20 Eylül 2018, Perşembe

Üst Menu

Nurcuların Martin Luther'i

Nurcuların Martin Luther'i

"Kutsal Metinler ve akıl yoluyla ikna edilmediğim sürece papalar ve konsillerin otoritesini kabul edemem. Zira bunlar kendi aralarında çelişmekte ve benim vicdanım da sadece Tanrı'nın sözüne bağlıdır. (Martin Luther)

Nurculuk tarihi boyunca kendini söz söylemeye yetkili bulanlar çok olmuştur.

Özellikle Said Nursi’nin vefatından sonra nurculuk adına sahnede gezenlerin siyasi ve ictimai meselelerde söylem ve eylemleriyle “kutsal devlet” tezine paralel biçimde davrandıkları aşikârdır.

Said Nursi’nin “asayişi muhafaza” ile ilgili sözlerini, “devletin yanında” ya da “resmi görüşe göre anarşist kabul edilenlerle mücadele” şeklinde anlayan bu nurcu gruplar, “sivil milis güçler” şeklinde hareket ettiklerini kendi yazdıkları kaynaklardan öğrenebiliriz.

Örneğin uzun yıllardır aktif biçimde nurculuk faaliyeti yürüten bir nurcu yazar, bir yazısında kendini şu şekilde deşifre eder :“1977 yıllarında Kuzey Irak’ta aşiret lideri Molla Mustafa Barzani, Nurcular ve Türkiye hakkında dengesiz ve seviyesiz beyanatlar vermişlerdi, bunun üzerine Hz. Bediüzzaman’ın hayattaki varisleri ve Nurun mümtaz talebeleri İstanbul’da Yeni Asya tesislerindeki umumi şûrâda merhum Ali Uçar ile bizi, bu bölgede “İttihad-ı İslâm ve ülkenin birlik beraberliği” üzerine çalışmakla vazifelendirdiler. 1980 ihtilâline kadar, geceli gündüzlü şark bölgesinin kısm-ı azamında görev yaptık.”

Tabi yazarın bunları söylerken bir pişmanlık belirtisi ve itiraf şekliden değil aksine övünülecek bir hizmet olarak anlattığını yazıdan anlıyoruz. Burada yazarın ittihad-ı İslam gibi masum bir ifadenin arkasına sığınarak yaptığı cilalama ise ayrı bir garabettir. Çünkü bu kafaya göre örneğin onlarca ayrı ayrı arap devletçiğinin varlığı övünülecek bir şeydir. Ama Kürtler de diğer dünya milletleri gibi kendi ayakları üstünde durmaya çalıştıklarında bu ittihad-ı islam’a aykırıdır.

Bu gruplardan bazılarının üstadın vefatından sonra kürt sorunu ile ilgili devletin resmi teziyle tam paralel bir söyleme sahip olduklarını( okuyucular, kırkıncılar, fetullahçılar vs.) bazılarının ise (Yeni Asyacılar v.b) bunlardan farklı olarak zaman zaman “tam demokrasi” söyleminden başka, dişe dokunur hiçbir çözüm önerilerinin olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Siyasi ve sosyal meselelerde nurcuların elinde yeterince materyal bulunmasına rağmen şimdiye kadar üstadın bu fikirlerini gündeme fazla getirmemelerinin nedenini siyasal konjöktürün müsait olmamasıyla izah etmeye çalışanlar yanılıyor.. Çünkü “Deccal”, “Süfyan”, gibi en tehlikeli konuları bile rahatlıkla yazıp çizen ehl-i kalem nurcular, her ne hikmetse Said Nursi’nin “ Kürtçe Anadilde Eğitim”, “Adem-i Merkeziyet”, “Kürdistan”, gibi fikirlerini ketm etmeyi yeğlediler. Çünkü zihinlerine yerleşen “kutsal devlet” virüsü, “bunlar eski said döneminin fikirleri” diyerek, genç nurcuların gözünde sanki “Said Nursi redd-i miras yapmış” izlenimi oluşturdular.

Temelde bir Kemalist proje olan ulus-devlet projesi, Mustafa Kemal’den çok da hazzetmeyen Nurcular tarafından bu kadar sahiplenmesinin altında yatan nedenin, “Türk milliyetçiliği” olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü cemaate yön veren ağabey konumundaki zevat, ekseriyetle bu çizgide olduğundan, Risale-i Nur’un yorumlanma biçimi de hep bu minvalde seyretmiştir.

Cumhuriyetle birlikte başlayan Kürt Meselesi ve bunun neticesine meydana gelen onlarca kürt isyanında (şeyh said hadisesi, Ağrı İsyanı, Dersim İsyanı, Zilan Hadisesi Sason İsyanı v.s) ve günümüzde hala devam eden hadiseler neticesinde yüz bilerce insan katledildi.

Devletin gözünde bunlar birer asayiş sorunuydu ve en sert şekilde bastırılmalıydı.- ki öyle oldu- Nurcu gruplara baktığımızda ise onların da devletin resmi görüşünden pek de farklı düşünmediklerini görebiliriz.

Kırılma noktası Mardin Münazarat Sempozyumunda yaşandı. 2012’nin Nisan ayında Mardin Artuklu Üniversitesi ve Risaleakademi işbirliğiyle düzenlenen bu sempozyumda prof. Mücahit Bilici’nin konuşması tüm ezberleri bozdu.

