18 Ekim 2018, Perşembe

Üst Menu

Risale-i Nur’un Dili ve Kürtler

Risale-i Nur’un Dili ve Kürtler

İletişimde en temel ilke, mesajın muhataba en anlaşılır haliyle iletilmesidir. Yaratıcı bile insanlara hitab ederken Allah’ça değil, insanca konuşur. Buna din dilinde “inzal” veya “tenezzülat-ı ilahiye” denir.

Kur’an “bütün âlemlerin rabbi” olan Allahın sözü olmasına rağmen, muhatap insan olduğu için “insan dili” kullanılmıştır. Bütün insanlar da aynı dili konuşmadıkları için hitab biraz daha hususileşip bu kez farklı insan dilleri şeklinde tezahür etmiştir.

İbrahim suresi 4.ayette “Biz bütün peygamberleri soydaşlarının dili ile gönderdik ki, onlara Allah'ın buyruğunu açıkça anlatabilsinler.” Şeklinde geçen ayet, sünnetullah’ın bu olduğunu, mana-i muhalifiyle de buna aykırı metotların din dışı olduğunu açıkça belirtiyor.      

Halk arasında “tenezzül etmek” şeklinde kullanılan deyim de “muhatabın seviyesine inmek” şeklinde kullanılır.

Bir mesajı farklı milletten olanlara aktarmanın iki yolu vardır. (1)o milleti bir bütün olarak mesajın diline tam alıştırmak (2) mesajı o milletin diline en yakın anlamıyla tercüme etmek. Her iki yolda da müşkülat vardır. Fakat görünen o ki, ikinci seçenek birincisinden çok daha kolaydır.

Evet, bir dil, öteki dili her yönüyle tam karşılamayabilir. Fakat bir milleti “dil” gibi bir konuda toptan değiştirmek neredeyse imkânsızdır. Zaten fıtrata da aykırıdır.

Müslüman olan hiçbir millet Kur’anı anlamak için toptan Araplaşmamıştır. Zaten İslamiyet’in böyle bir isteği asla yoktur. Bu ihtiyaçtan dolayıdır ki orijinalinin yerini tutmasa da Kur’an-ı Kerimin tüm dünya dillerine çevirileri yapılmıştır.

Hz. Muhammed bazı sahabelerini yabancı dil öğrenmeleri konusunda teşvik etmiştir.

Son yüzyılın başlarından itibaren üstat Said Nursi tarafından çoğu Türkçe neşredilen Risale-i Nurlar herkesi hayrette bırakan bir hızla Anadolu’nun her tarafına ulaşmıştır.

İleriki dönemlerde ise bu eserlerin Anadolu ile sınırlı kalmayarak ülke sınırların dışına çıktığı ve dünyanın birçok diline çevrildiği herkesin malumudur.

Fakat çok gariptir ki dünyanın öbür ucundaki Filipinlere bile bu eserler götürülüp onların diline tercüme edilirken, Kürt diline ciddi olarak son iki üç yılda birkaç küçük kitapçık çevrilebilmiştir.

Risalelerde “Kürt” ve “Kürdistan” sözcüklerine bile tahammül etmeyip tahrif edenlerin neden böyle bir hizmeti yap(tır)madıklarını anlayabiliriz.

Fakat on yıllarca Kürt coğrafyasında “hizmet” adı altında çoğu Kürt’ün anlamadığı bir dilde onlara risale okutanlara ne demeli?

 Arap birine Kürtçe risale okumak ne kadar garipse Kürtlere de Türkçe risale okutmak o derece gariptir.

Türkçeyi bilip orijinalinden okumak isteyenlere elbette kimsenin bir diyeceği olamaz. Fakat “hizmet” adı altında bunu, ekseriyeti Kürtlerden oluşan bir cemaate dayatmak zulümdür.

“Ama Kürtler Türkçeyi biliyor, öyleyse Türkçe ders yapmanın ne sakıncası var?”

Diyenler olacaktır. Onlara bizzat eserin sahibi Said Nursi cevap versin: “Hattâ dördüncü âyette (İbrahim,4) Risale-i Nur'un Türkçe olmasını tahsin eder ve beşincide (İbrahim,5) Arabî ve Türkçeyi tam bilmeyen ve mürşidleri ve âlimleri perişan olan vilayat-ı şarkiyede Risale-i Nur imdatlarına ve her taifeden ziyade başlarına gelen hadiseler ve âyette “eyyamullah”tâbir edilen elîm vakıaları hatırlarına getirmekle ikaz ve irşad etmelerine bir mânâ-yı işârî ve remzî ile emrediyor. (Şualar, s.625)

Üstadın yukarıda bahsettiği İbrahim suresi 5.ayetin ilgili kısmının meali de şu şekildedir: "Soydaşlarını karanlıktan aydınlığa çıkar ve onlara Allah'ın (tarihlerinde iz bırakmış) günlerini hatırlat"

Şimdi Şualardan orijinalini kopyaladığım yukarıdaki ifadelerinin anlamını biraz irdeleyelim.

