23 Haziran 2018, Cumartesi

Üst Menu

Said Nursi ve Ana Dille Eğitim

Said Nursi ve Ana Dille Eğitim

Ortak Kürt -Türk Tarihi incelendiğinde 1071 Malazgirt savaşından sonra ikinci en önemli tarihi kavşak, Osmanlı padişahlarından Yavuz Sultan Selim dönemidir. 28 kürt beyi, İdris-i Bitlisinin örgütlemesiyle 1514’te Amasya’da Sultan Selim ile bir ittifak antlaşması yapar.

Bu antlaşmanın en önemli maddesi hiç şüphesiz Kürdistan özerkliğinin Osmanlı devleti tarafından tanınmasıdır(1)                                                                                                                                  

Bu özerklik Kürtlere eskiden olduğu beraberinde iç işlerinde her türlü serbestiyeti ve özgürlüğü sağlamıştır.  Nitekim Said Nursi de bir eserinde bu antlaşmaya vurgu yapar.

 

Bu özerkliğin en önemli ayağı eğitim ile ilgilidir. Zira Kürtler arasında eğitim, diğer Müslüman toplumlarında olduğu gibi klasik medrese usulü ile yapılmaktaydı. En önemlisi medreselerde hocalar dersi Kürtçe veriyordu. Bu medreselerden yetişen talebeler Arapça Farsça ve Türkçeyi de öğrendiklerinden, istedikleri zaman devletin her kademesinde de görev alabilmekteydi. Ve bu anlamda ciddi bir problem çıkmıyordu.

 

II. Mahmut’la birlikte başlayan merkeziyetçi anlayış ve bu paralelde yapılan yenilikler, beraberinde Kürt- Türk ilişkilerinde ciddi kırılmalar getirmiştir. Kürt isyanları silsilesi de bu dönemden sonra başlar. Çünkü “Amasya Antlaşması” artık ihlal ediliyordu.

II. Abdülhamit dönemine gelindiğinde ise Merkeziyetçi politikalar gereği artık “Kürt Özerk Bölgesi”nde de Türkçe eğitim veren okullar açılmıştı.

 

Bu durumu fark eden Kürdistanlı genç âlim Bediüzzaman Said Nursi,  bu işte bir terslik olduğunu en yetkili mercilere anlatmak için başkent İstanbul’a gitmişti.

Sultan II. Abdülhamid'e sunulmak üzere Yıldız Sarayında Mabeyne arz ettiği dilekçesinde şu ifadelere yer verir:

“ Hükümetin himmetiyle Kürdistan’ın kasaba ve köylerine okulların açılması teşekküre şayan bir durum olsa da bu okullardan, sadece Türkçe bilen çocuklar yararlanıyor. Türkçe bilmeyen Kürt çocukları sadece medrese ilimlerini ilerlemenin kaynağı olarak gördüklerinden ve okullardaki öğretmenlerin yerel dili (Kürtçe) bilmediklerinden dolayı Kürt çocukları bu eğitimden mahrum kalıyorlar.”(2)

 

Dilekçenin devamında “anadilde eğitim” yapılmadığı için Kürtlerin modern bilimlerden uzak kaldığını ve bu durumun ileride Kürtler için müthiş bir darbe olacağını ifade eden Nursi,  çare olarak Kürdistan’nın belli merkezlerinde (Ertuş,Beytüşşebab, Motkan,Belkan, Sason, Sipkan, Heyderan, Van v.s) gibi yerlerde Arapça Kürtçe Türkçe  eğitim verecek bir üniversitenin açılmasını talep eder.

Said Nursi bununla da kalmaz herkes görsün ve duysun diye bu dilekçesini “Kürtler Neye Muhtaç ?” başlığıyla dönemin “Kürd Teâvün Ve Terakkî Gazetesi”nde de yayınlar.

(3 Teşrin-i Sani, 1324, Sayı 2, Sahife, 13) (3).

 

Bu dilekçe ile anlıyoruz ki, Resmi anlamda “Kürtçe anadilde eğitim”i talep eden ilk kişi Bediüzzaman Said-i Kürdî’dir.  Fakat çok gariptir ki onun bu isteğinin cevabı, dönemin makamları tarafından tımarhaneye atılmak olmuş.

