıktığımızda, vardığımızda gece nasıl hareket edebileceğimizi, taksi şartlarını önceden araştırdığımızdan biliyorduk.  Otobüs sabah 11.00'de kalkıyor, 12 saat sonra gece yarısı Erbil’e varıyordu.

Diyarbakır’dan sınıra taksiler 150 dolar, 350, 400 hatta 500 tl istiyorlardı. Özlem’in yönlendirdiği taksi ile havaalanından yola koyulduk.

Sabah erken saatlerde taksi ile sınırı geçtik ve taksici bizi Zaho’da taksiciler ile pazarlık yaparak en uygun olana transfer etti.

Sınırdan Erbil’e kadar gördüğümüz kadarıyla piyasanın % 90’ına Türkiye firmaları hakim durumda.  Yaklaşık on kadar kontrol noktasından geçerek Erbil’e vardık.

Erbil’de toplu taşıma yok. Her evde birkaç araba varmış. Toplu taşıt bilmiyorlarmış. Dışarıdan gelenler ve ihtiyaç hissedenler için bir midibüs türü toplu taşıma için bir araç koymuşlar ama hiç kullanan olmamış. Herhalde neden konduğunu bile anlamamışlar.

 

Caddelerdeki araçların hemen tamamı en lüks olanlardan. Bizde trafikte gördüğümüz araçların çoğu, burada araba mezarlığı statüsündedir herhalde.

 

Geldiğimiz otelin lobisindeki televizyonda Abdullah Öcalan için yapılmış Kürtçe bir klip yayınlanıyor. Varto’lu bir iş adamı ile tanışıyoruz. Tabldot yemek işi yapıyor burada.

Otelimizin yakınında bir kilise var. Mesihiler varmış buralarda. Yahudilerin çoğu çok önceleri gitmişler buradan, çok azı kalmış. Süryaniler, Keldanilar de az kalmışlar.

Erbil, Barzani yönetiminin merkezi. Süleymaniye ise Talabani’nin kontrolünde. Barzani yönetiminde olan bölgelerde, Barzanilerin dindarlığı hakim iken, diğer taraf daha sekülermiş.

Bölgenin rantını, en fazla Amerika ve Türkiye paylaşıyor diyor burada yaşayanlar.  Dudak uçuklatan, milyar dolarlık yolsuzluklardan bahsediliyor. 

250 bin dolarlık ağız sağlığı için gerekli olan makineyi, 800 bin dolar olarak göstererek parasını alıyorlar.

35 milyon dolara ihalesi verilecek olan bir üst geçit inşaatını, evraklarda 75 milyon dolar olarak gösteriyorlar. Yine bunların parası alındı ve inşaatları geç de olsa yapıldı. Bu paraları çok daha fazlasını alıp işi hiç yapmayanlar da var ve bunlar az değil. Genellikle paraları Bağdat’ta milyar dolarlık ihalelerde peşin alınıyor ve aradan yıllar geçmesine rağmen iş yerine getirilmiyor bile. Soran olursa, gümrük, bürokrasi, eleman vs. derken yıllar geçiyor. 'Hesap soracak mekanizma yok mu?' diyorum. 'Tepeden, aşağıya zaten paylaşılıyor' diyorlar.

 

KCK kongresi Şaşkınlığı

 

KCK genel kurul kongresi yeni bitmişti ve hala onun yankıları devam ediyordu. Erbil’deki yerel Kürdistan yetkilileri bile kongrenin yapılıp, açıklanmasına çok şaşırmışlar.

'Ne ara yaptınız? Nasıl haberimiz olmadı? Falanca delege ile daha dün görüştüm' diye gülerek anlatıyorlar. Halbuki kongre sırasında o delege, bir saatliğine izinle çıkıyor ve görüşmesini yapıp tekrar toplantıya geri dönüyor. 

Dağlardaki kızlar otları ve bitkileri tanımış, çeşitli yemek ve tedaviler geliştirmişler. 'Asıl mahrumiyet bölgesi herhalde şehirler...' diyorum kendi kendime.

 

 

KCK İnanç komitesi üyesi: Serhat

 

‘Kimsenin birbirine dayatmadan bütün inançlara saygılı olmasından’ bahsediyor Serhat.  Yapılanmanın içinden biri olarak samimi bir şekilde din ve inanç ile ilgili düşüncelerini söylüyor. Özeleştirilerinden, hedeflerinden, değerlerden bahsediyor.

‘Bir dinin siyasal alana yansımasına izin verilmezse o insanlar nasıl dertlerini anlatabilecek?Kendilerini nasıl ifade edecek? Bununla beraber hiçbir inanç ve ideoloji, bir başkasına dayatma hakkına sahip değildir.