1- Kürtler Risale-i Nurun dili olan Türkçeyi ve Arapçayı tam bilmiyor (hem bilenlerin sayısı az, hem de bilenler az biliyor)

2-Kürtlerin âlim ve mürşitleri ekonomik, siyasi ve toplumu etkileme yönünden perişan edilmiş. Medreseleri yasaklanmış.

3- Kürtler her milleten daha fazla zulüm, baskı ve kötülüklere maruz bırakılmış.

    “İhtilal yüzünden yüz bin insan katledilmiş”,Dersim, Ağrı, Sason, Şeyh Said, Zilan v.s gibi hadiseler sonucunda yüz binlerce Kürt katledilmiş. Geri kalanlar da perişan halde bırakılmıştır.

4- bu felaketler Firavun gibi zalimlerin tarihte İsrail oğulları’nın başlarına getirdiği vahşiyane zulümlere eşdeğer görülmüş ve Kur’ani bir tabir olan “eyyamullah” yani “bir milletin tarihlerinde iz bırakmış günler” kavramıyla özdeşleştirilmiştir.

5- İbrahim suresi beşince ayette hitap Hz. Musa’yadır. Ve Musa’ya soydaşları olan israiloğullarını karanlıktan aydınlığa çıkarmayı emretmiştir.

6- Üstad ta bu Kur’ani hitabın muhatabı olarak kendini görüp soydaşı olan Kürtleri Musa gibi karanlıktan aydınlığa çıkarmaya kendini risale-i nurla vazifeli görmüştür.

7- Hz. Musa İsrailoğullarını firavunun zulmünden kurtarıp onları özgürleştirmiştir. Öyleyse Kürtlerin özgürlüğü de Risale-i Nur’la mümkün olacaktır.

İbrahim suresinin 4. ayetinin Risale-i Nurun dilinin Türkler için Türkçe oluşunu güzel görmesi, aynı dili Kürtler için de güzel görmesi anlamına gelmez. Böyle bir çıkarım, ayetin anlamını bilerek tahrif etmek gibi bir sonucu doğurur.

Şimdi soru şu: Üstad bu vazifeyi yaparken sünnetullah’a uyup Kürtleri Kürtçe ile mi irşad ve ikaz edecek, yoksa Kürtlerin az bildiği Türkçe ve Arapça dilleri ile mi?

Kendini Kur’an hizmetine adayan bir zatın Kur’ana aykırı hareket edeceğini söyleyecek biri çıkar mı? Bilmiyorum.

Şayet böyle biri çıkarsa bu kez şöyle bir soru sormak icap eder: Üstat kendi memleketinde iken acaba ikaz ve irşatlarını hangi dilde yapıyordu? Mesela Van’da bir camide sohbet ederken Türkçe mi konuşuyordu?

Bütün bunlara rağmen Kürtlere Türkçe ders yapmada ısrar edenlerin asimilasyona alet olduklarını hatırlatmakta fayda var. Acaba bu ısrar onları Risale- Nur’a “perde” mi yoksa “ayna” mı yapıyor.

Risale-i Nur Kürtler arasında neden istenilen düzeyde yaygın değil? Niçin daha geniş kitlelere ulaşma konusunda gerekli duyarlılık gösterilmiyor?

Üstada saygı göstermeyen Kürtlerin sayısı yok denecek kadar az iken, eserlerine olan rağbetin yeterince olmayışı bir çelişki değil mi?

Resmi bu kurum olan Diyanet bile Kürtçe vaaz konusunda kısmi bir yumuşama göstermişken, bu konunun nurcular arasında hala tabu oluşu hiçbir mantıkla izah edilemez.

Sonuç olarak, Bediüzzaman Said Nursinin bütün kitapları acilen uzman bir heyet tarafından orijinal nüshalardan Kürtçeye sansürsüz bir şekilde tercüme edilip Kürt halkının da istifadesine sunulmalıdır.

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları

21.Haziran.2015 Pazar
24.Mayıs.2015 Pazar
08.Şubat.2015 Pazar
31.Ocak.2015 Cumartesi
19.Ekim.2014 Pazar
30.Ağustos.2014 Cumartesi
07.Temmuz.2014 Pazartesi
14.Haziran.2014 Cumartesi