22 Şubat 2018, Perşembe

Üst Menu

Müslüman Bir Kadının Gözüyle Kandil - Yazı Dizisi 6. Bölüm

Müslüman Bir Kadının Gözüyle Kandil - Yazı Dizisi 6. Bölüm
‘2008’de 8 asker vuruldu. Arkadaşlar geldi haber verdiler. Biz çok şaşırdık. Biz oradaydık ama biz yapmamıştık. Gerilla kıyafeti giydirip, kendi askerlerini vurdular. Ben o noktadaydım. Görmemiştik bile. Haberleri izledik, bizim yaptığımız açıkladılar.’
30 Temmuz 2013
-A +A
                                                              Yüreğim Barışta Kaldı 
 
 
Hazırlayan: Hüda Kaya
 
 
Tarihi bir çözüm sürecini dışarıdan seyredemezdik.
 
Barış hareketinde bir izimiz, barış çorbasında bir tuzumuz olmalıydı.
 
Barış olacaksa, tarih yazılacaksa, birbirimizle yüzleşebilmeliydik.
 
Egemen ve merkez medya ile hala adil bir dil oluşması ve yüzleşebilmenin neredeyse imkansız olduğunu bilerek, bir kadın vicdanı ve kadının gözünden sahip olduğum referanslarımla, kendimce ve mümkün olduğunca barış için bir gözlem ve şahitlik yapmak istedim.
 
Bu niyetle oğlum Muhammed Cihad ile yollara düştük. Kandil’i ve barışı yazmak için.
 
Yazarı olduğum Hür Bakış internet gazetesinde etkisini ve izlerini sizlerle paylaşmak için…
 
...

 

94 yılı bir kabus yılı gibi, gölgesi, anıları hala etkili

 

Anılar birbirini kovalıyor. Yüzleşme dedikleri bu olsa gerek. Zamanında anlayamadığımız, duyamadığımız, göremediğimiz dramları yaşayanlar ile bir barış olacaksa, böyle olacaktı herhalde.

 

Barışın yolu yüzleşebilmek idi.

 

Barışın yolu, dinleyebilmek idi.

 

Onları dinlerken eminim onlarda bunu hissediyorlardı.

 

Ne kadar da geç kalmıştık.

 

Birbirimizi anlamaya, dinlemeye… Neden gecikmiştik bu kadar?

 

Yılların feryadını görmemizi nasıl da engellemişlerdi. Doğu ve Batı halkları, bu denli neden yabancı kalmıştı acılarına?...

 

Devam ediyorlardı, o yılların paylaşılamayan, anlatılamayan, dinlenemeyen yaşanmışlıkları ve yalnızlıklarını anlatmaya. Yazmaya, yetişmeye çalışıyorum.

Yıllardır tek taraflı ateşkeslerle barışı isteyen hep biz olduk ama böyle yansıtmadılar

 

Zafer, orta yaşlar da. Hakkari’li. Onun Hakkari’lilere has efendiliği, mazlumluğu daha bir etkiliyor beni.

 

Veli’de Liceli. Yüzü hep tebessümlü. Avrupa’da yaşıyor. Artık giremiyormuş doğduğu ve ait olduğu topraklara. 92'de katılmış harekete.

 

‘Lice olayından sonra 100 den fazla köy yakıldı’ diyorlar.

 

Uzun söyleşilerimizi yaparken zaman zaman gözlerimiz yaşarıyor. İçimi kahrediyor. Her birini dinlerken sessiz bir feryat var sanki. Onlar, yaşayanlar olarak sakince anlatırken, ben dinlemeye güç yetiremeyeceğimi sanıyorum. 

’12 askerin şehit edildiği olayı PKK mayınları ile olduğunu söylediler. Bizim değil. Kendilerinin çok iyi bildikleri ve döşedikleri mayınların üzerine askerleri sürüyorlar.

 

O zaman da barış için adımlar atılmaya çalışılıyordu. Bu olaylarla barış görüşmelerini kestiler ve Türkiye halkına PKK barış istemiyor diye yansıttılar.

 

Yıllardır tek taraflı ateşkeslerle barışı isteyen hep biz olduk ama böyle yansıtmadılar.’

 

Kimliği olmayan köylüler vardır hala.

 

‘Geliye kovya’ vadisinde daha doğrusu mezrasında, kimlikleri olmayan 10- 15 aile hep birlikte evleri, hayvanları ile birlikte yakıldı. Biz gittiğimizde zincirlenmiş köylüler gördük.’

 

Mardinli bir genç 2012 Şemdinli baskınının ardından, terhis olduktan sonra söylüyor.

 

‘Sadece benim saydığım ölen asker sayısı 110 idi. Komutanlar terhis olurken ‘Burada olanları hiçbir yerde konuşmayacaksınız’ diyorlar.

