19 Ağustos 2017, Cumartesi

Üst Menu

Müslüman Bir Kadının Gözüyle Kandil - Yazı Dizisi 5. Bölüm

Müslüman Bir Kadının Gözüyle Kandil - Yazı Dizisi 5. Bölüm
''Yine bir gün tahtaya kaldırdı öğretmen. 7x2 dedi. 7 yazdım altına 2 koydum. Çizgiyi çektim altına da 14 yazdım. Bana sesli oku dedi. Yedi çarpı, iki dedim, ama ne yaptımsa aklıma Türkçe olarak 14 gelmedi ve Zazaca 14 olan ‘desçor’ dedim. Sopayı sırtımda kırdı, namussuz adam anneme küfretti. Sınıf kahkahalar atıyordu.''
29 Temmuz 2013
-A +A
                                                                  Yüreğim Barışta Kaldı 
 
Hazırlayan: Hüda Kaya
 
 
Tarihi bir çözüm sürecini dışarıdan seyredemezdik.
 
Barış hareketinde bir izimiz, barış çorbasında bir tuzumuz olmalıydı.
 
Barış olacaksa, tarih yazılacaksa, birbirimizle yüzleşebilmeliydik.
 
Egemen ve merkez medya ile hala adil bir dil oluşması ve yüzleşebilmenin neredeyse imkansız olduğunu bilerek, bir kadın vicdanı ve kadının gözünden sahip olduğum referanslarımla, kendimce ve mümkün olduğunca barış için bir gözlem ve şahitlik yapmak istedim.
 
Bu niyetle oğlum Muhammed Cihad ile yollara düştük. Kandil’i ve barışı yazmak için.
 
Yazarı olduğum Hür Bakış internet gazetesinde etkisini ve izlerini sizlerle paylaşmak için…
 
 
 
‘Gerillalar silah bıraktı, top oynuyorlar’
 
 
Gerillalar Sivil giyimliler bugün ve top oynamaya başlayacaklar. Birbirlerine espriler yapıyorlar.
 
 
‘Gerillalar silah bıraktı, top oynuyorlar’ diye yazarsınız diyerek gülüşüyorlar. Gerillaların bir kısmı top oynamaya giderken, görevli olanlar yemek hazırlığında. Biz de konuşmalarımıza devam ediyoruz.
 
 
Halk Misafirhanesinde günler
 
Misafirhane dört göz odadan oluşuyor. Biri erkek, biri kadın misafirler, diğeri de buradan sorumlu idareci gerilla kadınlara ait, diğeri de mutfak olarak kullanılıyor. ‘Bugün en tenha hali, bazen kırk kişiyi buluyor ve hepimiz burada kalıyoruz’ diyor Nusaybinli Havin. Burada kış şartlarını düşünemiyorum.
 
Buraya gelen misafirler çoğunlukla ya çocuklarını görmeye, ya da çok önceleri harekete katılmış ama haber alamadıkları evlatlarının yaşayıp yaşamadıklarını öğrenmeye geliyorlar. Havin bu işlerle sorumlu ve arşiv işine bakıyor. Ailelerin talepleri ve bilgileri ile uzun zamandır haber alınamayan gerillaların bilgisine ulaşıyor, tespit yapıyor ve bulduğu bilgiler üstlerine ulaştırıyor. Bu bilgileri ailelere kendileri verme yetkisine sahip değiller. Hareket adına Bundan sorumlu olanlar ailelere özel olarak bilgilendirme yapıyor, sonra televizyonda haber olarak ilan ediliyor.
 
Anayoldan girilen ufak bir araba yolu ile geldik buraya. Bir dağ yamacında. ‘Bizim kaldığımız yerleri görseniz, üstünden geçersiniz, bilmezsiniz’ diyor Havin.
 
