23 Haziran 2018, Cumartesi

Üst Menu

Mustazaf-Der Siyasete mi giriyor?

Mustazaf-Der Siyasete mi giriyor?

Doğuda siyaset sahnesi kızışacağa benziyor. Bölgenin iki siyasi aktörü olan AK parti ve BDP’ye yeni rakip yolda. Hizbullah davasının avukatlarından Hüseyin Yılmaz’ın öncülük ettiği Mustazaflar hareketi, geçen gün düzenlediği mitingle siyasete girme kararı aldı.

 
İki aktörlü bölge siyasetinde Mustazaflar hareketi üçüncü önemli aktör olarak ‘’Ben de varım’’ diyor. Siyasette tuttururlar mı? Bu sorunun cevabını peygamber sevdalıları platformunun düzenlediği ‘mewluda Muhammedi’ mitinglerinde aramanın isabetli olacağını sanmıyorum. O mitinglerde ‘homojen’ diyebileceğimiz bir kitle yoktu; her kesimden insan vardı. Kuşkusuz başta Mustazaf-der kitlesi olmak üzere Saadet, Has ve AK partinin yanı sıra BDP’ye oy veren insanlar da vardı. ‘’BDP’ye oy verenlerin ne işi var o mitinglerde?’’ diye sormayın, çünkü BDP kitlesinin önemli bir kısmı dindar zaten. HEP, DEP, HADEP geleneği başlamadan önce, bölge insanı milli görüş geleneğindeki Refah partisine oyunu veriyordu. HEP’le başlayan Kürt parti geleneği girdiği seçimlerde milli görüş çizgisindeki Refah partisine giden oyların çoğunu almasına rağmen baraj engeline takılıyordu…
 
‘Mewluda Muhammedi’ mitingleri seçim için bir ölçü olabilir mi?
 
Dini ritüellerin tüm Türkiye’de olduğu gibi Doğuda da karşılık bulduğu bir gerçek.
 
'Mewluda Muhammedi’ mitingleriyle, başta Diyarbakır olmak üzere Batman ve Van’da yüz binleri toplayan Mustazaflar-der, ‘dini içerikli’ mitinglerine gelenlerin tamamının oyunu alabilir mi veya ne kadarını alır? O mitinglerin iklimi politik içerikli olmadığı için kalabalıklar kimseyi yanıltmasın. Nitekim kapatılan Mustazaf-der başkanı Hüseyin Yılmaz’ın, ‘Mutazaflar hareketi’ olarak siyasete girme kararını açıkladığı ‘ahde vefa’ mitingini 20–25 bin civarında kişi izledi. Her ne kadar Harekete yakın medya organlarında ‘’mitinge yüz binler katıldı’’dense de, böyle olmadığı farklı medya organları tetkik edilerek anlaşılabilir…
 
Kalabalıkları eksik veya fazla göstermenin bir anlamı yok… Neyse o…
 
Mustazaflar hareketinin ‘ahde vefa’ mitingini muhafazakâr medya görmezden geldi.
 
Mitingin muhafazakâr medya tarafından nerdeyse yok denecek kadar işlenmesi ne anlama geliyor? Yoksa bazı muhafazakâr aydınlar/gazeteciler, bu hareketin ‘tefrika’ya yol açtığını mı düşünüyor. Bu camiaya mensup insanların, daha önce AK partiyle SAADET’E oy verdiği düşünüldüğünde bir hayal kırıklığı da yaşanıyor olabilir. Neticede bu hareket seçime girecek. Ve karşısında AK parti olacak.’Ahde vefa’ mitinginin görmezden gelinmesi, muhafazakâr medyanın AK partinin oylarını böleceği endişesiyle mi yapıldığını kestirmek için erken. Seçim sürecindeki yayınlar sorumuza cevap olacaktır. Siyasi rekabet doğal, ama seçim sathı mahalline girdiğinizde,’seviyeli/haklı’ eleştirilerden tutun…’Bel altı vurmalara’ kadar her türlü yaklaşıma alışmak zorundasınız. Hele adı Hizbullah örgütüyle anılan bu camiaya eleştiriyle ilgili bir malzeme sıkıntısının olmayacağı görülüyor…
 
 
Çatışmalı dönemin sonu…
 
BDP geleneği partilerle bu camianın geçmiş çatışma ve kavgaları malum. Hizbullah’la PKK karşılıklı birçok saldırı gerçekleştirdi. Bu saldırı/eylemlerde binlerce insan hayatını kaybetti.
Bölge insanı o dönemi hatırlamak bile istemiyor. Örgütlerin çatışması legal zeminde çalışan birçok taraftarlarına da yansımıştır. Özellikle 1990–1995 yılları arasında şiddetlenen çatışmalar doğudaki hayatı felç etmiştir. Tarafların birbirini ‘kâfirlik, hizbi-kontra’ olarak nitelendirdiği çatışmalı dönem araya giren arabulucuların çabalarıyla kısmen de olsa yatışmış, örgüt lideri Hüseyin Velioğlu’nun Beykoz’daki bir çatışmayla öldürülmesinin ardından Hizbullah’ın silahlı eylem dönemi kapanmıştır.
 
