16 Temmuz 2018, Pazartesi

Üst Menu

Müslüman Bir Kadının Gözüyle Kandil - Yazı Dizisi 3. Bölüm

Müslüman Bir Kadının Gözüyle Kandil - Yazı Dizisi 3. Bölüm
''Namazımı kılmak istiyorum. Arka salonda el yapımı geleneksel seccadeyi serip hazırlamışlar bizim için. Namazımı kılarken ve ardından, gözyaşlarıma engel olmadan dualar gönderiyorum.''
27 Temmuz 2013
-A +A
                                                              Yüreğim Barışta Kaldı
 
Köylüler, gerillaya nasıl bakıyor?
 
Hazırlayan: Hüda Kaya
 
40 yıla yakın süren bir savaşta çoğu genç olan 50 bin insanımız hayatından oldu.
 
"Tanrı Türk’ü korusun" diyerek Tanrı’yı bile kavimler, ırklar ve sınıflar üstü Türklerin babası kabul etmiştik.
 
Müslüman olmuştuk ama Türkler bu Tanrıdan da müjdeli ve torpilliydiler. Egemenlik kayıtsız şartsız onların hakkıydı.
 
Bu inançla, halklar on yılda on beş milyon olmanın heyecanını yaşarken, 1938'deki nüfus kayıtlarına göre Anadolu halkı % 50’si Müslüman olmayan halklar olduğu gösterilirken, on yıllar içinde %50 olan halkı, % 2'lere düşüren ataların çocuklarıydık.
 
Kendi yerlerinde ve yurtlarında huzur, güven ve barış içinde yaşamayı hak eden insanlarımızın ziyan olan milyar dolar ile çok daha iyi şartlarda olmaları mümkün iken, bugün geldiğimiz noktada olanlar;
 
Evleri, yürekleri ateşe döndürülen halklar...
 
Tehcirler, kıyımlar...
 
Faili meçhuller, yargısız infazlar...
 
Yakılan, yıkılan binlerce köy...
 
Harap edilen masum doğa ve içindeki canlılar...
 
Talan edilen zenginlikler...
 
Duvarlar arasına gönderilen ya da topraklara verilen binlerce fidan...
 
 
Tarihi bir çözüm sürecini dışarıdan seyredemezdik.
 
Barış hareketinde bir izimiz, barış çorbasında bir tuzumuz olmalıydı.
 
Barış olacaksa, tarih yazılacaksa, birbirimizle yüzleşebilmeliydik.
 
Egemen ve merkez medya ile hala adil bir dil oluşması ve yüzleşebilmenin neredeyse imkansız olduğunu bilerek, bir kadın vicdanı ve kadının gözünden sahip olduğum referanslarımla, kendimce ve mümkün olduğunca barış için bir gözlem ve şahitlik yapmak istedim.
 
Bu niyetle oğlum Muhammed Cihad ile yollara düştük. Kandil’i ve barışı yazmak için.
 
Yazarı olduğum Hür Bakış internet gazetesinde etkisini ve izlerini sizlerle paylaşmak için…
 
Köy yolundayız. Garzan da katıldı bize. Zerrin yolun kenarında bir enkaz kalıntısını göstererek, ‘Bizimle hiç ilgisi olmayan, sivil gariban bir köylünün bakkalı vardı burada.
 
Çocuklarının ekmek parasını çıkarmaya çalışıyordu. Belki bizden (gerillalardan) bisküvit alan olmuştur. Tam dokuz roketle vurdular. O briketleri görecektiniz. Her biri tuz buz olmuştu’ diyor.
İçinde birilerinin olup olmadığını sorunca, ‘Hayır gece vuruldu’ diyor ve tekrar soruyorum;
‘Köylüler buranın yerli halkı. Sizin burada oluşunuzdan bir rahatsızlık duymuyorlar mı? Size bir tepki göstermiyorlar mı? Aranızda muhalefet olmuyor mu?’
Zerrin, ‘Tam aksine. Türkiye, köylüler bunu yapsın diye sivil köylüleri çok vurdu. Hatta alttan alta haber yaydılar. Kimyasal bomba atacağız, teröristlerden uzaklaşın dediler. Köylüler bizi terk etmedi, yalnız bırakmadı. ‘Son bir ağacımız, son bir çocuğumuz da ölse, onları yalnız bırakmayacağız’ dediler. Yerli halk ile çok güzel ilişkilerimiz var.  2010'da ailece arabalarında öldürülen köylülerin vurulma sebebi de bundandı’  diyor.
 
