19 Ağustos 2017, Cumartesi

Üst Menu

Önder: Cemaat ve Hükümet Kürtleri siyasi alandan tasfiye etmek istedi

Önder: Cemaat ve Hükümet Kürtleri siyasi alandan tasfiye etmek istedi
"Kürtlerle hemhâl olmayı beceremeyenlerin kendini en fazla iyileştirebildiği nokta, Kürtlere “turistik bir öğe” olarak bakmasıdır! İkincisi de, “Onlar bizim zenginliğimiz” demek"
16 Mayıs 2016
-A +A
 
 
HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin olarak, AKP ve MHP’nin, her şeye rağmen Genel Kurul’da 367 milletvekilini bulamayacağı inancında. Aksi bir ihtimali, “Cezaevleri önemli bir siyasi mevzi olur. Ve bu iktidar, oradan gelişecek bir muhalefeti göğüsleyemez!” sözleriyle karşılıyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Kürt oylarının AKP’ye değil, HDP’ye tahvil olduğunu gördükten sonra çözüm masasını devirdiğini söyleyen Önder, “AKP ve Erdoğan, çözümsüzlükte ısrar ederse, hayat onları siyasal alanın dışına itecektir. Yapamazlarsa giderler! Bunu yapamayan aktör, bugüne kadar tasfiye edilmiş. Bugün DYP diye bir parti ve Tansu Çiller diye bir figür var mı?” diyor. Başbakan Ahmet Davutoğlu için “Ergen imam hatipli” benzetmesi yapan Önder, "Davutoğlu’nun Hitlervâri yöntemlere başvurma ihtimali, Tayyip Erdoğan’ın bu yöntemlere başvurma ihtimalinden daha fazladır. Yaptıklarından dolayı yargılanacak" görüşünü dile getirdi.
 
 
Nokta dergisinden Fatih Vural'ın sorularını yanıtlayan (16 Mayıs 2016) Sırrı Süreyya Önder'in açıklamaları şöyle:
 
 
Kürt sorununun çözümü noktasında Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlıktan indirilmesinin partinizce nasıl bir anlamı var? Öte yandan, çözüm sürecinin sona ermesi nedeniyle Davutoğlu’nun ağladığı yönündeki haberler doğruysa, bunu ne kadar samimi buluyorsunuz?
 
 
Sayın Davutoğlu’yla çözüm sürecini konuşmak amaçlı üç, dört kez görüştüm. Birisinde dışişleri bakanı, diğerlerinde de başbakandı. Şimdi söyleyeceklerimi, yüzüne karşı da söyledim. Bana da ‘kaçak çay’ meselesi ve bir, iki olaydan ötürü kızgın. “Sur’u Toledo yapacağız” derken, muhafazakarlığa ve Anadoluluğa bu kadar referans yapması, bilinçaltının tezahürüydü.
 
 
"Davutoğlu yaptıklarından ötürü yargılanacak"
 
 
Ne demek istedi?
 
Kürtlerle hemhâl olmayı beceremeyenlerin kendini en fazla iyileştirebildiği nokta, Kürtlere “turistik bir öğe” olarak bakmasıdır! İkincisi de, “Onlar bizim zenginliğimiz” demek, “Biz ana parayız. Onlar da faizimiz” demek gibi sıkıntılı bir bakıştır. Dışişleri bakanıyken, başbakan olacağı belliydi. Hem çözüm sürecinde gelinen noktayı, hem de bakanlığı dolayısıyla Rojava meselesini değerlendirmek için buluşmuştuk. Bu görüşme de İmralı’da kararlaştırılmıştı.
 
 
Öcalan’ın isteğiyle mi?
 
Evet. Görüşmemizde, bütün bu olan bitenden Davutoğlu’nun hiçbir şey anlamadığını gördüm. Bunu yüzüne de söyledim. “Ergen imam hatipli” refleksi vardı! Bunu aşağılamak için kullanmıyorum. Kastettiğim, malumatfuruş, her konuda bilgisi olup da bildiklerinin mimarisi olmayan insan prototipi... Bir perspektif yok ve kafa karışıklığı var. “Ümmet” diye çığıran birinin, “Türklük” ya da “Kürtlük” lafını ağzına almaması lazım. Bunların ontolojisi çok farklı.
 
 
 
Abdullah Öcalan da, Erdoğan gibi yaşananların bir “darbe” olduğunu vurguluyordu, İmralı Tutanakları’nda. “Darbe sürecini” MİT Krizi’nden başlatıyordu. “Darbe” fikrine siz de katılıyor musunuz?
 
Biz bunu deneyimledik, bizzat yaşadık.
 
KCK operasyonlarıyla mı?
 
