25 Kasım 2017, Cumartesi

Üst Menu

Öcalan, Kürtler ve Eleştiri

Öcalan, Kürtler ve Eleştiri

Kürt siyasetinin gidişatını ilgiyle takip eden biri olarak ciddi kaygılar taşıyorum.

 

Özellikle liderleri ve onların fikirlerini tartışma konusu yapmak, alternatif fikirler savunmak veya yeni bakış açıları önermek, çözümü liderlerin felsefesinin sınırları dışında aramak tehlikeli sularda yol almaktan çok daha riskli sonuçlar doğurabilir.

 

Kürtler adına siyaset yapan grupların bu fikirlerini, liderlerini, partilerini ve ideolojilerini tartışmaya açma noktasında gösterdikleri tepkisel ve ötekileştirici duruş Kürdistan siyasetinin tıkandığı noktaya tekabül ediyor.

 

Geçenlerde PKK liderinin Roma’da verdiği sempatik bir mülakatı dinlerken sevgili Mahmut Baksi’nın “sen eleştirlmeye nasıl bakıyorsun?” tarzındaki sorusuna cevap veren Öcalan’ın, düşmanlık niyeti olmadan gelecek her türlü eleştirinin Kürtlere, kandisine ve partisine büyük katkılar sağlayacağını söylüyordu.

 

Hayatımın hiçbir döneminde herhangi bir Kürt hareketine ve liderlerine düşmanlık yapmadım ve buna sebep olacak bir his de taşımadım.

 

Türk islamcılarının beyin yıkama operasyonlarına maruz kaldığım halde, İstanbul’da kaldığım Türk islamcı medresenin pencerelerinden yoldan geçen HADEP (Halkın Demokrasi Partisi) araçlarını izlerken, zafer işareti yapan Kürtlere gizlice ve utangaç bir edayla zafer işareti ile karşılık verirdim.

 

Kürt partisinin ideolojik yaklaşımı benim islami bünyeme uymadığı halde onların mücadelesinin haklı boyutları için bu medreselerde Türk islamcılarla tartışmalara girerdim.

 

Onların putlarına taş atardım.

 

Abdullah Öcalan asılsın asılmasın diye başlayan tartışmalar nihayette bana Öcalan’ın asılmasını onaylatma zorbalığına dönüşürdü.

 

Bu zorba Türk İslamcıları, istediklerini alamadıkları zaman kimisi beni evden atılmakla tehdit ederken, kimi bana fiziki saldırı moduna geçer, iyi polis rolünde olanlar ise bir yandan onları sakinleştirirken diğer yandan da beni daha müslümanca(!) düşünmeye davet ederlerdi.

 

Şerefli ordularını, kahraman komutanlarını, çok sevdikleri devletlerinin Kemalist köklerini ve karanlık geçmişini sorgulardım.

 

PKK’lı ilan ediliridim.

 

PKK sempatizanlarıyla ideolojilerinin Kürt halkının bünyesine uymayan yönlerini tartışırdım.

 

Fakat onlara saldırmazdım. Çünkü bana göre onlar haklı davalarını, dindar bir milletin bünyesine uymayan argümanlarla savunan, hayatlarını, ailelerini, kariyerlerini ve rahatlarını davalarına feda eden kahraman insanlardı.

 

Öcalan’ı Kürtleri bir araya getirmeyi başarmış ve halkının çok büyük bir kesiminin kahramanı olmuş bir dava adamı olarak gördüm.

 

Davasının ideolojik boyutlarını ve bir çok pratiklerini eleştirdim.

 

Ancak ödediği bedellere saygı duydum.

 

Kürtlere liderlik yapmanın, onları örgütlemenin ne kadar zor olduğunu bildiğim için, Kürt liderlerinin veya partilerinin yanlış olarak gördüğüm hareket ve fikriyatlarına eleştirel yaklaşıldığında bile yıkıcı bir tavır sergilemenin doğru olmadığına inandım.

 

Bu liderlerin, Kürtlere kazandırdıklarını inkar etmenin hakka hürmetsizlik olduğunu düşünüyorum.

 

Kürtleri bir millet olarak ortak bir ideal etrafında toplamanın her dönemde çok büyük engelleri olduğunu kabul ettim.

 

Bu zorluk, Şeyh Ubeydullah için de, Bedirhaniler için de, Bediüzzaman ve Osmanlı son dönem Kürt aydınları için geçerli olduğu gibi, Seyid Abdülkadir, Şeyh Said, Seyyid Rıza ve ondan sonra gelen Mele Mustafa Barzani, Qadı Muhammed gibi liderler için de zordu.

 

Nihayet bugün, bu zorluk, Kürdistanın dört parçasındaki bütün Kürt parti, kurum ve kuruluşlarının da önündeki asılması çok zor ama imkansız olmayan en büyük problemdir.

 

Özellikle Mesud Barzani, Celal Talabani ve Abdullah Öcalan gibi neredeyse Kürdistan’daki bütün kesimleri kapsayacak fikirlerin merkezinde siyaset yapan liderlerin, liderliklerini bir adım öteye taşımakta zorlanmaları da Kürtlere liderlik yapmanın ne kadar zor olduğunu gösteriyor.

 

Bediüzzaman hakka hizmet niyetiyle, dürüst bir şekilde kişileri ve kişilikleri hedef almadan yapılan tartışmaların ve bu minvaldeki eleştirlerin toplumu, bilgiyi, fikirleri ve kişileri daha ileri bir aşamaya taşıyacak pozitif bir araç olarak tarif ediyor.

 

Öcalan’ın Roma sohbetini dinlerken bugünkü durumu düşünüyorum.

 

Kürt partilerini, liderlerini, cemaatlerini…

 

Eleştiri diye hakaret edenleri, basit bir eleştiriyi ihanet olarak görenleri…

 

Kürt siyasetinde tekel var mı?

 

Alternatif fikirlere ve yaklaşıma tahammül edilebiliyor mu?

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.