 
Demir bir bahçe kapısının önünde inip geniş bir bahçe içinde olan bir eve geldik. 
 
Ev sahibimiz yaşlı olan bölgenin ileri gelenlerinden (Sünni) Şeyh Muhammed, eşi, oğlu Hiva ve gelini evdeler. Hiva erkek, Hevi kadın ismi imiş.  Soranice konuşuyorlar. Salon gayet geniş ve duvarında ise çok güzel, fayans işinden kadın portresi var. Büyük bir plazma televizyon ve perdeleri ile özel bir misafir kabul salonu şeklinde döşenmiş.
 
 
Zerrin evin yaşlı annesine ‘Daye’ diye sesleniyor. Kadın çok doğal, sevgi ve şefkat ile Zerrin’e bir şeyler söylüyor; ‘İki haftadır görünmüyorsun, neredesin? İyi misin?’ 
 
Şeyh Muhammed salonda kendi köşesinde oturuyor. 
 
‘Gerillanın misafiri bizim misafirimizdir. Burası sizin eviniz. Rahatınıza bakın, yoksa üzülürüz’ diyor ve ekliyor; ‘Arkadaşların bize hiçbir kötülüğü olmadı, 2001'den bu yana buraya yerleşti arkadaşlar, o günden bu yana yüreğimizdedirler.’  
 
KDP, Türk devletinin baskısı ile ‘Napalm bombası atılacak’ diyor. Köylülerin bölgeyi boşaltması için toplu konutlar yapılıyor ama halk kesinlikle kabul etmiyor. 
‘Buralarda evde erkeği olmayan eve girilmez normalde. Ya da evde erkek varsa, evin adamı asla bırakıp çıkmaz. Ama biz evde iken kendi ailesi, oğlu, kızı gibi çok rahat çıkıp giderler’ diyor Garzan.  
 
Kandil’de ilk namaz
 
Namazımı kılmak istiyorum. Arka salonda el yapımı geleneksel seccadeyi serip hazırlamışlar bizim için. 
 
Namazımı kılarken ve ardından, gözyaşlarıma engel olmadan dualar gönderiyorum. 
 
Sınırları olmayan yüreklerde gerçek bir özgürlük için, eşitlik, adalet ve onurlu bir yaşamın, resmi sınırların ötesinde ve berisinde bulunan bütün halklar için,yaşanılası günlerin yakın olması için, 
barışa susayan, evlatlarına ve sevdiklerine hasret analar ve bütün kadınlar için, 
topraklarından koparılan masumlar için, 
yuvalarını değil, dağları mesken tutan bütün coğrafyaların gençleri için, 
sadece barış, eşitlik ve adalet için… 
 
 
Kandil’de ilk iftar
 
Muhammed Cihad ile bahçedeyiz. Tavuklar, civcivler, horoz ve kazlar akşamın telaşını yaşarcasına yuvalarına girmeden önceki son koşturmalarını yapıyorlar.
 
Dağların zirvelerinde günbatımını izlemenin dinginliği var üzerimizde.
 
Hemen önümüzde kale duvarları gibi yükselen tepelerin gerisinde batan güneşin kızıllığını takip ediyor gözlerimiz.
 
Mutfaktan sesler geliyor. Bahçe sessizleşti iyice. Kümeslerin kapıları kapandı. 
 
Ezanlar okunmaya başlandı. En az iki camiden geliyor olmalıydı...
 