Evet, davası için hapse giren çok olmuş. Ama her halde tarihte bir dilekçe için Tımarhaneye atılan ilk kişi yine Said Nursi olsa gerektir. Bir eserinde bu gerçeği şu cümlelerle dile getirir:

 

“Cesaret, sadakat, diyanetin ünvanı olan tabii Kürdlükle iftihar ediyorum... Ey Kürdler! Tımarhaneyi kabul ettim. Ve Kürdlüğü lekedar etmemek için irade-i padişahı ve maaş ve ihsan-ı şahaneyi kabul etmedim." (Asarı Bediiye Nutuklar s:462)

 

“Ben Kürdistan’da Kürtlerin hal-i perişanını görüyor idim. Anladım ki saadetimiz modern medeniyetin bilimleri ile olacaktır… Kürdistan’da bilimin yayılması için çalışıyorum.”

Diyen Nursi, ömrünün sonuna kadar bu talebinden vazgeçmediğini daha sonra yazdığı eserlerinde de ısrarla dile getirmiştir.

 

Sultan Abdülhamit arada bir Üstadın yanına adam göndererek bu projeden vazgeçmesi ve susması karşılığında maaş, ihsan-ı şahane, rütbe gibi şeyleri teklif ettiyse de Üstad “ padişahın maaş ve ihsan denilen rüşvet ve hakk-ı sükûtu kabul etmedim, reddettim. Milletimin namını lekedar etmedim. Aklımı feda ettim. Özgürlüğümü terk etmedim. Ona boyun eğmedim.” (4) Diyerek tarihi bir duruş sergilemiştir.

 

"Münazarat” adlı eserinde bu talebini şu cümlelerle ifade eder:“ Ekrad (Kürtler)  ve ulemasının istikbalini temin etmek istiyoruz. İttihad ve Terakki mânâsındaki hissemizi isteriz. Üzerinizde hafif, yanımızda çok azîm birşey isteriz. Câmiü’l-Ezher'in kızkardeşi olan, Medresetü'z-Zehrâ namıyla dârülfünunu mutazammın pek âli bir medresenin Bitlis'te ve iki refikasıyla Bitlis'in iki cenahı olan Van ve Diyarbakır'da tesisini isteriz”(5)

 

Bediüzzaman Kürdistan’da açılacak bu okullarda eğitim dilinin Kürtçe olacağını şu cümlede açıkça söylüyor. “Zülcenaheyn ve Kürtlerin ve Türklerin mutemedi olan Ekrad (Kürt) ulemasının veya istinâs etmek için lisan-ı mahallîye âşina olanları müderris olarak intihap etmektir. (6)  (yani bu okullarda ders verecek hocaları yerel dil olan Kürtçeyi bilenlerden seçilecektir.)

 

Bediüzzaman ‘a göre Yine “medrese” adı altında açılacak bu okullar sayesinde din ve fen ilimleri birlikte okutulacak, Arapça ve Türkçe de zorunlu okutulacak, eğitim müfredatı Kürtlerin karakterine uygun bir biçimde hazırlanacak, branşlaşma dikkate alınacak, uzmanlaşmaya önem verilecek, diğer üniversitelerle denk tutulacak ve böylece bu okulların mezunlarına gelecek garantisi sağlanacak.  Bu yolla Kürdistan’da gelenekselleşmiş bireysel eğitim kitleselleştirilecek.(7)

 

Peki, Said Nursi anadilde eğitime neden bu kadar önem veriyordu?

Bunun cevabını da Divan- Harb- i Örfi adlı eserinin hatimesinde mealen şu ifadelerle özetliyor:

 

1-Anadil milli duyguların parıltılarının yansıma yeridir.

 

2-Anadil Edebiyat meyveleri olan edebi eserlerin ağacıdır.                        

 

3- Anadil eğitim ve öğretime hayat veren suyun arklarıdır                                                      

 

4- Anadil kıymet ve mükemmelleşmemizin en doğru ölçüsüdür                                                    

 

5- Anadil doğrudan doğruya herkesin vicdanına karşı pencere açmakla ışın demeti gibi etkili bir araçtır.