Mustazaf-der’le legalleşme, şeffaflaşma dönemi…
 
2004’ten itibaren Mustazaf-der ve paralelinde faaliyet yürüten birçok kuruluş, Hizbullah örgütünün taraftarlarını legal zemine kanalize etmeyi başarmıştır.
Özellikle yoksullukla mücadele kapsamında yaptıkları faaliyetler bölge insanı tarafından takdir edilmiştir.
Kendi medyalarını da kuran bu camia T.V kanalı, radyo, haftalık gazete ve dergiyle propagandalarını, çalışmalarını kamuoyuyla paylaşmaktadır.
 
Doğudaki Hizbullah/Mustazaf-der algısı nasıl?
 
BDP’ye oy veren kesim, Mustazaf-der/Mustazaflar hareketini Hizbullah örgütünün legal temsilcisi olarak algılıyor. Bu camianın ‘’Silahla işimiz yok artık.’’ Mealindeki sözlerine güvenmiyor.
İslami cemaatlerin, (özellikle risaleyi nur meşrebi) bu camiayla arasının olmadığını söyleyebiliriz, Nurcular bu camianın herhangi bir faaliyetine katılmaz. Medya üzerinden Fethullah Gülen hareketiyle Mustazaf-der/Hizbullah arasında derin fikir ayrılıkları zaman zaman kamuoyuna yansıyor. Mustazaflar hareketi Hocaefendi cemaatini/hareketini ‘fitne’ yapmak’la eleştiriyor. Cemaat çevresi ise bu kesimi ‘aşırı’ olarak nitelendiriyor. Zira bölgede hemen her semtte okuma evleri olan çeşitli cemaatler Bediüzzaman’ın risaleyi nur eserlerini referans alıyor. Bu meşrep/ekolde şiddete kesinlikle yer yok Zehra vakfı başkanı İzzettin Yıldırım’ın Hizbullah’ın elinde sorgudayken öldürülmesi Nurcular arasında derin bir şaşkınlık ve üzüntüyle karşılanmıştır. Bugün Nurcularla Hizbullah/Mustazaflar hareketinin ilişkilerinin soğuk olması, Yıldırım’ın öldürülmesiyle yakından ilgilidir. Hizbullah, İsa Bagasi adıyla bastığı kitapta İzzettin hocayı kendilerinin değil, devletin öldürdüğünü ima etse de bölgede olayın müsebbibi olarak algılanıyor hâlâ…
 
Hizbullah/Mustazaflar hareketi kendisiyle ilgili olumsuz imajı değiştirebilir mi?
 
Doğuda, başta BDP çevresi olmak üzere birçok kesim Hizbullah’ı katliam yapmakla suçluyor; onlara göre bu örgüt ‘derin yapılar’ tarafından kullanılmış; gönüllü tetikçilik yapmıştır. Hizbullah/Mustazaflar hareketi ise;’’İlk eylemi PKK yaptı, onlar bizim arkadaşlarımızı katletti, cami bastı, kendimizi savunmaktan daha doğal ne olabilir ki?’’ söylemiyle ‘haklılığını’ savunmaya çalışıyor. Genel algı çatışma döneminde Hizbullah örgütünün işi çok abarttığı yönünde. İnsanların sorgulanması… Domuz bağları vs. gibi yöntemler sadece Örgütün imajına değil İslam’ın imajına da zarar verdi. Bugün dine mesafeli birçok Kürt genci o döneme tepki olarak kendisini konumlandırmakta; dini ritüellere antipatisini gizlememektedir. Bu psikolojik halet incelenmeli…
 
Örgüt her ne kadar silahla işinin olmadığını söylese de kamuoyu tatmin olmuş değil; silahların ebediyen gömüldüğünü, daha etkili/samimi bir şekilde deklere edilmeli.
Geçmişle ilgili özeleştiri/tövbe samimi bir şekilde yapılmalı. Yok,’’biz tövbe edilecek bir yanlış yapmadık.’’ Derlerse o başka. Samimi bir tövbe ve şiddete bulaşmayacakları taahhüdü Örgüte güveni tesis edebilir. Tövbe ve Reddi şiddet olursa bu yapıya örgüt değil cemaat/camia denmeye başlanır. Hiçbir şey tek taraflı değildir şiddetle ilgili olumsuzluklardan her iki örgüt de sorumludur. PKK ve Hizbullah’ın şiddetle bir yere varılamayacağını, yarardan çok zarara neden olunduğunu görmesi gerekir.
 