 

Bu kadar asker ölümlerini Türkiye halkından nasıl saklamayı başarıyorlar? Şaşırıyoruz.

 

Bu halk hiç mi araştırmıyor? Çocuğumuz nasıl, neden öldü demiyor. Bu olayda o zaman 30 asker şehit oldu diye açıkladılar.’

 

‘Lice konjonktür olarak da önemli bir konuma sahip. Orgeneral Bahtiyar Aydın’ın vurulmasını bahane ederek bütün Lice yakıldı, yıkıldı. Halbuki Bahtiyar Aydın’ı da pek çokları gibi kendi askerlerine vurdurmuşlardı. O vuran askerleri de yine kendileri vurdular.  Bizim orada konumlanma ve saldırma gibi bir durumda değildik. Bunu sebep ederek çok köyleri yakarak, vurarak boşalttılar.’

 

‘ Şam’daydım. Arkadaşlar çok yoğun operasyonlar olduğunu söylediler.

 

93 Sonbaharında yapıldı Lice olayı. Bu bir konseptin başlamasıydı.

 

94 operasyonları da, bu konseptin artarak devam etmesine sebep oluyordu ve bu süreçte tümüyle özel tim kullanıldı. Hepsi ilaç almış gibiydiler. Biri düşüyorsa, diğeri onun üzerine basıp gidiyordu.  Hiçbir refleks göstermiyorlardı. Her hallerinden ilaç aldıkları belli idi.

 

Kadın özel timcileri de o dönem de çok kullandılar. Kusura bakmayın, söylemesi ayıp ama bu kadın timcileri çırılçıplak soyup, tepelerin başlarında gezdiriyorlardı.

 

Aralarında, kendi telsizlerinde konuşuyorlardı. Bu kadınlar için ‘Ayşecikler’ diyorlardı.  O zamanlar bizim aramızda da çok meşhurdu ‘Ayşecikler’

 

Kadın ile PKK’yı çözeceklerini zannettiler.‘

 

Gerillalar üzerinde 94 yılı bir kabus yılı gibi, gölgesi anıları hala etkili.

 

Liceli kadınların üzerine neden gidiliyor?

 

 

‘Liceli kadınların yaş ortalaması 50’dir. 50’nin altında insan kalmadı.

 

Neden Liceli kadınların üzerine gidiliyor?

 

Hem inanç olarak hem yurtseverlik olarak bir duruşları vardır onların.

 

Devlet bir gün koruculuk yapmaları için bir kamyonet silah getiriyor. Köylüleri çağırıp ellerine veriyor silahı. Onlarda başları önlerinde eve gidiyorlar.

 

Sabah olduğunda bütün Liceli kadınlar erkeklerin elinden silahları alıp, karakolun önüne getirip atıyorlar.

 

Lice’de yakılan köylerde ilk orayı terk edenle erkeklerdir ama kadınlar hep en son terk etmişlerdir.’

 

‘2008’de 8 asker vuruldu. Arkadaşlar geldi haber verdiler. Biz çok şaşırdık. Biz oradaydık ama biz yapmamıştık. Gerilla kıyafeti giydirip, kendi askerlerini vurdular. Ben o noktadaydım. Görmemiştik bile. Haberleri izledik, bizim yaptığımız açıkladılar.’

 

‘Ağrı’da amcam oğlu askerde vuruldu. Bir köye baskına gidiyorlar. Yaşlı bir kadının evi aranacak. Kadın yalvarıyor, yakarıyor ‘oğlum evde bir silah vardır. Benim tek bir oğlum var. Siz şimdi silahı alırsanız oğlumu götürürler’ diyor.

 

Necmeddin (Zafer’in amca oğlu)kadına yardım ederek, silahı saklamaya çalışırken komutanları fark ediyor. O gece, ona ve arkadaşlarına ‘devriyeye gideceksiniz’ deniliyor. Normalde gece devriyesine çıkmıyor asker ama tabi halk böyle bilmiyor.

Dört askeri gönderiyorlar. Bir başka karakoldaki özel kuvvetler önlerine pusu kurup vuruyor askerleri. Üç asker ölüyor, biri yaralı kurtuldu. Ona da komutanları ‘konuşmayacaksın, yoksa sen de ölürsün’ diyor. Ben hastaneye yanına gittim. Bize söyledi ama çok korkuyordu. Ne oldu bilmiyorum’

 

‘Ben gözlerimle gördüm 6-7 askerin üzerlerine bir toz atarak yaktılar. Köylere de öyle bir toz atıyorlar ve tutuşturuyorlar. Nedir? Bilmiyorum.’

