23 Haziran 2018, Cumartesi

Üst Menu

Müslüman Bir Kadının Gözüyle Kandil - Yazı Dizisi 7. Bölüm

Müslüman Bir Kadının Gözüyle Kandil - Yazı Dizisi 7. Bölüm
Kürt kadın hareketi, bizler fark edemsek de, gözümüzün önünde büyük bir ivme kazanmıştı. Geldiği noktayı ben fark ettiğimde ‘bu kadar mı?’ demiştim. Şimdiye kadar anlata anlata bitiremediğimiz batı veya Türk kadın hareketi için söz konusu bile olamayan bir seviye, statü kazanmıştı Kürt kadınları.
31 Temmuz 2013
-A +A

Yüreğim Barışta Kaldı 

 
 
Hazırlayan: Hüda Kaya
 
 
Tarihi bir çözüm sürecini dışarıdan seyredemezdik.
 
Barış hareketinde bir izimiz, barış çorbasında bir tuzumuz olmalıydı.
 
Barış olacaksa, tarih yazılacaksa, birbirimizle yüzleşebilmeliydik.
 
Egemen ve merkez medya ile hala adil bir dil oluşması ve yüzleşebilmenin neredeyse imkansız olduğunu bilerek, bir kadın vicdanı ve kadının gözünden sahip olduğum referanslarımla, kendimce ve mümkün olduğunca barış için bir gözlem ve şahitlik yapmak istedim.
 
Bu niyetle oğlum Muhammed Cihad ile yollara düştük. Kandil’i ve barışı yazmak için.
 
Yazarı olduğum Hür Bakış internet gazetesinde etkisini ve izlerini sizlerle paylaşmak için…

 

 

KCK Genek Başkanlık Konseyi Üyesi Elif Pazarcık

 

Kürt kadın hareketi, almış başını gidiyor

Kandil görüşmelerimizin arasında en önemli olanlardan biri de şüphesiz Elif Pazarcık ile olanı idi.

 

Kandil’e gitme planlarımızın olduğu günlerde ‘Kongre Gel’ genel kurulu olacağına dair bir işaret yoktu.

 

Yola çıkacağımız son günlerde genel kurul yapıldığı ve yeni yapılanma ile ilgili bilgiler kamuoyuna yansıdı.

 

KCK yapısında ciddi bir yenilenme söz konusu idi. Siyasi ve bazı alanlarda bu değişimlerin işaretleri göze çarpıyordu.

 

Kürt kadın hareketi, bizler fark edemsek de, gözümüzün önünde büyük bir ivme kazanmıştı. Geldiği noktayı ben fark ettiğimde ‘bu kadar mı?’ demiştim. Şimdiye kadar anlata anlata bitiremediğimiz batı veya Türk kadın hareketi için söz konusu bile olamayan bir seviye, statü kazanmıştı Kürt kadınları.

 

Çok ‘’Sadece’’ diyorum kendimce. Kadınlar genelde içinde bulundukları tüm yapıların bünyesinde en fazla fedakârlık yapandır. Her alanda bedelleri hep en fazla ödeyendir. Ama eşitlik ve statü oldu mu hiçbir zaman hak ettiği muameleyi görmemiştir.

 

Kürt kadınları da hayatlarından nice hayatlar harcamışlardı, canlarından nice canlar gitmişti, fakat bütün bunlara rağmen özellikle de doğu toplumlarına has olan o ataerkil ve feodal yapı içinde ne kadar varlık gösterebilirlerdi?

 

Siyasi alanda ’eş başkanlık’ gibi uygulamalar ile başlayan bu süreç, tabana nasıl inebilir ki diyordum.

 

Kadın için bu zihinsel dönüşüm nasıl gerçekleşebilir? Kadim din ve geleneklerin, birbirine harmanlandığı böyle bir coğrafyada böyle bir şey başarılabilir mi? Derken önümde devasa bir kadın hareketi gerçekliği ile karşılaşmak çok çarpıcı olmuştu.

 

Hiç beklemediğim bir coğrafyada örgütlü ve bir önderliğin öncülüğünde kadınlar inanılmaz bir özgürlük, özgüven ve statü kazanmışlardı.

