25 Kasım 2017, Cumartesi

Üst Menu

Ortadoğu’nun bugünü ve Avrupa’nın Ortaçağı

Ortadoğu’nun bugünü ve Avrupa’nın Ortaçağı
Ortadoğu’da bugün yaşanan ilginç olaylar; vahşetler, kafa kesmeler, göçler, talanlar, pazarlarda kadını meta olarak satmalar ve birbirine tahammülsüzlük ve birbirini kabul etmeme gibi durumlar, Avrupa’nın 15. Yüzyılında yaşadığı olaylara çok benziyor. Avrupa ortaçağ tarihini bilen ve dönemdeki masalları, kitapları, makaleleri okuyanlar; o olayların bugünkü Ortadoğu denklemine ne kadar da benzediğini rahatlıkla görebilir. Çok derinlemesine inmeden, sadece basit bir karşılaştırma ile kişi olaylar arasındaki benzerlikleri rahatlıkla fark edebilir. Ortadoğu’daki Otokratik sistemleri, kabilecilik, dini grupların anlaşmazlıkları, yolsuzluklar ve skandallar gibi olayların neden olduğu barbarlık, başta Suriye, Irak, Türkiye, Yemen ve Kuzey Afrika ülkelerindeki olaylar bu karşılaştırmayı en güzel şekilde ifade ediyor.

 

Roma İmparatorluğunun yıkılması ile Avrupa insanını birada tutacak ve onu sistemli bir şekilde biraya getirecek bir otorite olmadı. Bu nedenle Ortaçağ da din ve özellikle de Katolik kilisesi birincil otorite oldu.  Krallar, Kraliçeler ve diğer liderler güçlerinin büyük bir kısmını dini otoriteden aldılar. Aynı dönemde İslam Dünyası sinerjik bir şekilde teknolojide gelişiyordu. Örneğin saat bugün kan gölüne dönmüş Irak’ta icat edildi.

 

Her ne kadar Ortadoğu’daki değişimler ve gelişmelerin çağa ayak uyduramamasından dolayı suçlanıyorsa da, fakat burada en çok suçlanması gereken Osmanlı imparatorluğunu sonunu getiren İngiltere ve Fransa olması gerekiyor. İngiltere ve Fransa Osmanlı İmparatorluğunun sonunu getirmesi ile bölgeyi küçük, dengesiz, temelsiz devletçiklerle çıkarları doğrultusunda şekillendirler. Herhangi bir kuvvetler ayrılığı olmayan,  yasama ve yürütme sistemi tam olarak oturtulmayan bu küçük ve tecrübesiz devletçiklerin sorunları o gün bugün bitmedi ve bitmeyecek gibi. Bu nedenle bu ülkelerdeki bazı dengesizlikler askeri darbelerle dengelenmeye çalışıldı. Güçler dengesi ve kuvvetler ayrılığı ancak askeri ve dikta rejimler ile sağlanmaya çalışıldı ya da bastırıldı. Bu ülkelerde birçok denge sağlanamadığı gibi bir yüzyıla sığmayan ve sonuçları yüzyıllarca devam edecek olan bazı sorunlara da neden oldu. Ermenilerin yaşadığı tehcir ve Kürtlerin topraksız bırakılması ve bu sorunun bugün Ortadoğu’da açtığı yaranın sarılması kısa zamanda çözüleceğe benzemiyor. İngiltere ve Fransa’nın kurduğu bu sistemin en büyük mağduru Kürtler olsa da, Ortadoğu’daki devletçiklerin hakları askeri darbelerle başı hep dert oldu.

 

Ortadoğu’daki diktatörler çok güçlü görünüyorlardı. Fakat meğerse buzdan dağ imişler. Pamuğun üzerine konulan ateş ve ateşi gören buz gibi hemen eriyip gittiler. Savaşta silahın önemi tartışmasızdır, fakat insan savaşır silah değil kaidesi bir kere daha ispatlanmış oldu. Özellikle Irak Ordusunun İŞİD karşısındaki yenilgisi ve gerisin geriye kaçmaları İŞİD canavarını dünya gündemine kahraman olarak sundu. İŞİD’in Musul işgalinden sonra Ortadoğu coğrafyasındaki vahşeti, oluşturduğu kaotik ortam, dağınık ve kontrolsüz gücü oluşturduğu radikalizmin şiddeti ile diktatörlerin zulmüne adeta rahmet okuttu.   

 

İŞİD’in korkunç büyümesi ve bölgede oluşturduğu tahribata karşılık Obama’nın “Biz İŞİD’i yenip, onun sonunu getireceğiz” demesi bir umut olmuştu. Fakat her geçen gün eline daha fazla toprak geçti. Irak ve Suriye ordularına karşı zaferler kazandı. Elindeki yetersiz silah ve kıt imkanlara rağmen Kürt güçleri İŞİD’i sadece durdurabildi. Kürt güçleri ancak Koalisyonun hava saldırıları ve karadan aldığı yeni silahlarla İŞİD’e üstünlük sağlayabildi. Kürtlerin silahlandırılması bölgenin reel politik gerçeğinden dolayı her ne kadar çok istenmiyorsa da zaruretten küçük silahlarla yardım yapıldı. Doğrusu bu durum ABD’nin bölgedeki politik olarak zayıfladığını gösteriyor. ABD bölgedeki son dönem politikalarının eski dostlarını endişelendirmesi de buna en büyük delildir. ABD’nin eski dostu Körfez ülkeleri İran- ABD yakınlaşmasına bu nedenle de şüpheyle yaklaştılar ve Camp David toplantısına bazıları katılmadı.    

 

İngiltere ve Fransa’nın birinci Dünya savaşında sonra, ABD’nin de dünkü yanlış Ortadoğu politikaları yüzünden bölgenin bugün içine düştüğü çıkmazın ne ile sonuçlanacağını kestirmek güçtür. İŞİD’in Suriye’nin yarısından fazlasını eline geçirmesi ve Irak’ta Şii kentlerine doğru ilerlemesi bu gücün arkasında kimlerin olduğunu kestirmeyi güçleştiriyor.  Luther King’in “adaletsiz herhangi bir yer, adaletli her yere tehdittir” sözü ile İŞİD bölgedeki oluşturduğu tehdit birçok güvenli yerin güvenirliğini yakın zamanda sorgulatacak gibi. Muvazenesiz ve temelsiz kurulan Ortadoğu devletlerinin bu saatten sonra çok uluslu ve çok dinli-mezhepli bir yapı şekli ile beraber yaşamasının temelini yıkıyor. Bu da yeni bölünmeleri beraberinde getirecek.

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.