17 Ekim 2018, Çarşamba

Üst Menu

Oy Kullanmak Haksız Sistemin Bekasına Hizmet Olmasın?

Oy Kullanmak Haksız Sistemin Bekasına Hizmet Olmasın?

 "İnsan denizdeyken ağlarsa kimse anlamaz bilir misin?" - Ece Ayhan

 

Genel seçim algısında inşa edilen, merhum Ulus Baker'in deyişiyle "GS-FB taraftarlığı fanatikliğinde bir partizanlıkla" yürüyen/yürütülen yerel seçimlere bir kaç gün kala bir soru sormak istiyorum: "Oy kullanmak haksız sistemin bekasına hizmet olmasın? Oy kullanarak iradelerinizi temsiliyete teslim ettiğinizde aynı tas aynı hamam feda edilen yine insan olmayacak mı?”

 

17 Aralık öncesine bakın lütfen, Parlamento’daki 4 partinin birinin ana argümanı "din", birinin "laisizm", ikisinin "milliyetçilik"!

 

Tüketimle düz orantılı olmayan üretim ve hizmet mülkiyetinin düzenlenmesiüretim/hizmet ve ihtiyaç ilişkisivergilendirmenin düzenlenmesi (TC'de hazine gelir vergisinin % 9.8'ini patronlardan, % 90.2'isini çalışanlardan alıyor -cebren-), tercihli vergi sistemisosyal olanın düzenlenmesi (sadece beslenme, barınma, sağlık gibi temelde; mesela siyasal bir toplumsal mühendislik projesi olan eğitimin dahil olmaması, fiziki-mental engel ve geçici evreler olan hastalık, çocukluk gibi alanlar harici- meselâ hamileliği dahil etmiyorum, o bir tercihtir ve nüfus büyümesine karşı bir birey vergisini buna vermeye zorlanamamalı-  aslında sadece ayrımcılık olan pozitif ayrımcılıkla insanlar arasında cinsiyet, cinsel yönelim, etnisite, inanç vb ayrımcılıklar harici), tam şeffaflık (konjonktürel olarak devlete hüküm edenlerin, bizi kanuni düzenlemeler yaparak ya da mevcut kanuni düzenlemeleri muhafaza ederek vergi veren bireyleri suç ortağı edemeyeceği, örtülü ödeneklerin olmadığı, MİT'ten, yargıya, emniyete, TSK'ye tüm devlet aygıtlarından, ihale ayrıntılarına ve dahi özel şirketlere (ki vergi, usulsüzlükler ve yolsuzluklar, iş mahkemeleri mağduriyetleri işe dahil olunca özel şirketlerin özel değil, içtimai olduğu algısı ortaya çıkar),mirasın hukuki hak olmaktan çıkmasıdoğrudan demokrasiye geçiş ve parlamentonun feshi (ki bilişim teknolojisinin günümüzde geldiği noktada mümkün) hangi partinin ana argümanları arasında?

 

Ama merkez-çevre ilişkisi, sistemin statükosu ayrım nispetini muhafaza edip formunu statükoyu muhafaza edecek şekilde evriltip dururken, biz fark ederek ya da fark etmeden iradelerimizi başkanlara, önderlere, liderlere, şeflere, şeyhlere/şıhlara, imamlara teslim edip kervan yürürken ürümelerimizle fon müziği yapmaya devam mı edeceğiz?

 

17 Aralık’tan sonra mitinglerin ana malzemesi yolsuzluk oldu. Yolsuzluk üstelik temsiliyet üzerinden teslim alınmış iradelerimizle yapılınca, içtimai iktisadı birinci elden etkileyen bir hususken çok mühim. Ama bir yolsuzluğun hesabının sorulması (ki sorulmalı ve geri tanzimi yaptırılmalı), sistem değişmeden ati fillerini engelleyebilir mi? Bir de olgusal değil partizan yaklaşılması, içtimaiyatın bütünü alakadar eden bir hususu, taraftarların sadece bir bölümünü ve dahi onları da olgusal değil partizan meselesi haline getirdi. İnönü'nün oğlunun armatör olabilmişliği bir tarafa; tek parti döneminin üç büyük yolsuzluğu, yeğen Demirel, hayali ihracat, İSKİ, Çiller'in mal varlığı "nereden buldun?", kasa Mercimek, banka hortumlamaları, 12 Eylül arazi çapulculuğu vd... aynı sistemin tezahürleri değil mi?  Yapılmış olanlar yargılansın, bu hesap verilsin ve dahi vergilerimiz (sadece gelir değil) geri alınsın ama tam şeffaflık bir kesin bir düzenleme olmadıkça "ha ali veli, ha veli ali" sistemin bu haksızlığı devam eder gider. Biz de arada servis edilenlerden fark ettiklerimize ürümekle kalırız.