 

6- Kürt dili Cennetteki tuba ağacı gibi gelişmeye müsait bir dildir.                                                          

 

7-Anadille yapılan eğitimde zihin çatallaşmaz.                                                                               

 

8- Anadil insanda kaderin mührüdür.                                                                                           

 

9-Anadil tabii olduğu için sözcükler davet olunmadan zihne gelir.                                                 

 

10-Anadil ile yapılan eğitim taş üstüne işlenen nakış gibi kalıcı olur.                                           

 

11-Milli dil ile öğretilen her şey cana yakın ve alışık olur. (anadilin öğrenme ve öğretmede kolaylaştırma etkisine dikkat çekiyor)

 

Kürtçenin böyle kurumuş ve perişan kalmış ve medeniyet dili olan edebiyattan uzak kalmasının Kürtler açısından son derece büyük bir eksiklik gayretsizlik olduğunu dile getiren Nursi, “diliniz lisan-ı teessüfle sizi milli gayrete şikâyet ediyor.”diyerek milli duyguları heyecana getiriyor.

 

Üstad bu hakikatleri izah ettikten sonra kendi döneminde Kürt Dili ve Grameri üzerine önemli çalışmalara imza atan hemşerisi Halil Hayali Bey’i Kürtlere örnek gösterir. Ve ondan büyük bir övgü ile bahseder. Üniversite eğitimi için İstanbul’a gelen bu hamiyetli zat, Ziya Gökalp ile birlikte ilk Kürtçe Alfabe ve Gramer çalışmalarını yürütür. Bu alanda büyük bir boşluğu doldurup ileride yapılacak çalışmaların da temellerini atmış olur.

 

Halil Hayali hakkında “ İşte milli gayretin bir örneğini size takdim ediyorum… Hakikaten Kürdistan madeninden böyle bir hamiyet cevherine rast gelindiğinden, bizim geleceğimizi onun gibi ümidinden birçok cevherler ışıklandıracaktır.” Diyen Üstad bu konu ile ilgili sözlerini şu tarihi ve son derece önemli tavsiye ile tamamlıyor:   “ işte bu zat, uyulmaya ve peşinden gidilmeye layık bir gayret ve çalışkanlık örneğini göstermiş ve mükemmelleşmeye muhtaç olan milli dilimize(Kürtçe) dair bir temel atmış. Onun yolundan gitmeyi ve temeli üzerine bina etmeyi ehli hamiyete tavsiye ediyorum.” (8)

 

Her fırsatta Said Nursi’yi referans gösterenlerin samimiyeti, onun bu konudaki görüşlerini uygulayıp uygulamadıklarıyla açığa çıkacaktır. Çünkü şimdiye kadar gelenler samimiyet testinden geçemedi. Bu konuda sınıfta kaldı.

Şimdi iyi anlaşılıyor ki onlar fıkradaki meşhur Bektaşi gibi Said Nurs’nin işlerine gelen taraflarını almışlar.                 

Ama artık mızrak çuvala sığmıyor.

 

 Kaynakça:                                                                                                                                            

(1)Ahmet Özer, beş büyük tarihi kavşakta Kürtler ve Türkler, s.119                                                    

(2) Abdulkadir Badıllı, mufassal tarihçe-i hayat, s.148                                                                       

(3)  İçtimai Dersler, Zehra yayınları, s.507                                                                                             

(4) İçtimai Dersler, Zehra yayınları s.167                                                                                                 

(5) İçtimai Dersler, Zehra yayınları s.148                                                                                                 

(6) İçtimai Dersler, Zehra yayınları s.142                                                                                             

(7)süleyman Akkuş, Bediüzzamanın Kürtçe Sevdası, Mezopotamya.gen.tr                                                 

(8) İçtimai Dersler, Zehra yayınları s.188-191

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları

21.Haziran.2015 Pazar
24.Mayıs.2015 Pazar
08.Şubat.2015 Pazar
31.Ocak.2015 Cumartesi
19.Ekim.2014 Pazar
30.Ağustos.2014 Cumartesi
07.Temmuz.2014 Pazartesi
14.Haziran.2014 Cumartesi