Mutfaktan bize seslenmelerini bekliyoruz ama dakikalar geçiyor. İftar vaktinde bizdeki sofra başı heyecanını bekliyorduk. 'Neden acaba bu gecikme?' diyorum Cihad’a. Güneşin batışı inanılmaz güzel. Tam bir sessizlik var artık.
 
Ezanın ardından köy camisinin hoparlörleri hala açık ve cemaatin namaza başlama sesleri geliyor. 
 
Şeyh Muhammed’in namaza gittiğini anlıyoruz. Köylüler iftardan önce namazlarını kılıyor sonra iftara oturuyorlardı.
 
İftardan sonra salona geçiyoruz. Zerrin ve Garzan da geldi. Çay içerken konuşuyoruz. Şeyh Muhammed teravihe hazırlanıyor. 
 
‘Bizde gidebilir miyiz? Burada Ramazan ve cemaat ortamı nasıl görmüş oluruz’ diyorum. Garzan, Şeyh Muhammed’e tercüme ediyor ama cevap olumsuz. ‘Hiç kadın yok. Yer de müsait değil’ diyor.
 
Garzan anlatmaya çalışıyor ama durduruyorum. ‘Gerek yok, şartlarını zorlamayalım’ diyorum.  
 
Biz konuşmaya dalmışken Şeyh Muhammed’in çıktığını fark etmedik bile…
 
 
 
Alman gerilla Doktor Medya, bir efsane olmuş
 
 
Sabahın erken saatlerinde Cihad ile biraz bahçenin havasını teneffüs ettikten sonra kaldığımız evin hemen yakınında olan Kandil Belediyesini ziyaret edelim dedik.
 
Saat 07.00 ye geliyordu.  Mesai başlamıştı. Belediye kapısından girince sağ tarafta toplantı salonu göze çarpıyordu. Sahnenin gerisinde büyük bir Öcalan çerçevesi asılı.
 
Oradan çıkıyoruz köyün diğer tarafında gelirken gördüğümüz hastaneye doktor Medya’yı görmeye gidiyoruz.
 
Sabahın henüz 07.30 u ama sırada hastalar var. Kapıda görevli sivil kızlar ‘hoş geldiniz’ diyerek karşılıyor.
 
Doktor Medya ile görüşmek istediğimiz söylüyoruz. ‘Hasta çıksın haber verelim’ diyorlar.
 
Türkiye’ye turist olarak gidip gelirken Kürt halkının yaşadıklarından etkilenmiş. ‘daha önceden Kürtlere uygulanan vahşet ve halkının sıkıntılar yaşadıklarını duyuyordum. Merak ediyordum. Bir ziyaretimde gidip görünce şahit olduğum manzaralar ile duyduklarımın çok az bile kaldığını gördüm’ diyor.
 
92’de Dargeçit olaylarını yaşamış. ‘Diyarbakır’da hastanelere yaralı getirilen kız erkek çocuklar vardı fakat askerler el sürdürmüyorlardı. ‘Teröristlerin çocukları’ diyorlardı.  
 
Saldırılar, faili meçhuller, çok şeyler yaşamışlar ama umutlarını kaybetmeyen bir halk gördüm. Umutları için hayatlarını ortaya koyuyorlardı.
 
Türk ve Alman solcular çok şeyler söylüyorlar ama pratikte yoklardı. Bu halk böyle değildi.’
 
Ailesi ile sadece telefonda görüşüyor. ‘Tam 20 yıl bir ay oldu, buradayım’ diyor ve ekliyor ‘ Ortadoğu’da Selamun Aleykum diyorlar.  Ne demektir? Barış istemek değil mi?’
 
‘Allahu Ekber, sizin dediğiniz bu ‘Selamun Aleykum’un manasını keşke Müslümanlarda da anlayabilseydi’ diyorum...
 
 
Yarın: KCK Yürütme Konseyi Üyesi Bozan Tekin ile söyleşi