 

Biliyor musunuz hazine, bu yerel seçimlerde partilere bizim emeğimizin meta karşılığından gasp ettiği 853 milyon TL ödüyormuş! Yani iradelerimize bu miktarda bir tecavüz mevzubahis! Son "demokratikleşme paketi" ismiyle yapılan düzenlemede, sanki demokratikleşmeymiş gibi bize, daha önce sadece %7 ve üzerinde oy alanlara vergilerimizin peşkeş çekilmesinin artık %3 ve üzeri oy alanlara da genişletildiği söyleniyordu. AKP'nin geçen "demokratikleşme paketi"ne baktığımızda tümden modernist bir yöntem güdüldüğünü, tüm maddelerin büyük kimlik gruplarının talepleri ve "yönetmek"in yeni inşaı üzerine temellendiğini görüyoruz maalesef. İnsanın yok sayıldığı sözde bir demokratikleşme. Ergenekon, KCK, LGBT, Aleviler, başörtülüler vd 'nin talepleri üzerinden demokrasi inşa edilemez. Bu olsa olsa modernist küçük esnaf siyasetinin konjonktürel hesabı olur. Demokratik bir yasamada cinsiyeti, cinsel yönelimi, inancı, mezhebi, etnisiteyi, siyaseti (ideolojisi demiyorum, onun ölümü bu coğrafyada gizlenmeye çalışılsa da 80'lerde ilan edilmişti zaten), iktisadi sınıfı üzerinden insan değil, sadece insan olur.

 

İster dil, ister din, ister milliyet, ister ırk, ister cinsiyet, ister cinsel yönelim, ister mezhep, ister siyaset menşeli olsun, büyük kimlik grupları kendi talep ve mağduriyetlerini odağa alarak neticede militarist bir hiyerarşi oluştururlar. Eğer demokrasiden söz ediyorsak bu ancak bireyin başka bireyler ve diğer canlı-cansızlara zarar vermeden kendi iradesi dahilinde hürleştiği zaman zuhur eder, bir büyük kimlik grubunun mağduriyetinin giderilmesi ya da ona imtiyaz sağlanmasıyla değil. Ki bu neticede ayrımcılıktır.

 

Sistemin haksızlıklarına karşı yürütülen bir muhalefetin merkezinde de AKP ve R.T. Erdoğan değil, sistemin haksızlıklarını ekarte edecek düzenlemelere dair programlar olur. Aksi maalesef "Haksız sistem devam etsin, egemeni değişsin" mücadelesinden ibaret kalır. Yani Ergenekon'un bize yutturulduğu gibi, derin yapıyla hesaplaşıp onu ortadan kaldırmak değil, İmmanuel Wallerstein'ın merkez/çevre teorisine şapka çıkartarak, derin yapının muhafazası ve sadece konjonktürel olarak sisteme tam faydalı olmayan egemenlerinin değiştirilmesi olur.

 

Seneler önce Ulus Baker'in dediği gibi, kendisi de dayatmacı ve tabii iradelere tahakküm eden bir toplumsal mühendislik projesi olan "devrim"le değil de "sistemi kendi içerisinde işlevselleştirerek" dönüştüren, Stephen Heissel'in, "Indignez-vous!"daki şiddetsiz, yaratıcı, haksızlıklara karşı modernist sabit örgütlenmelere gitmeden (onları statükolaştırmadan), sürekli ses vererek insan lehine dönüşüme mecbur kılmak misali bir şeyler yapabiliriz.

 

Düşüncenize mevcut kanuni düzenlemede oy verme hakkı tanınmış bireylerin büyük bir bölümü "İradelerimizi sizin temsiliyetinize teslim edip, haksız sistemin idamesine müsaade etmiyorum," deyip bir sivil itaatsizlik eylemi olarak oy kullanmıyor!

 

Bir düşünün lütfen, OY KULLANMAK HAKSIZ SISTEMİN BEKASINA HİZMET OLMASIN?

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.