BDP ve AK partiye birkaç öneri:
 
‘Mewluda Muhammedi’ mitinglerinden Mustazaflar hareketinin çok başarılı, yüksek oy alabileceği kaygısıyla ‘bel altı vurma; geçmiş yaraları kaşıma’ gibi tarza tenezzül edilmemeli… BDP yönlendirmesi olmasa bile ateşli/heyecanlı bir genç kitlesinin olduğu bir vakıa. Zaman zaman bu gençler Mustazaf-der/Mustazaflar hareketi ve paralelindeki çeşitli dernek/kuruluşlara tacizde bulunuyor; Molotof, cam kırma vs… Bu gibi yanlış eylemlerin başka bir tepki ve kargaşa yaratabileceği gerçeği göz önünde bulundurularak engellenmeli; başta gençler olmak üzere parti tabanı itidale davet edilmeli. AK Parti hükümetinin legal zemine gelen bir oluşuma şans vermesi bölgenin huzuru açısından ehemmiyet arz eder.
 
Legal siyaset huzurlu bir ortama vesile olabilir.
 
Yazının başından beri kullandığım Mustazaf-der, mustazaflar hareketi ve Hizbullah tanımları çelişkili gelebilir, ama aslından benden kaynaklanan bir durum değil bu. Şöyle ki: Hizbullah kendini ‘Hizbullahi Cemaat’ olarak tarif ediyor. Cemaatlerin şeffaf/silahsız yapılar olduğu göz önünde bulundurulduğunda ‘Cemaat’ tarifini uygun görmedim. Örgüt,’silahlara veda’ mesajını tatmin edici ver(e)mediği için hâlâ kuşkular giderilmiş değil. Örgütün dernekler üzerinden kitleselleşmeye çalıştığı sır olmadığına göre zihinleri kurcalayan soruların olduğu bilinmeli. Merak konusu başka bir husus: Örgüt kendini neden fes etmiyor? Madem silah devri bitti, bu illegalite de neyin nesi?
 
Devletle örgüt arasından bir pazarlık, müzakere var mı onu bilemiyoruz.
 
Erken bir seçim tahmini…
 
Başından beri vurguladığım gibi mevlit mitinglerindeki kalabalıkların Mustazaflar hareketinin ‘oy’u gibi görülmesinin mümkün olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla ‘Milyonlarca oy’ beklemenin ciddiye alınacak bir tarafının olmadığı kanaatindeyim. Peki, kabaca ne oy alırlar? Diye düşündüğümde… Yerel seçimleri değerlendirmeye gerek duymuyorum.
Milletvekilliği seçimlerinde Diyarbakır’da 1,sürpriz olursa 2 vekil çıkarabileceklerini sanıyorum. Bu iki vekilin AK Parti’den gideceğini de unutmadan söyleyeyim. Batman veya Van’da vekil çıkarabileceklerini sanmıyorum. Seçime büyük ihtimalle BDP’yi örnek alarak bağımsız adaylarla gireceklerdir. Türkiye geneli çıkaracakları 1 veya iki vekilin en örgütlü oldukları Diyarbakır’dan çıkarabileceklerini düşünüyorum. Tabi BDP ve AK parti gibi iki tartışmasız gücün karşısında iki vekil adayı çıkarmaya ne kadar cesaret ederler o da ayrı bir tartışma.
 
Neticeyi kelam: Bölgenin iki güçlü partisi AK Parti ve BDP’nin ‘İslami hassasiyetleri olan’ bir rakibi var artık. Kendi tabanlarını heyecanlandıran siyaset fikri şeffaflaşma adına olumludur. Bölge insanının asıl tepkisi önümüzdeki seçimlerde belli olacak. Medeni, insani sınırlar içinde yapıldıktan sonra herkesin ifade ve temsil hakkı vardır. Yeter ki siyaseti şiddet ve korku yönlendirmesin…
 
twitter.com/behmenndogu

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.