18 Ocak 2018, Perşembe

Üst Menu

Said Nursi İslam’ı

Said Nursi İslam’ı

Bir konuşmada “İslam” kelimesi geçtiği anda karşıdakinin verdiği tepki genelde şu soru olur: “ama hangi İslam”?

 

Tepkisini bu soru ile ortaya koyan kişi aslında hiçte haksız sayılmaz. Zira gerçekten de ortada birden çok “İslam” vardır. islamı temsilen birbirinden farklı yüzlerce anlayış ve uygulanış biçimi orta yerde dururken doğru olanı bulmak için iyi bir analize ihtiyaç vardır.

 

Bunlardan bir tanesi de hiç şüphesiz Said Nursi’nin dini kaynaklardan alarak sistematize ettiği metottur. Bu metot bin üç yüz yıllık İslam pratiği ve tecrübesinin harmanlanarak modern zamanların yarasına sürülen bir ilaç hükmünde de düşünülebilir.

 

Yaşanmışı ve geleneği ötelemeden ve küçümsemeden, ama bu anlayışın artık çağın yarasına merhem olamayacağının da farkında olarak geliştirilen bu çağdaş fikirlerin üzerinde kafa yormanın şimdi tam zamanıdır.

 

Tarihselliğin dar, statik yapısallığına hapsedilmiş bir İslam anlayışının doğurduğu sonuçlar göz önünde iken, “reform” niteliği taşıyan bu fikirlere lakayt kalmanın izahı olamaz.

 

Şimdi kısaca Said Nursinin anladığı islam’a bir göz atalım. Bakalım bu İslam nedir? Ne değildir?

 

Said Nursi İslam’ında nur vardır, topuz yoktur. Topuz siyasetin ve silahın sembolüdür. Din için bunu kullanmanın miadı dolmuştur.

 

Said Nursi İslam’ında din adına parti kurulamaz. Din bütün siyasetlerin üstündedir. Dolayısıyla hiçbir parti, din’i veya dinin sembollerini kendi tekeline alamaz. Bu anlayışa göre en çirkin şey, dini siyasete alet etmektir.

 

Said Nursi’nin anlayışında maddi cihadın yerini manevi cihad almıştır. Bu anlayışa göre insanlar medenileşmiştir. Dinde zorlama yoktur. Eğer ikna edecek delillerin varsa karşıdakini ikna edebilirisin. Zorla bir dini emri yaptırıldığı zaman insanların münafıklaşma riski var. Münafık kâfirden daha kötüdür.

 

Said Nursi anlayışında dini yaşamak, onu anlatmaktan evladır. Böyle bir tebliğ metodunda kimseye çokta bir şey anlatman gerekmiyor. Dinin güzelliklerini pratiğine yansıttığın zaman en büyük tebliği zaten yapmış oluyorsun.

 

Yine bu anlayışa göre bir insana “günahkârdır” diye kızamazsın.  İçinde bulunduğu fena halinden dolayı ona acırsın. Acıdığın kişiye de yardım edersin.

 

Bu felsefeye göre bir insan veya bir grup toptan iyi veya kötü değildir. On davranışından dokuzu kötü olsa bile o tek, bir’i görmezlikten gelemezsin. Bir gemide dokuz cani bir masum varsa, o gemi o masumun hakkı için batırılamaz.

 

Bu anlayışta ön plana çıkan en önemli hasletler; şefkat, merhamet, âlicenaplık, affedicilik, birbirinin kusurunu görmeme, mutlak adalet, iktisat, samimiyet, fedakârlık ve doğallıktır. Bu anlayışa en uzak tutumlar ise, kin, nefret, intikam, hırs, savurganlık, bencillik, dedikoduculuk, fitne, riyakârlık ve şiddettir.

 

Said Nursi’ye göre masum insanlara zarar gelmesin diye bir insan yeri geldiğinde kendi hakkından bile feragat edebilmelidir.

 

Said Nursi’nin din anlayışında din için parti, patırtı, dernek veya lokal açmaya gerek yoktur. Nutuk, nümayiş ve alâyiş’e de gerek yoktur. Din kendi doğallığı içerisinde kültürel olarak toplumda hayatiyetini zaten sağlıyor.

 

Devlet mekanizması dinsize karışmadığı gibi, dindar’a da karışmamalıdır. Zaten hakiki bir dindarın siyaset ve hükümette gözü olmadığı için dindardan korkmaya da gerek yoktur, zira hükümet ve siyaset dünyevi bir şeydir.