 

KCK yapısında da Kürt kadın hareketinin başarısını görmemek mümkün değildi.

En üstten en alta her basamakta kadın erkek eşitliği hedeflenmiş ve pratiği sürüyordu.

 

Avrupa’daki cami yönetimlerine kadar ‘eş başkanlık’ yaygınlaştırılıyor, kadınlar, erkeklerden tamamen bağımsız ve özgürce kendi yol planlarını belirliyor ve uygulayabiliyorlardı.

 

Bizim Türk siyasetinde ve STK çalışmalarında, alışık olduğumuz kadın organlarının, erkeklerden habersiz bir adım atamamaları, tek bir söz ifade etmemeleri, edememeleri, attıkları her adımda sürekli erkeklere karşı sorgulanabilir, hesap sorulabilir durumda olmaları, bulundukları her alanda ve adımda erkeklerin gölgesinde kalmaktan kurtulabilecek bir pozisyonda olmamaları sebebi iledir ki, özellikle bu çeşit kadın oluşumlarında nefes bile alamayacağımı hissetmeme sebep olduğundan hep mesafeli olduğum alanlardı.

 

Kandil yolculuğumuz sırasında farklı yönetim sorumluğuna sahip olan erkek yetkililer ile en sıradan görüşmelerimizde bile karşılaştığım bazı tepkilere ciddi anlamda şaşırmış ve ‘yine bu kadar mı?’demiştim.

Kadın kadroları ve yetkilileri ile yapacağımız görüşmeler hakkında hasbelkader Eşbaşkan ve eş yetki statüsünde olmalarından dolayı o an erkek olan yetkili ile bu mevzuları konuşmaya başladığımızda;

Bekleyelim arkadaş gelsin, vallahi ayağımıza sıkar kadınlar’

 

‘Biz karışmayalım, kadınlar bilir, sonra bize hesap sorarlar’ demişlerdi fakat ‘şaka mı acaba?’ diyordum yine de.

 

Kandil’den dönerken bunun kesinlikle bir şaka olmadığını anlamanın şaşkınlığını yaşıyordum…

 

Son Kongre Gel genel kurulu ile Kürt kadınları artık resmen her basamakta eşit ve özgür temsil edilmeye başladı.

 

Genel başkanlık yürütme konseyine seçilen 6 kişinin üçü erkek, üçü de kadın oldu.

 

Kürt yapılanmasının en üst derecesini temsil eden bu nokta da bulunan, üç kadından biri de Elif Pazarcık.

 

Şimdi onunla sabahın ilk saatlerinden itibaren başlayan konuşmalarımız ikindi vakitlerine kadar sürdü. Kürt kadın hareketi, siyasi yapılanma, dağa çıkma nedenleri, barış, çözüm süreci ve takip edilmesi gereken tarz ve yöntemler, inanç ve problemleri, Anadolu dini anlayışı, din’de kadının durumu, din’ de, barışta ve siyasette kadının rolleri gibi çok açılımlı konulara girdik, bir birimizi dinledik. Ortak paydalarımız konuştuk.

 

Yazı dizimizin sonuncusunu yazarken Elif Pazarcık ile olduğu gibi yine KCK Yürütme Konseyi üyesi Bozan Tekin gibi şahsiyetler ile yaptığımız konuşmaların hepsinin bu satırlara sığması zor elbette…

Elif Pazarcık kimdir?

 

-Kandil’i ve kadınlarını yazmak istedik. Son değişiklikle beraber yönetim kadrosunda bulunan kadınların mesajını almak ve ulaştırmak istiyoruz.Özellikle İslami camialarımızın bu güne kadar kadın ya da erkeğin bire bir sizler görüşerek, Kürt hareketi ile ilgilendiğini, yazdığını, araştırdığını pek görmedik maalesef.

 

Muhafazakâr kesimlerin, genelde hep sistemin ve iktidarların en fazla dezenformasyonuna maruz kaldıklarını düşündüğümüzde,buradan götüreceğimiz sesin, sözün ve mesajın anlamı daha da bir önemli kalıyor.

Bizler bu mesajı taşıyalım istedik. İki aya yakındır, buraya gelme planımız vardı ama Ramazan’da gelmek nasip oldu. Biz de ‘Ramazan’da Kandil’i yazarız dedik.

