18 Ocak 2018, Perşembe

Üst Menu

Öcalan Başörtüsü Yasağını Çözer mi?

Öcalan Başörtüsü Yasağını Çözer mi?

Türkiye toplumunun büyük bir bölümünde Kürt meselesine ilişkin sorun teşkil eden alanların bir türlü çözülemediği hissi şu günlerde yerini daha da pozitif bir atmosfere bırakmış görünüyor. Toplumdaki bu pozitif havanın neye evirileceğini ilerleyen günlerde hep birlikte göreceğiz. Ebetteki arzu edilen bu pozitif pozisyon oldukça önemli ve anlamlı olmakla birlikte her iki tarafı da memnun edecek olumlu adımlarla nihayet bulabilmelidir. Ancak bu sürecin darbe misali bu kadar tepeden inmeci ve ani oluşu şüphesiz akıllara pek çok soru işaretini getirmekle birlikte sürece temkinli yaklaşmamızı sağlıyor. Zira darbelerin bizden ne kadar çok şey götürdüğünü bu ülkenin demokrasi tarihi ve en çok da Kürtler çok iyi bilirler. 

 

Daha dört beş ay evveline kadar Kürt meselesine ilişkin siyasal taleplerini dile getirenler devletin en otoriter ve tekçi yüzüyle karşılaşıyorlardı. 2009 yerel seçimlerinden hemen sonra başlayan ve daha üç dört ay evveline kadar devam eden KCK tutuklamaları kapsamında toplumun terörize edilmesinden tutun da, toplu gösterilerde orantısız güç kullanımı, siyasi davalarda adaletten uzak kararların alınması, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki ciddi engeller, cezaevindeki siyasi tutsaklara yönelik yapılan ihlaller, politikacılardaki nefret söylem ve tutumları… Bunların hepsi daha birkaç ay evveline kadar yaşanmıyor muydu? Ve hepsi birden sürece “sihirli bir değnek” değmişçesine kesilmedi mi?

 

Toplumsal süreçler açısından bu sağlıksız ve ani gidişat sürece şüpheyle yaklaşmamızı sağlayan temel argümanlardan biridir. Hele de Başbakan’ın, Başbakan Yardımcıları’nın, İçişleri Bakanı’nın ve siyasal iktidarın diğer üyelerinin sürecin başından beri ısrarla söyledikleri “sürecin nihai amacı PKK’ye silah bıraktırmaktır” söylemini sıklıkla vurgulamaları; Kürtlerin onurlu bir barış, hak ve özgürlük mücadelelerinin dile getirilmeyişi sürece daha da şüpheyle yaklaşmamızı sağlayan başka bir argüman. 

 

Tabii ki PKK’nin silah bırakarak Kürt siyasal taleplerinin sivil ve siyasal zeminde dile getirilmesi hepimizin temennisi. Ancak tek hedefi PKK’nin silah bırakmasını sağlamak olan süreci başlatan siyasal iktidarın bu emeli Kürt siyasal hareketini takip eden herkes tarafından bilinir ki; siyasal yapılanma içerisinde olan hiçbir Kürdün yegâne ve tek hedefi olmamıştır. Örneğin KCK tutuklamaları kapsamında yargılananların hiçbiri PKK silah bıraksın diye sivil zeminde örgütlenmemiştir. Ya da toplumsal gösterilerde meydanlara yürüyenler, Kürt siyasal hareketi içerisinde önemli bir yeri olan kadın hareketi, Roboskili anneler, gençler, çocuklar, yaşlılar, aydınlar, entelektüeller, politikacılar… Kürt siyasal hareketi için yegâne hedef bu değilken nasıl oldu da, yegâne hedefinin bu olduğunu üstüne basa basa belirten bir siyasal iktidarla aynı masaya oturuldu? Bu soruya açık bir cevap verilmediği sürece tek adamların konuştuğu bu sürece sabır ve ümitle bakmakta ama bir o kadarda temkinli yaklaşmakta haklıyız. 

 

Neden toplum olarak yapılmasını ısrarla dile getirdiğimiz adımlar ancak PKK lideri Abdullah Öcalan söyleyince devreye giriyor?  Bu noktada PKK’nin kendi tabanı açısından önder merkezli tutumu ve “itaat” yaklaşımı elbette anlaşılabilir ancak mevcut siyasal iktidarın ya da devlet aklının “amenna”sının nedeni gerçekten anlaşılabilinir mi?

 

Hatırlayalım...

 

12 Eylül’de Türkiye cezaevlerinde başlayan ve Diyarbakır ve farklı birçok ilde sivil itaatsizlik eylemlerine neden olan açlık grevlerinde, cezaevinden her an bir cenaze çıkacak korku ve kaygısını taşıdığımız o günlerde tüm toplumsal sağduyu çağrılarının cevapsız kalmasına rağmen grevleri sonlandıran Öcalan’ın çağrısı oldu.

 

PKK’nin elinde bulunan kamu görevlileri ailelerinin ısrarla yaptığı gözyaşı, özlem, çaresizlik ve kaygı dolu yardım çağrılarının karşılıksız kalmasına rağmen, Öcalan’ın talimatı ile serbest bırakıldı.

 

Yine yıllardır tüm toplumsal kesimler tarafından yapılan çalışma, çaba ve çağrılara rağmen  gelmeye devam eden, en çok da annelerin yüreğini dağlayan PKK militanları ve asker cenazeleri Öcalan’ın verdiği çekilme talimatı ile kesildi.

 

Kürt siyasal hareketine ve Türkiye kamuoyuna dindar Kürtlerinde bölgenin önemli bir gerçeği olduğu ve din faktörünün Kürtler için önemli bir değer olduğu realitesini anlatmaya çalışanların çığlığı duyulmamasına rağmen, Öcalan’ın yaptığı çağrı ile dindar Kürtlerle ilişkilenme süreci ve Kürtlerde din olgusu ön plana çıkarıldı.

 

Önemli toplumsal değişim süreçlerinde arabulucu olması istenen, toplumu bu duruma hazırlaması istenen “akil adamları” göreve çağıran birçok sağduyulu aydının yanıtsız kalan çağrısına rağmen, “akil adamlar” Öcalan’ın çağrısı ile devreye girdi.

 

Ve son olarak, Dicle Üniversitesi’ndeki öğrenciler arasında yeni bir Hizbullah - PKK gerilimine gebe bir çatışma Öcalan’ın çağrısı ile son buldu.

 

İyisi mi biz bir grup başörtülü, bir bildiri hazırlayalım ve İmralı’ya gidecek yeni heyete verelim ve bir türlü üzerimizden atamadığımız başörtüsü yasağı ürkekliğinin son bulması için, Öcalan çağrı yapsın, başörtüsü serbestisi anayasal güvence altına alınsın.

 

Ne dersiniz olur mu? 

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.