Şimdiye kadar olayı kuru bir kardeşlik edebiyatıyla geçiştirmeye çalışan virüslü beyinlere karşı Bilici’nin yaptığı konuşma, tabiri caizse fincancı katırları bayağı ürkütmüştü. İşte o konuşmadan birkaç aforizma:

“yüzde doksan dokuzu Müslüman olmakla iftihar eden bir ülkeyiz. Aslında bundan utanç duymalıyız. Bunu nasıl başarmışız? Gayr-i Müslimleri ya öldürerek yahut sürerek.”

“Sürekli “devlet güneydoğuya şefkat elini uzatsın” diye çağrılar işite geldik, şimdi bu çağrıya cevap veriyorum. Devletin şefkat eli kırılsın. çünkü devle şefkat edemez. Adaletle kanunu uygular.

“kadere Kürtlerin terör yapması için fetva verdiriyoruz”

“Devletin bekası için ve milli birlik ve beraberlik için Kürtlerden dindar olmalarını istemek dini devlete alet etmektir.”

“Hürriyet olmadan iman olmaz, adamı hayvan yaptın bir de anlayış bekliyorsun.”

“Dini milli devlete alet etmek için din kardeşliği edebiyatında ısrar edenler bu gidişle Kürtleri dinden, Türkleri de kardeşlikten edecekler “

“Türk yapamadık, Müslümanlıkta zapt edelim; yeter ki Kürt olma!! “

“Devlete tapanlar devlete itiraz edenlere müşrik muamelesi yaparlar.”

Evet, bir kere pandoranın kutusu açılmıştı. Ve artık mızrak çuvala sığmıyordu. Milliyetçi nurcuların yıllarca kardeşlik edebiyatı beşiğinde uyutmaya çalıştıkları Kürt kardeşleri artık bu hikâyeleri dinlemekten bıkmışlardı.

Risale- i Nurların yorumunu ve Nurculuğu tekeline alan bazı zevat, orta çağ kilisesindeki papazlar gibi kendi skolâstik beyinlerine uymayan farklı fikirleri hemen bastırıp dar cemaat engizisyonunda boğmak istiyorlardı. Ama artık çok geçti. Nurculuk adına kurdukları hegemonik yapının çatırdadığını hissedenler birkaç koldan Bilici’yi eleştiri oklarının hedefine oturttular.

Sen misin “devletin şefkat eli kırılsın” diyen, sözüm ona nurcu entellektül, aslında beynini ve ruhunu esir alan ırkçılık virüsünün farkında bile değildi.

Ortaçağda kilisenin masum Hıristiyan halkı üzerinde din adına kurduğu hegemonya bütün İsevi alemini perişan etmişti. İncili tekeline alan bu kan emiciler dinin kendi çıkarlarına uyan kısmını insanlara anlatıp işlerine gelmeyi ise gizleyerek yüz yıllarca masum insanları sömürdüler.

Yerleştirdikleri skolâstik düşünce ile hür düşüncenin önünü keserek farklı fikirlerin neşvünema bulmasına müsaade etmediler. Hesaplarına gelmeyen düşünceleri en ağır bir şekilde engizisyonlarda cezalandırdılar. İncilin kendi anladıkları dil dışında başka bir dile

tercümesine müsaade etmediler. Aykırı fikir üretenleri dinsizlikle suçlayıp en ağır cezalarla cezalandırdılar.

1500’lü yıllarda kendisi de bir papaz olan Martin Luther bu kötü gidişata dur diyenlerin öncülüğünü yaparak incili ilk defa Almancaya çevirip zulümle örülmüş kilise duvarlarına ilk manevi balyozu indirdi. Yaptığı reformlarda istibdat ve tekelci düzeni paramparça ederek bu günkü hür fikirli Avrupa’nın da manevi mimarı oldu.

Aslında yaptığı şey çok basitti. İncili kilisenin tekelinden kurtarıp ordaki tüm hakikatleri halkın anlayacağı dilde söylemek.

Prof. Mücahit Bilici de yazı ve konuşmalarıyla Bediüzzaman Said Nursi’nin şaheseri olan risale-i nur üzerine hegemonya kurmuş ve tekeline almış kişi ve kurumlara “ doğru sadece sizin anladıklarınız değildir. İşin bu yönü de var. Olaya şöyle de bakamlıyız.”diyerek büyük bir işi başarmıştır. Ve adeta nurculuk reformunu gerçekleştirmiştir.

Benzetmemde abartı yoktur. Zira Hıristiyan âleminin önünün açılması için İncil-Şerif’in gerçek hakikatleri ne kadar önemliyse, İslam dünyasının sorunları için de Kur’anın asrımıza bakan tefsiri konumundaki Risale-i Nurların prensipleri de o ehemmiyettedir. Çünkü Risale-i Nur Kur’anın malıdır. Tek sorun, bunun ehillerince naehillerin tekelinden kurtarıp topluma mal etmektir. Mücahit Bilici’nin yaptığı da budur. Vesselam…

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları

21.Haziran.2015 Pazar
24.Mayıs.2015 Pazar
08.Şubat.2015 Pazar
31.Ocak.2015 Cumartesi
19.Ekim.2014 Pazar
30.Ağustos.2014 Cumartesi
07.Temmuz.2014 Pazartesi
14.Haziran.2014 Cumartesi