 

‘’Daha anlamlı olur’’ diyor. Cihad. 

 

Barış süreci içinde buradan götüreceğimiz mesajlar bir köprü olsun istiyoruz.

 

İnşallah Rabbimiz her dakikamızı, her saniyemizi dolu ve bereketli yapsın, hayırlarla doldursun ve mesajı götürmeyi nasip etsin.

 

Yüksek kadınlar topluluğu

-Kısaca sizi tanıyabilir miyiz? Kimdir Elif Pazarcık?

 

-Adım Elif Ronahi. Maraş- Pazarcıklıyım. Harekete 81 de katıldığımda 14- 15 yaşlarındaydım. Şu ana kadar kadın hareketi ve kendi genel örgüt çalışmalarında çeşitli düzeylerde, farklı görev ve sorumluklar içinde bulundum. Yine KJB koordinasyonundayım. KJB’nin açılımı ‘Koma Jinên Bilind yani ‘Yüksek Kadınlar Topluluğu’dur. Bir de bizim ‘Kadın Parti’miz var. Parti meclisindeyim aynı zamanda. Biliyorsunuz son genel kurulumuz oldu.  ‘Kongre Gel genel kurulu bize yeni görev yükledi. Genel başkanlık konseyindeyim şimdi. Önce bütün kalbimle yeni vazifenizin hayırlı olmasını diliyorum.

 

-Hem Kürt hem Türk halkları için ve bütün insanlığa hayırlar getirmesini diliyorum. İnşallah hep birlikte barışa şahitlik edenlerden oluruz. Barışı bütün halklara taşıyanlardan oluruz. Sizin üzerinizde tam da böyle bir süreçte çok kutsal ve anlamlı bir görev var.

 

-Onu yerine getirmeye, sizlerin umutlarınızı hayata geçirmeye dair büyük bir çaba sarf edeceğiz gerçekten. O konuda emin olabilirsiniz. Tüm gücümüzle elimizden geleni yapmak ve çözümsürecini geliştirmek vazifemizdir. Ortadoğu ve Mezopotamya halkaları için bu çözümü getirmek çok önemli çünkü Ortadoğu açısından ve Türkiye Kürtlerinin ve bütün halkları için bu sorunun çözümlenmesinin büyük etkisi olacaktır. Kürt sorunu çözülmeden gerçekten Türkiye halklarının demokratikleşmesi de biraz zor görünüyor. Dolayısı ile Kürt sorunu kilit noktadır, böyle bir rolü vardır bir anlamda.   Yani şunu farkındayız. Bunu çözümlediğimiz oranda, bunu geliştirebildiğimiz oranda Ortadoğu’yu nasıl etkiyebileceğimizin farkındayız.

 

-Şimdi kamuoyu sizi merak ediyor. Sizi harekete katılmanıza sebep olan etkenler ne idi? Nasıl karar verdiniz. Ve çok küçük yaşlarda katılıyorsunuz. Kamuoyu, özellikle Türk kamuoyu yıllardır sistem tarafından işlendiği bir bilinç altıları vardır. ‘Gençlerin beynin yıkıyorlar’ gibi. Sizlerin yaşanmışlıkları bu anlam da çok önemli. Sizleri harekete iten sebepler nelerdi?

 

-80 öncesinde biliyorsunuz bir Maraş katliamı olmuştu. Katliamı sırasında ailemin hepsi Maraş’da idi. Hepsinin evleri yakıldı. Bir şey kalmadı, canlarını zor kurtarabildiler. İki halkı karşı karşıya getirdiler. Bu bir katliamdı ve bu aslında PKK’nin oluşumuna verilen bir cevaptı. O zamana kadar Kürtlük adına kim hareket ettiyse, Kürtler adına kim bir şeyler yapmak istediyse, hep bunlar olmuştur.

 

-Peki bunun Aleviler üzerinden yapılmasını nasıl yorumlayabiliriz?