Hemen önünde alt tarafında büyük ceviz ve incir ağaçları var. Ağaçlar meyve dolu. Bir ay sonra toplama planları yapılıyor. Bütün hepsi için kim bilir kaç kamyon gerekecek diye düşünüyorum. Dut ve başka meyveler de varmış ama bitti diyorlar. Ufak bir patika inişiyle ağaçların altına ulaşılıyor. Büyük dallarının altında ufak kamp çadırları ve büyük sineklikli çadırlar kurmuşlar. Gece burada kalan gençler keyifle anlatıyorlardı. ’Ağaçların altında, üstü açık, yıldızları seyrederek yatmanın keyfinden’ bahsediyorlardı.
 
 
 
 
Havin Mardinli. 11-12 yaşlarında harekete katılıyor. 15 yaşında ilk yakalanışı. 16 yaşında hapsediliyor.
 
7.5 yıl kalmış hapiste. Çıkınca 2010 da buraya geliyor ve daha geri dönmemiş. Cezası da onaylanmış.
 
 
Halepli arap genci Rüstem bir yıldır katılmış harekete. Gelmeden önce Berberlik yapıyormuş. Daha öncesinde ise Suriye askeriymiş. Cihad’la arapça konuşmaya başlıyorlar. Kürtçesi pek yeterli değilmiş.
 
‘Rojava’da güçlü bir hareket var, oraya neden gitmedin?’ diye soruyor Cihad.
 
‘Orası, Rojova halkı artık bir güç elde etti. Orası beni daraltacaktı. Burası daha geniş bir özgürlük hareketi idi ve ben burayı tercih ettim’ diyor.
 
Ailesi de ne Esad’ın ne de muhaliflerin yanındaymış. ‘Kardeşim de Rojova direnişine katıldı’ diye belirtiyor.
 
 
 
Sivil giyimli, biraz yaşlıca ama yakın münasebetleri olan bir kişi, araba ile bu akşam Erbil’e dönmek istiyor fakat ‘araba yok hewal’ diyorlar. Yarın bizimle dönmek zorunda herhalde. Çünkü yarın zaten bizim için araba ayarlandı. ‘Valla bu akşam gönderebilirseniz iyi olur’ diyor yaşlı olan.
 
Araba sıkıntısı yaşanıyor. ‘Ramazandır. Oruçludurlar. Kimse gitmek istemiyor’ diyor orta yaşlarda olan Zafer.
 
 
 
Gün boyu geçen yoğun görüşmelerimizin ardından saat akşamın altısı olmuş. Televizyon açılıyor. Yola çıktığımızdan bu yana, kısa araların haricinde haberleri pek takip edemiyoruz.
 
Rojava’da devrimin birinci yılı. İki gündür Rojava’da, Nusra ile YPG güçleri arasında çatışmalar var.
 
18 yaşında Mahsum Ertuğrul isimli bir genç vurulmuş. Nuçe tv de sınırda ki çatışma haberleri veriliyor.
 
Televizyonda Türkiye’ye ait ambulanslar ile Nusra yaralılarının hastaneye götürülme ve tedavi edilme görüntüleri yayınlanıyor.
 
YPG şüphelendiği bir ambulansı durduruyor ve içi silah dolu yakalanıyor.
 
 

Misafirhane odacıklarının önünde uzunlamasına iki plastik masa birleştirilmiş, hep orada oturuluyor. Odalara sadece yatmak için giriliyor denebilir.
 
 
Oturduğumuz bahçe duvarında, birer yanı yeşil ve kırmızı, ortasında sarı güneş olan bir bayrak var. Örgütünkinden farklı, soruyoruz. ‘Kongre Gel’in diyorlar. Ortasındaki güneş 21 ışık yansıtıyor. Newruz’un tarihini simgeliyor. KCK’nınki de böyle Newruz’u yansıtıyormuş.
 
Bu gece misafirhanedeyiz. İzmir’den ama aslen Batmanlı olan bir araştırma için buraya gelen yazar Gülçiçek’de burada. Birkaç gün önce gelmiş, ‘yine birkaç gün daha buradayım’ diyor. Yayınlanmış altı kitabı varmış. ‘İki aydır Kürdistan’da alandayım’ diyor, çeşitli görüşmeler, röportajlar yapıyor.
 
 

Misafirhanenin bir kedisi var adı ‘Şirin’.
 