 

‘Haberler de ‘kalleş pusu’ diyorlar. ‘Gece karanlığından yararlanan teröristler devriye yapan askerimize pusu kurdu’ diyorlar. Bunları düşünmek gerekir’

 

‘2006’da tek bir asker, kafasını çıkarmadı. O dönem gelen komutan zamanında, arada havaya iki el ateş ediyorduk, böyle 6 ay boyunca hiç kafalarını çıkarmadılar.’

 

‘Burada bir noktadan diğerine katırlarla erzak taşınır. ‘Kobralarla erzak gönderin’ diye telsizle haberleşme yapılırdı.

 

Dağlıca baskını için bizim telsizlerdeki konuşmalarımızı yayınladılar. Öyle yansıttılar ki ‘bunlara Amerika kobralarla yardım etti, PKK’lileri yukarıdan indirdiler’ diye açıklama yaptılar.’ 

 

Halepçe’den sonra, Saddam sırasında KDP ve YNK’nin çoğu silahlarını bırakıp şehirlerden çekilmişlerdi.  O dönem 1 milyon peşmerge ülkeyi terk etti. O bölgeden giderlerken silahlarını bırakmışlardı. O silahların hepsi bizim elimize geçti.  Zaho’ya kadar olan bölgede bizim kontrolümüze girmişti’ diyor Liceli Veli.

 

’94’te yaşanan her şey özeldi’ diyorlar. ‘Kullanılan güçler, yöntemler hep özeldi.  Normal asker psikolojisine sahip değillerdi. Doğan Güreş ve Çiller dönemiydi. O zamanlar Doğan Güreş bir İngiltere ziyareti yapmıştı ve dönüşte bu olaylar yaşanmaya başladı. Bunun için onay aldığını biliyoruz.’

‘Lice’ye bağlı bir köyde yengemin babası, namazın üstünde vuruldu ve köy yakıldı. Yengemin adı Hanım Tosun’dur. Eşi, yani amcam da hala kayıptır. Şimdi o da Cumartesi Annelerindendir’ diyor Veli.

 

Kürtlük bilincini hapiste tanımış ve harekete katılmış. Bir ağabeyi hapisteymiş o sıralar, daha sonra diğer ağabeyi Fehmi Tosun İstanbul’da gözaltına alınıyor ve o gün bu gün kaybedilmiş gözaltında. Bunun üzerine bir başka ağabeyi ile harekete katılıyorlar. Yengesi ise Cumartesi Anneleri ile hala eşini bulma mücadelesi veriyor.

 

99'da İstanbul’da kendisi de gözaltına alınarak Diyarbakır’a getiriliyor. Bir hafta kaybedilmiş aslında, baskılar sonrası Diyarbakır Emniyeti adli makamlara teslim ediyor.

 

99- 2007 arası hapiste kalıyor ve mahkemesi 8 yıl sürüyor.

 

Anne ve babası 2- 3 yıl ara ile vefat ediyorlar.’

 

Mehmet Karasungur şehitliği

 

Barış sürecinde farklı yapılanmalara girişmişler. İçinde Camisi olan bir Şehitlik ve Müze inşaatı hala devam ediyor.

 

Adını verdikleri isimler için ‘İlk Kandil şehitlerimiz iki kişi’ diyorlar.

 

‘Her bölgenin ayrı şehitliği var. Bazen bizim bilmediğimiz, haberdar olmadığımız şehitler oluyor ama köylüler biliyor. Gelip bize haber veriyorlar. Biz o şehitleri oradan alıp kendi bölgesindeki şehitliğe defnediyoruz.’ Diyor Havin.

 

Avrupa’dan gelen birkaç genç ile birlikte ziyaret ettiğimizde, çoğunluğun henüz 80 doğumlu olduklarını görüyorum ya da benim ziyaret ettiğim bölümde olanlardı.

 

Toprağımızın çocuklarının bir kısmının bu diyarlarda, diğerlerinin ise öte tarafta yurdun topraklarına düşüren, kendi yurtlarından acı ve dram ile birbirini tanımayan gençlerimizi bu sonuçlara maruz bırakan, kara yürekleri ve kara planlarını düşünüyorum. 

 

‘Bizim dağlarımızda Keklik var. O kendi dilinde, kendi sisteminde o dağlara alışmış. Onu alıp, bir başka kuşun yanına verip, sen buna benzeyeceksin ya da sen busun, dersen yapılan zulümdür.

 

Bize de yapılan budur. ‘Böyle olun’ deniyor. ‘Dilinizi bırakın, kıyafetinizi bırakın, kültürünüzü, alışkanlıklarınızı bırakın’ diyorlar…’ 

 

Yarın: (SON) KCK Yürütme Konseyi Üyesi Elif Pazarcık'la söyleşi