 

-Tabi bunun tarihsel, toplumsal boyutu var. En kötü olanı aslında bunun İslam adına yapılmasıydı. Kürtler ne zaman bir şeyler yapmaya kalktılarsa hep katliamlardan geçmişlerdir. Hem siyasi olarak, hem kültürel hem fiziki olarak soykırımlardan geçmişlerdir. 28 isyan yaşanmıştır Kürdistan’da. Her dört parçada da bunlar yaşanmıştır. Şimdi ise PKK çıktı. Bu hareket farklı.Daha bilimsel. Kürt halkının tarihsel, toplumsal gerçekliğini iyi analiz eden ve bilimsel yaklaşım ve bunun üzerine gelişen bir oluşum var. Kürdistan’ın gerçekliğini tahlil etme var. Aydın bir grubun, bir araya gelmesi ile oluşmuştur.

 

-Katliamın yaşandığı o zamanlarda PKK bir varlık gösteriyor muydu? Neden orası seçilmişti?

 

-Maraş katliamından önce, ilk PKK oluştuğunda, nitelikli bir grup var. Sayıları pek fazla değil 12, 13 kişilik bir grup Ankara’da örgütleniyor. Sonra bunların Kürdistan’a gelişleri var.

Halkın içerisine giriyorlar ve Kürtleri bilinçlendirme çalışmaları yapıyorlar. Kürt halkını, biraz Kürt halkına anlatan, Kürdistan diye bir ülke gerçekliği var. Bu ülkede yaşıyorlar ama yüzlerce katliamdan geçiriliyorlar, soykırımdan geçiyorlar. Ama bu seferki harekette farklı bir yaklaşım, farklı bir bakış açısı ve çözüm var. Hem Sosyalist bir bakış açısı ile çıkmıştı hem de Kürt halkının İslami gerçekliğini gören, bunlara gerecekten objektif yaklaşan, bunu inkar etmeyen, bu gerçeklikleri zenginlik olarak gören bunu da çok doğru bir temelde birleştiren, bunların üzerinde bir mücadele geliştiriliyor. Bütün önceki hareketlerden daha farklı. Çünkü hem belli bir ideolojisi var, bir örgütlülüğü var, bir amacı var. Yine bunların üzerinde, Kürt halkının gelişen bir bilinçlenme süreci var PKK etrafında.Tabi Pazarcık’ı da etkiliyor. Mesela grup Pazarcık’a geliyor. Hatta biz hatırlamıyoruz ama önderlik, Abdullah Öcalan’da geliyor bizim köyümüze ve ilk çekirdek dönemde, halkla toplantılar yapılıyor.

 

Daha sonra Kemal Pir geliyor, köyümüzde kalıyor toplantılara devam ediliyor.  Sadece bizim köy değil tabi, Maraş’a ne kadar köy varsa hepsinde.

Pazarcık köylerinde çok yoğun ve hemen örgütlenme ve bilinçlenme başlıyor. Buralarda okuyan öğrenciler, lise ve üniversiteliler çoktur.

Onların da etkilenmeleri oldu, araştırmalar yaptılar. Bilinçli bir yaklaşım gerçekleşti ve yoğun PKK saflarına katılımlar var. Ben de bunlardan etkilenenlerden biriyim.  Halkın örgütlenmesi, o dönemde devleti, hükümeti korkutan bir şeydi tabi.

 

-Yani siz ilk yapılanma sürecinde katıldınız.

 

-Evet. Evde bir abim ve bir ablam vardı harekete katılmışlardı. Köylü olan, şehirlerden, üretim alanlarından katılanlar var. Biz de bunları görüyoruz ve etkileniyoruz.

 

Beni PKK’ye çeken iki temel esas vardı.

 

1.si Kürt olmama rağmen, o zamana kadar Kürt olduğumu bilmiyordum. Kürdistan diye bir ülkede yaşıyoruz ve sömürgeleştirilmişiz ama bunu bilmiyoruz.İlk bunu tanımaya başladım.

Ulusal çelişkiyi fark ettim. Kürt ve Kürdistan adına bir şey söylendiğinde, nelerle karşılaşıldığını görmüş ve yaşamışlar, katliamlardan geçmişlerdi.Onun için bunun farkındalar.

 

Hep kırılmaları yaşamışlar.

Hep bu endişe ve tedirginlik ardından aidiyetinizi fark ediyorsunuz. Bir ülkemizin olduğunu fark ediyoruz. Bir de benim yaşadığım ortam alevi idi.