Havin ‘bir gün yine sabah kediye sesleniyorum. ‘Şirin, Şirin gel sana peynir vereceğim’ diye defarca seslendim. Meğer o gün burada bizde kalan misafirlerden bir erkeğinde ismi ‘Şirin’miş ama biz farkında değiliz. Her seferinde ‘Şirin gel sana peynir vereceğim dedikçe, odada kalan misafir dışarı çıkıyor etrafa bakıyor ortada bir tek kedi vardır.’
 
Akşam yemeği hazırlandı. Hep birlikte oturuyoruz masaya. Buraya, gerillaya has bir ekmek üretmişler. ‘Gerilla ekmeği’ diyorlar. Mayasız ve kuru. Çok denemeler sonucunda bu ekmekte karar kılmışlar. ‘Mayalı olunca çabuk bozuluyordu. Çok denemelerden sonra en uygun bunu gördük. Bozulmuyor, dağ şartları içinde pratik’ diyorlar.
 
 
Kandil’in Çakalları
 
‘Mutfak görevlisi olan gerillalar, o gün ne yemeği pişirdilerse, en alt ve en üst olan bütün gerillalar hep birlikte o yemeği yer. Asla hiç kimseye farklı pişmez, farklı davranılmaz. Görüyorsunuz askeri kıyafetlerimizde alt, üst dereceleri gösteren apoletlerimizde yoktur. Sofraya da hep birlikte oturuyoruz.’ Diyorlar kızlı erkekli hep beraber masaya yardım ederlerken.
 
 
Pilav ve et yemeğini Havin yapmış. ‘Tırşık’ dedikleri türlü çeşiti yemeği ise Berçem yapmış. Eti yemiyorum,. Berçem’de acılı, patlıcanlarını alarak pilav ile yiyorum.
 
Anılardan bahsediyorken aniden çok yakınımızda bir çeşit uğultular yükseldi. Herkes çok sakin, şaşırıyorum. ‘Kandil’in Çakalları geldi’ diyorlar. Çok kalabalık olmalılar. Hep birlikte uğulduyorlar.
 
‘Buraya suya geliyorlar, bazen de yiyeceğe’
 
Sanki bir dağ şarkısı dinliyorlar gerillalar.
 
 
Yemekte Zafer de bizimle beraber. Konuşmalar arasında ‘ohh olsun, diyor. Meğer Havin’lerin (misafirhane’de) ‘cimcime isimli bir tavuk ve bir de horozları varmış. Tavuğun yumurtasını kullanıyorlarmış. Zafer bir gün ‘ya tavuk sizin olsun, yumurtalarını biz alalım ya da tavuğu biz alalım, yumurtalarını siz alın’ diye teklif yapmış ama Havin’ler kabul etmemiş.
 
‘Ertesi gün bir iş için buradan uzaklaşmıştım, geldim bana haber verdiler. ‘Cimcime’yi Çakal götürdü’ dediler. Ertesi günde Horoz gitti’ diyen Havin’e ‘oh olsun bize vermediniz‘ diyor Zafer.
 
Misafirlerden Nuçe televizyondan gelen genç, Erbil’de ki Salahaddin Üniversitesinde okuyor. ‘Selahaddin Eyyubi’nin torunlarıyız’ diyor Gülçiçek ile beraber. Tapu sicil kayıtları ile de belgeliymiş.
 
Mizgin (Müjde) Yüksekovalı. ‘Heval Beritan’ın şehadetinden sonra köyümüze gelip giden arkadaşları sebebi ile tanışınca karar verdim ve harekete katıldım.’ Diyor.
 
 
Avrupa’dan gelen Aydın
 
Aydın orta yaş üstü sayılacak bir yaşta. Avrupa’dan gelenlerden. Abdullah Öcalan ile eski arkadaşlar.
 
Örgüt, değişim, dönüşüm ve özeleştirileri ile ilgili samimi açıklamalar yapıyor.
 
‘Biz savaşmak istemiyoruz. Önderliğin olmazsa olmaz çizgileri olmadı. Eksen aldığı nokta ezilenlerin, özgürleşmesidir. Bu sabit bir duruştur. Bunun haricindekiler, hep bir arayıştır. Doğruyu bulma mücadelesidir.
 