Evet.
 
 
Cemaat’in işi miydi?
 
En büyük sorumluluk ve vebal sahipleri, Cemaat’e yakın güvenlikçilerdir. “Tamil yaklaşımı, Sri Lanka formülü” gibi öneriler, bizzat Cemaat’in sözcüsü sayılabilecek insanlar tarafından dile getirilen şeylerdi, o dönemde. 8 bin 600, seçilmiş, BDP’de siyaset yapan insan, KCK operasyonlarında gözaltına alındı. Cemaat’e yakın yargıçların başında olduğu mahkemelerde, bu insanlara en az 16 yıl hapis cezası verildi. Binlerce insan, müebbete kadar uzanan cezalara maruz kaldı. Dolayısıyla bu bir yaklaşımdı ve Cemaat’in tek başına bir operasyonu değildi. Tasarımı, fiiliyatı ve  sorumluluğu, hükümetle ortaktır. Yapılan, siyasal alanda Kürtlerin tasfiye operasyonuydu.    
 
 
Bu ortaklık, MİT Krizi’nde mi bitti?
 
MİT Krizi’nde görünür oldu. Nerede koptuğunu tarih yazacak. Biraz daha belgeye, bilgiye ihtiyaç var. Öcalan da bunu “darbe mekaniği” olarak kavramsallaştırdı.
 
Ve kendisinin o dönemdeki duruşuyla, Erdoğan’ı kurtardığını söyledi...
 
Bu cümle biraz bağlamından kopuk... Benim Erdoğan’a söylediğimle Öcalan’ın yaklaşımı aynı şey aslında. O da, “Kürt’le savaşarak değil, demokrasiyi genişleterek darbe tehlikesini bertaraf edebilirsiniz” dedi. Bunu yaklaşık son 15 yıldır da söylüyor. Aradığı şeyler, ciddiyet, sorumluluk ve cesaret. Bu üç tutumu alabilen herkese, bire karşı on adımla geldi Öcalan. Dolayısıyla hükümetin, “KCK operasyonlarını biz yapmadık, Cemaat yaptı” sözü doğru değil. Hadi onu Cemaat yaptı, bugün yaşananları kim yaptı? KCK operasyonlarına rahmet okutacak vahamette işler yapılıyor, daha da yapılacağa benziyor.
 

Siz, AKP cenahında da hüsnü kabul gören bir siyasetçisiniz. Erdoğan ve Öcalan arasında birebir aracılık ettiğiniz oldu mu? 

Yok. Bütün bunlar açık biçimde İmralı Tutanakları’nda da var, her şey belirli bir gündem çerçevesinde yürüdü.

 

17-25 Aralık’ın hemen ardından Erdoğan, sizinle görüşmek istemedi mi?

17-25 Aralık’la ilgili ne bir rica, ne de bir değerlendirme gidip gelmedi. Ben Öcalan’ın önerisiyle Cemaat’le de, hükümetle de, sol yapılanmalarla ve partilerle de, sivil toplum kuruluşlarıyla da görüşerek, herkese Öcalan’ın mesajlarını götürdüm. Herkesin önerilerini aldım. Sorun alanları konusunda, hükümet de dahil, bütün bu yapılarla belirli bir mesai yürüttüm.

 

Cemaat’e nasıl bir mesaj götürdünüz Öcalan’dan?

Abdullah Öcalan, “Fethullah Gülen’in ‘Sulhta hayır vardır’ düşüncesi, benim de düşüncemdir” dedi. Bunu da üçüncü ya da dördüncü görüşmemizde söylemişti. Bir şekilde Gülen’e ilettik. Milliyet’te yayınlanan İmralı Tutanakları’nda Cemaat’e ve Gülen’e yönelik bazı kopuk değerlendirmeler vardı. Bu değerlendirmeleri aşabilmek için...

 

O tutanaklarda, Cemaat’ten ve Fethullah Gülen’den hiç de hoşlanmayan bir Abdullah Öcalan portresi vardı...

Öcalan, bu tür husumetler üzerinden bir politika yürütmüyor. Bunu da çok günlük bir davranış olarak değerlendiriyor. Büyük bir barışa inanmış, demokratik bir cumhuriyeti inşa etmeye çalışıyor. Onun için günlük ya da kategorik karşıtlıklara hiç takılmadı. Asıl olan, herkesin siyaset yapabilmesine alan açmak ve mümkün olduğu kadar geniş kesimleri bu alana katmak.

 

Cemaat, Öcalan’ın mesajını nasıl karşıladı?

Olumlu bir karşılama oldu. Zaman zaman onların şikayetleri oldu.     Röportajın tamamı için buraya tıklyanız...