 

-Aileniz de.

 

- Evet. Ailem alevi kökenlidir. Ne zaman Kürtlük adına bir şey söylense katliamlar, isyanlar, yaşamışlar görmüşler babamız. Yakın tarihtir biliyoruz. Kendilerini korumak için Aleviliğe sarılıyorlar.

Sonrasında PKK’nın gelişimi bu alan halkını etkiliyor. Bu etkilenme devletinde oraya yönelmesine sebep oluyor.  Fakat bu yüzden bizde bir bilincin gelişmesine sebep oluyor. ‘Neden oluyor?’

Deniyor ve bir çelişki uyandırıyor, bize devlet neden bu kadar yöneliyor? diye. İşte beni PKK’ye getiren sebep Ulusal çelişkidir.

 

2.si arkadaşları tanıdığımda, onların yaşam tarzıdır. Halkla ilişkileri, kendi aralarında ki ilişkiler, sade yaşam tarzlarıdır. O zaman arkadaşlara şunu diyorlardı. ‘Siz tam Müslümansınız ama tek bir

eksikliğiniz var. O da namaz kılmıyorsunuz’ diyorlardı. 

Yaşam tarzları ile halk onlara öyle yaklaşıyordu. Gerçekten de beni en çok etkileyen arkadaşların yaşam tarzları olmuştur.

 

PKK’ye katıldıktan sonra ise 2. İdeolojik katılımım oldu. İlk katılımım fiziken olmuştu ama sonra ideolojik olarak da katılımım gerçekleşmişti. O da ciddi bir kadın bilincidir.

 

-Bunu katıldıktan sonra fark ediyorsunuz.

 

-Evet. İlki Ulusal çelişkidendi.  2.si arkadaşların yaşam tarzı idi. Yani bu insanlarla yaşanabilir diyorsunuz. Ama asıl katılımım cins bilincimin oluşmasıdır ve PKK’ye katıldıktan sonraki süreçte olmuştur.

 

Bizde- ben’de de vardı-toplumda yaşayanlara bakıyorsun, kadın erkek arasında müthiş bir fark var. Benim büyüdüğüm ortam çok kapalı değildi. Düşünsel olarak da açıktı. Ama sonuçta yine de sen bir kadınsın ve orada bir fark var. Erkek istediği ortamlara rahat gidip gelebiliyor, bir engel yok ama sen o düzeyde değilsin. Ailece farklı insanlarla ilişkilerimiz vardı. Ailem alevi idi ama Maraş’ta çok yoğun bir Müslüman olan Sünni çevreler vardı. Aile ilişkileri, ticari ilişkiler, iyi anlamda tanışıklıklar var.

 

Baba Biz Kürt müyüz?

 

Şunu hiç unutamam, bir gün harekete ilk katıldığım günlerdi babama ‘Biz Kürt müyüz? Kürdistan diye bir ülkemiz varmış’ demiştim de babamda bir şey hissetmiştim. Sonra insan daha iyi fark ediyorsun. Babam refleks göstermişti ama içinde büyük bir acıyla. Bu acıyı insan yüzündeki ifadeden okuyabiliyor.  ‘’Bunu başka bir yerde kullanma’’ dedi. Yıllar sonra babamla karşılaştığımda, o da telefonda, ona bu olayı hatırlatmıştım.  ‘Acıyla bunu bana söylediğini hissetmiştim’ dedim.  ‘Doğrudur’ dedi. Şimdi sonuna kadar kendi fikrini sahip çıkar, mücadelesini yapar. Yaşlıdır ama elinden geldiğince yaşamaya çalışan bir düzeydedir. O zaman bunu ifade etmekten bile korkarken kendisi içsel manada sonuna kadar yaşayan biriydi ama korku vardı. Devlet böyle bir korkuyu yaratmıştı. Kürtlük adına bir şey yapmaya kalkıldı mı olanları görmüştü. Aslında bizimde aynı acıları yaşamamızı istemiyorlardı.  İçsel olarak bu gerçekliği ret etmiyorlardı ama tedirgindiler.