Reel Sosyalizmin çökmesi, Berlin duvarının yıkılması bu arayışları artırdı. Öyle ki bağımsız devlet düşüncesi de sorgulandı.
 
Dinin varlığı, insan üzerinde olmazsa olmazdır. Fakat yerküre de farklı tezahürleri, yansımaları olmuştur’
 
"Önderliğin dini yöneliş ve arayışları, toplumsal dönüşümün etkisinden mi?" diye soruyorum.
 
’Önderliğin, 89 da, din’e devrimci yaklaşım’ dersini bizzat dinledim. Daha önceleri kaset halinde idi çalışmalar. Daha sonra içeride kitaplaşmalar oluştu. Hafızası çok dolu ve netdir.
 
93’te ilk kez telefon ile konuştum. Telefonu açtığı gibi daha ben konuşmadan ‘Aydın sen misin?’ dedi.
 
PKK’nın temel amacı artık devlet değildir. Devleti, devlet ile tasfiye değildir amaç.
 
Klasik Sosyalizmde bu vardır. Daha sonrasında ise devam eden silahlı mücadele, devlet talebinden dolayı değil, çözüme zorlamak içindi. Aslında 93'ten bu yana hep böyle idi. Hep çözüm istedi hareket. Tek taraflı ateşkeslere gitmemize sebep de bu oldu.
 
Türkiye halkının bunu anlamasını istiyorduk.
 
Bu bizim için masa başında kazanmaktan daha önemli idi. Türkiye halkının bizi anlaması, gerçekleri görmesini istiyorduk. Fakat 93 ten buyana bizim ateşkes ve barış için dik duruşumuz, türk tarafını, türk halkını da çok etkiledi.
 
2013 te, AKP’nin bu sorunu çözmeye niyetli oluşu da bunu gösteriyor.
 
Kürtlerle ittifak kurmadan, Ortadoğu’da söz sahibi olunamayacağını anladı.
 
90’lardan bu yana çok partiler geldi, gitti. Savaşın yediği partilerdi bunlar.
 
Çiller geldi ve gitti. Demirel geldi ve gitti. Mesut Yılmaz geldi, gitti.
 
Savaşı sürdürürse AKP’de gidecektir.
 
 
Türkçe on dört ne demek hatırlayamadım
 
 
İlkokul 1. ya da 2. Sınıftaydım. Tek kelime bile Türkçe bilmiyordum. 80 haneli bir köydü. 20 hanesi Türk, kalanı asimile olmuş Kürtlerdi.
 
Sınıfta 60 civarında öğrenci var. Birazcık Türkçe öğrenmiştim ve öğretmen beni de tahtaya kaldırmıştı.
 
Çocuklar oyun oynarken ben hep yalnız oynardım. Bir gün öğretmen beni de oyuna soktu. Topu ilk defa görüyordum. Ayağıma top geldi, vurdum gitti, okulun camını kırdı. Bütün öğrenciler güldü. Öğretmen bana bir dayak çekti, o biçim.
 
Yine bir gün tahtaya kaldırdı öğretmen. 7x2 dedi. 7 yazdım altına 2 koydum. Çizgiyi çektim altına da 14 yazdım. Bana sesli oku dedi. Yedi çarpı, iki dedim, ama ne yaptımsa aklıma Türkçe olarak 14 gelmedi ve Zazaca 14 olan ‘desçor’ dedim. Sopayı sırtımda kırdı, namussuz adam anneme küfretti. Sınıf kahkahalar atıyordu.
 
O zaman PKK yoktu, Öcalan da yoktu ama ben o zaman PKK olmuştum ve sistemle kavgam o zaman başlamıştı.
 
Ben 56 doğumluyum ve herkesin buna benzer hikayeleri var.
 
İşte bizim gibi insanlar PKK’yı oluşturdu…’
 
 
Yarın: KCK Yürütme Konseyi Üyesi Elif Pazarcık'la söyleşi