Sivil itaatsizlik kapsamındaki inanç eylemleri, komite kararları ile oldu. Bunu yaparken diğer inançları ezmeden, yok saymadan olması gözetilir.

 

Hiçbir inanç özünde, insanlara kötülük telkin etmez.

 

Aynı zamanda bütün inançlar da şunu söyler:

Yardım etmeyi, iyilik yapmayı, gasp etmemeyi, öldürmemeyi, adil davranmayı, barışı ve diğer evrensel doğrulara teşvik eder.

İnançların, farklılıklarından daha çok benzerlikleri vardır.   Mekanları farklıdır, ayrıntılarda farklılıkları vardır.

Allah birdir.

Allah’a ulaşmanın yolu bin birdir.

Alemlerin Rabbi diyoruz değil mi? Buna inanan bir insan diğer inançları, insanları nasıl hor görebilir? Biçimler, farklılıklar arz edebilir.

 

 

Siyaset- Din ilişkisi

 

Siyasal mekanizma, tarih boyunca dini kendi egemenliğine araç olarak kullanmıştır.

Peygamber, hicretinden sonra yeni bir şehirde Medine mukavelesini yaptı ve ‘Herkes kendi inanç grubunda, kendi inancını yaşamalı’ dedi.

Medine yönetiminde ise ‘Madem hepimiz burada yaşıyoruz, birlikte yönetmeliyiz’ şiarı hakimdi. İslam’ı yükselten bu anlayış olmuştur.

Bugüne gelince, bırakalım diğer dinleri, İslam’ın içinde, Şii- Sünni diye birbirlerine tahammül edemez duruma gelebildiler.

Allah bağışlayıcıdır. En günahkar insanı bile bağışlayabilir. Allah insana kolaylıklar vermiştir. Yolcuysan seferisin, orucunu kazaya bırakabiliyorsun. Ayakta ibadet edemeyen oturarak, oturarak yapamayan yatarak hatta gözleri ile ifa edebiliyor.‘

Ali Şeriati’nin din yorumlarının dikkatlerini çektiğini belirtiyor.

‘Biz dini mevzularda araştırmalar yapmak ve daha da derinleşmek istiyoruz, özüne ulaşmak istiyoruz’ diyor. Bunu daha sonraları pek çok görüşmemizde de defalarca ifade ettiler.

Alevilik de İslam’dandır.

 

Alevilik,  İslam ile bağlantılıdır. İdeolojik olarak din ile bağını koparanlar, Aleviliği, İslam’dan kopuk olarak kabul ettirmeye çalışıyorlar.

Hz. Ali, Ehlibeyt ve 12 İmam ile başlayan değerler hepimizin ortak olduğu değerlerdir.

İnancın özü iyi kavranırsa, inanç problemleri daha iyi halledilebilir.

İnançlar arasında, barış ve kardeşlik köprüsünü oluşturabilmemiz için İslam’ın konumu çok önemlidir. Bu konularda dinin önemini biliyorum fakat çok iyi araştıramadım ve buna oldukça ihtiyaç hissetmekteyiz.

Hz. Peygamberden sonra, inancın özünden hızla uzaklaşılmış ve bugüne kadar böyle devamedegelmiş.

İslam’ın özünü muhafaza etmek gerekiyor.

 

Nedir özü?

 

Adalettir, barıştır, kardeşliktir. Başkasının hakkına tecavüz etmemektir.

Her bakımdan gerçekten bunları araştırmak ve bilmek istiyoruz. Bu meselelerin aslı, özü nedir, bilmek istiyoruz. 'Egemenlerin İslam'ı yaygınlaşıyor. Bunu yaparken, 'Biz de aynısını mı yapıyoruz?' diyoruz. Bunun için bu dili iyi anlamak ve anlatmak, buna hizmet etmek istiyoruz.

Peygamber nasıl yaşadığını, neden savaştığını, neler yaptığını en doğru şekilde insanlara anlatabilirsek, bunları görürler ve ona göre tercih edebilir ve ona göre kabul edebilirler. Bunları örgütlü ve planlı yapmak istiyoruz.

Sivil Cuma’lar gelişti ama tabi yetersizdi. O bir adımdı. Belki biraz daha ilerletilebilirdi.

Kardeşim sen camileri siyasi bir partinin ofisine çevirmişsin. Hutbeler merkezden, oradan yazılıyor. Devlete bağlamışsın imamları. Halbuki imamlar, ilim adamları sadece Allah’a bağlı ve bağımsız olmalıdırlar.

Hanifler ile ilgili Cihad’a sorular yöneltiyor. ‘Hanifler, ciddi bir harekettir’ diyor.

 

Yarın: Kandil’de Neler Göreceğiz