 

Ne zaman ki PKK mücadele etti, bu 20 yıl, hatta 40 yıl süreklileşen bir mücadele süreci olunca baktılar, PKK öbür hareketlerden farklı. İsyanlar bastırıldı ama PKK bastırılamadı. Binlerce insan katıldı. Milyonlarca insan etrafında toplandı. PKK dar bir örgüt olmaktan çıktı, toplumsallaştı. Dolayısı ile Kürt halkı kendi geleceğini PKK’de gördü.

 

-Sizin harekete katılmanızdan sonra aileniz bir sıkıntı yaşadı mı?

 

-Yaşatıldı. Bizden sonra ailem ülkeyi terk etmek zorunda kaldı ve Avrupa’ya yerleşti. Artık Pazarcık’ta değiller. 12 Eylül döneminde özellikle yoğun yönelimlerimiz oldu. Bizim yakalanmamız, tek ben değil, abim, ablam, aile çevremizde,  köyde ve diğer bir sürü köyde ailem yaşama hakkını bulamadı.

 

- Hapis hayatınız ne zaman oldu?

 

-81’de Kürdistan’da yakalandım. 12 Eylül öncesi Antep’teydim ve orada katılmıştım harekete. Bir süre sonra deşifre oldum. Devlet beni aramaya başladı. Şimdi bir sürü teknik takip falan gelişmiş.

O zaman aranan kişilerin resimleri duvarlara asılırdı. Benim de arandığım o dönemlerde duvarlara resimlerim asılmıştı. Çıktım Pazarcık’a gittim. Orada da benim gibi aranan arkadaşlar vardı.

Beraber dağa, kırsala çıktık. Yakalanmamak için, ölmemek için. Üç gruptuk ve her grup 5 er kişiydi, her birinde ikişer kadın vardık. Pazarcık kırsalındaydık. Bir gece bir çoban gördü bizi ve ihbar etti. Ertesi günü operasyon oldu. Üç çembere alınmıştık. Orada yakalandık. Kadın arkadaşım Bese Anuş hareketin ilk kadın şehidi oldu orada. O da Pazarcıklıydı. Tecrübemiz yoktu, şimdiki gibi gerilla eğitim tecrübemiz yoktu. Sadece kendimiz savunmak ve ölmemek için çıkmıştık kırsal alana. Tabancalarımız vardı benim de Bese Anuş’unda. Erkeklerin ise keleşi vardı. Nasıl çatışacağımızı  da bilmiyorduk. Bizi fark ettiklerinde habire ateş ediyorlardı, biz de kaçtık. Çok yakın mesafedeydi, sonra ateş etmeyi bıraktılar. ‘Teslim olun’ diyorlardı biz de teslim olmuyor ve kaçıyorduk. Öyle yakalandık. Bese arkadaşımız öyle şehit düştü. O zaman 5 yıl hapiste kaldım. Daha sonra tekrar hapishaneye girişlerim oldu.     

-Harekete katıldıktan sonra kadınlığınızı keşfetmeniz nasıl oldu?

 

-Geneli Ortadoğu’da ve Kürtlerde kadınlar evlerinden iki şekilde çıkardı. Biri okumak içindi, diğeri de evlendiği zaman olurdu. Tüm bu yapılanlar aile için olurdu. İlk kez biz de aile için olmayan bir çıkış yaptık. Bizim açımızdan ve Kürt kadınları açısından çok farklıydı.  87- 88 yıllarına gelindiğinde hareket içinde kadınlar önemli bir sayıya ulaşmıştı. Hem nitelik, hem nicelik olarak kadın katılımı artmıştı. İlk kez ortak yaşam oluşturduk. Annemiz, babamız, akraba çevremiz olmadan değişik ailelerden hatta değişik parçalardan kadınlar bir araya gelmiştik. Önderlik sahasında ilk kez kadınlar olarak ortak yaşam kültürü oluşturmuştuk. Birbirini kadın olarak tanımanın kültürü… Ortak amaçlar için bir araya gelmenin, dayanışmanın kültürü.

 

 

Reel Sosyalizm Eleştirisi

 

Cihad: ‘PKK’nın ilk yıllarında reel sosyalizmin etkisi yüksek. Daha sonra önderlik bunu geliştiriyor, açıyor ve bugünkü haliyle de hala geliştirmeye devam ediyor. Acaba diyorum kadın konusu üzerine bu kadar gittiği için olabilir mi? Çünkü kadın dediğimizde işin içine ruh giriyor, sevgi giriyor, şefkat giriyor, kadın deyince anlam ve maneviyat giriyor. Ama reel sosyalizmde mana yoktur.