 

Yine bu anlayışa göre dinin yüzde doksan dokuzu, ahret, ibadet, adalet ve ahlak’a dairdir. Ancak yüzde bir’i siyaset olabilir. İktidar erkinde aranan vasıflar, meşveret (tam demokrasi ve cumhuriyet) adalet, liyakat ve ehliyettir.(yönetebilme kapasitesi) Bu vasıflara sahip herkes yönetici olabilir.

 

Said Nursinin anlayışında hodkâmlık yerine diğerkâmlık vardır. Dünyada bu kadar aç varken sen tıka basa yiyemezsin. Bu anlayışta servet, toplumun belli kesimlerinde toplanmamalı. Adaletli paylaşım toplumsal barışı da beraberinde getirir. Zira bütün savaşlar çalkantılar, anarşik olaylar, ihtilalaler bu eşitsizliğin ve adaletsizliğin ürünüdür.

 

Fakirle zengin arasındaki uçurumu kapatıp küresel ve toplumsal barışı sağlamanın yolu, faizi tamamen yasaklamak, zekâtın işlevselliğini de arttırmakla olur.

 

Said Nursi’ye göre Allah’ın insanları kabile ve milletlere ayırırken gözettiği hikmet, herkesin kendi akrabasını ve milletini tanıyıp ona yardım etmesi içindir. Yoksa birbirini inkâr edip nefret etmesi için değildir. Her millet kendi dilini, kültürünü, edebiyatını ve milli değerlerini yüceltmek için uğraşmalıdır. Bu alanda geri kalmış Kürtler daha fazla uğraşmalıdır.

 

Dini sembol ve değerleri dünyevi bir çıkara alet etmek veya bunlarla taraftar toplayıp iktidar olmaya çalışmak, bu anlayışta en çirkin şeydir.

 

Nursi’nin yaşam felsefesinde her canlı kendi ekolojik yaşam alanında rahat yaşamalıdır. Hayvanlara sevgi, merhamet ve şefkat bu felsefede “abartılı” denecek kadar gelişkindir. Örneğin çamaşır ipine konmuş sinekler rahatsız olmasın diye o ipe çamaşır asılmaz.

 

Doğa ile barışık, doğal yaşamı önceleyen, tabiat ve içindeki güzellikleri okuyucuya:“çiçek-böcek” edebiyatı dedirtecek kadar vurgulayan bir felsefe bu.

 

Bu anlayışta şiddet nitelikli unsurlar ile “din” asla bir araya gelmez. En öncelikli şeyler bireyin yaşam hakkı, toplum huzuru, özgürlük, adalet ve evrensel ahlak ilkeleridir.

 

Herkes kendinden sorumludur. Nefsini ıslah edemeyen başkası ile uğraşmamalı. Nefis de hiçbir zaman tam ıslah olamayacağına göre, o zaman senin yegâne savaşın kendinledir. En büyük iş en küçük dairededir. En küçük daireden kasıt ise insanın kendisidir.

 

Said Nursi düşmanlık yapmaya zaman bulamayacak kadar, muhabbet fedaisidir.

 

Onun en büyük kavgası inkâr-ı ulûhiyete karşı olmuştur. Kavgada en büyük silahı ise Kur’an, akıl, felsefe, mantık, hikmet ve pozitif bilimler oluşturur. Tek derdi, insanların imansız öbür dünyaya gitmelerini önlemektir. Bu da aşırı şefkatten ileri gelir. Zira din inancına göre imansız kabre girmek cehennemle eşdeğerdir.

 

Said Nursi diğer din mensupları ile son derece barışıktır. Dinler arası diyalogun en üst seviyede örneklerini sergilemiştir.

 

Nursi kendi milleti olan Kürtleri, Kürdistan’ı, Kürt Dilini çok sever. Kürt dili için bir şey yapmamıştır, ama yapanların hakkını vererek sahip çıkmıştır. Kürtleri de bu yönde motive etmiştir.

 

Bunlar, ifadeler benim nakıs fikrimle anladığım birkaç noktadır. Bu konu ile ilgili binlerce makale ve eser yazılmıştır. Araştırmak isteyen herkes için bolca materyal vardır. Bu yazı her türlü eleştiri ve itiraza da açıktır.

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları

21.Haziran.2015 Pazar
24.Mayıs.2015 Pazar
08.Şubat.2015 Pazar
31.Ocak.2015 Cumartesi
30.Ağustos.2014 Cumartesi
07.Temmuz.2014 Pazartesi
14.Haziran.2014 Cumartesi
10.Haziran.2014 Salı