Tamamen maddeci bir bakış açısı vardır. Acaba kadın üzerine bu kadar gittiği için mi, o kadar sorgulamalar? Bunu şu anda maddeciliği de eleştiren bir anlayışa getirdi. Yine Ekoloji öyle. Çünkü doğa ve kadın benzer birbirine. O yüzden mi bugünlere gelindi?

 

-Bu temel bir etken tabi. Reel sosyalizmin biz eleştirisini yaparken mesela bir 70 yıllık Rus devrimi vardır. 70 yıl basit değil. Bir devrim yaşanmış. Neden böyle oldu? Bunu sorgulamak, nedenlerini açığa çıkarmak zorundayız. 70 yıllık mücadelenin sonunda baktığımızda 2,3 temel esas nokta görüyoruz.

1- Kapitalizme kendisini çok açık tuttu. Çar’a karşı bir mücadele yürütüldü. İşçi sınıfına, proloterya’ya dayanan bir devrim inşa edildi fakat inşa ettikleri devrim ulus devlet tarzını aşamadı. Sen bir devleti yıkarken, onun yerine bir poroletorya devleti kuruyorsun yine aynı işlevi, aynı rolü oynuyor. Yine ulus devlet inşa ediliyor, dolayısı ile demokratikleşemedi.

 

Dikkat edin ilk beş yıllık plan var. Tüm plan ekonomik plandır. Toplumsal, sosyal planlar yoktur. ‘Devrimi yapalım, ondan sonra kadını ele alalım’ denildi. Devrim yaptılar ama kadının statüsü, pozisyonu değişmemiştir, eskisini aşamamıştır. Tam tersine gerisine düşmüştür. Hatırlıyorum çağrı yapılmıştı. ‘Devrim oldu, rolü bitti, artık kadın evine dönsün ve çocuklarına baksın’ denildi.

Toplumsal sorunlara köklü çözümler bulunamadı. Bunun, halledilemeyen konuların başında kadın gelmektedir.  Şimdi de sonuçları çok acıdır. O dönem de bunlar çözülebilmiş olsaydı, şimdi inanıyorum ki kadının durumu tek orada değil, dünya da ve Ortadoğu’da çok farklı olurdu, etkilerdi olumlu manada. Tam tersine bir rol oynadı, Çin için böyle, Vietnam için, Küba için de böyleydi. 

Ulusal kurtuluş mücadelesi veren halklara baktığımızda kadının sorunu hep ikinci aşamada kalmıştır, hep ötelenmiştir.

 

 

 

Türk ve Kürt Kadınları barış için birlikte mücadele etmelidirler

 

Son olarak Elif Pazarcık’a ‘Türkiye halkına ve kadınlarına neler söylemek istersiniz? Diye soruyoruz.

 

‘Türkiye halkına şunu söylemek isterim, bunu Kürt halkına söylüyoruz. Bu süreç gerçekten Kürt sorununu çözmede de, Ortadoğu’da halkların demokratikleşmesi adına da tarihi bir fırsattır. Her dönem böyle tarihi fırsatlar olmaz. Türk halkının, Türk kadınlarının şunu çok iyi bilmesini isterim.

 

En başta yaşadıkları acılar var. Türk kadınının ve annelerinin de, Kürt kadını ve annelerinin de son altı ayı iyi incelemeleri gerekiyor.

 

Önderliğimizin isteği ile 6 aydır savaşı durduk. Eylemsizlik süreci yaşanıyor ve gerilla geri çekiliyor.

 

Bu süreçte kayıplar yaşanmadı. Bunun sürekli olması açısından, Türkiyeli kadınlara çok görev düşüyor.  Bunun kalıcılaştırılması açısından, çözümün gelişmesi açısından, bu süreci doğru görmek, desteklemek, istiyoruz demek yetmiyor. Onun ötesine geçip birebir bu süreci örerek, Kürt kadınının ördüğü süreçle ortaklaştırarak beraber örmeliler.

Şüphesiz ben şuna inanıyorum ki bütün kadınlar savaşın durmasını ister, bu nettir. Türk kadınları da savaşın durmasını istiyorlarsa ki ben böyle inanıyorum, buna sevinmek yetmiyor, bu sevinci, bu coşkuyu kalıcılaştırmak için mutlaka bir adım atmaları gerekiyor, özel bir çaba sarf etmeleri gerekiyor.

 

Örneğin ikinci adımı AKP’nin ya da devletin atmasını sağlamak için örgütlülük ve eylemlilik içinde olabilmelidirler. Devlete, hükümete bu konuda baskın uygulayabilmeliler adım atılabilmesi açısından.

 

Kadın toplumsal bir baskı yapabilmeli. Bunu yaptığı oranda gerecekten gelişir barış.

 

Türk ve Kürt kadınları olarak bunu birlikte istemekten öte mücadele ettiklerini göstermeliler. Bu gerecekten gereklidir. Böyle yaparsak başarabiliriz.

 

Çünkü bu tarihsel fırsat bir daha elimize geçmeyebilir. Ya da bu fırsatı kaçırdığımızda bir 10 yıl daha veya fazla bilmiyorum tekrar savaşın içinde kalmamak için sizin gibi kadınlara da çok görev düşüyor.

 

Türkiye ve Kürt kadınları, örgütlü, kadın mantığı ve kadın düşüncesi ile ortaklaşırlarsa, düşüncelerimiz çok farklı da olsa ortak noktalarımız olabilir bu savaşı bitirmek için.

 

Tüm kadınlar olarak savaşı bitirmek, Türkiye halkları ile gerçekten özgür bir yaşam, demokratik bir yaşamı inşa etmek için olmalıdır. Mücadele etmek için bu fazlasıyla yetmektedir.

 

-İnşallah bizde bunu bütün kalbimiz ile diliyoruz. Barış süreci gerçekleştiğinde bir gün siyaset yapmayı düşünür müsünüz?

 

-Türk ve Kürt kadınları siyasette de güçlü bir şekilde yer almalıdırlar. Ama ben kadın hareketi içinde hizmet etmek istiyorum. Çünkü aynı zamanda erkeğin dönüştürülmesi de gerekiyor.

 

Sen yaşadıkça, yaşamın mücadeledir

 

Bu mücadele alanını kadının özgürlüğü için kullanmak istiyorum.

 

Kadının özgürlük ve bilinç düzeyi geliştikçe, siyasete de yansır. Siyaset alanına yansıdıkça da erkek egemen zihniyet ile yönetilmez…’

 

Yüreğim barışta kaldı

Dönüş hazırlığı içindeyiz ve aracımızı bekliyoruz. İki araç ile yeni misafirler geldi. Bir tanesi kadın, eşi ile gelmiş. En fazla 40 yaşlarda olmalılar. Başında tülbendini örtüşü, giyimi ile dindar olduğu izlenimi ediniyorum. Yoldan gelenlere ikram yapılıyor. Israrla davet edildiği halde ne yiyor ne içiyor. ‘Oruçlu mu?’ diye soruyorlar. Eşi ‘hayır değil, bugün tutmadı’ diyor ama kadın büyük bir acı ve hüzün abidesi gibi. Yüreğini bir parça ferahlandırmak istiyorum. Gülümsüyorum uzaktan. Boynu bükük ve mahzun. Oğlumu, kızımı var acaba dağlarda? Cevap verecek mecali yok gibi. Acısı, hasreti içime işliyor sanki.

‘Araba hazır’ diyorlar. Konuşmaya da vakit kalmadı. Tek tek herkesle selamlaşıyoruz.

Kadının yanına gidip omzuna dokunuyorum.

 

‘Allah hepimizin acısını, hasretini dindirsin.

 

En kısa zamanda hep birlikte güzel ve müjdeli günlere erişelim.

 

Barış hepimizin yüreğine, yuvasına, yurdumuza, bütün yer yüzüne hakim olsun’ diyorum.

 

Cevap yok. Kadının gözlerinden ip gibi inen yaşlara takıldı gözüm.

 

Arabaya doğru yöneldim ama hala, yüreğim barışta kalmıştı…