25 Nisan 2018, Çarşamba

Üst Menu

Seher Akçınar: Barışın yolu Roboski ve Pozantı’dan geçer

Seher Akçınar: Barışın yolu Roboski ve Pozantı’dan geçer
Seher Akçınar: Halkın kendi anadilinde eğitim alması, dilini sadece eğitim kurumlarında değil yaşamın her alanında özgürce kullanabilmesinden daha doğal ve daha haklı hiçbir gerekçe olamaz.
08 Haziran 2013
-A +A
''Çözüm Sürecindeki Türkiye ve Kader Birliği'' Yazı Dizisi
 
Hazırlayan: Behmen Doğu
 
Binlerce insanın yaşamına mal olan bir iç savaş nihayet bitiyor.
 
PKK ve devlet arasında 30 yılı aşkın süredir devam eden düşük yoğunluklu savaş Abdullah Öcalan’ın Diyarbakır Newroz’unda yaptığı çağrıyla sona erdi.
PKK, liderinin çağrısına önce ateşkes sonra da geri çekilme ile olumlu yanıt verirken Hükümet de Akil insanlar projesiyle çözüm sürecinin ilerlemesi için destek sundu.
Hükümet, geri çekilen PKK gerillaları ile bir temas/çatışma yaşanmaması için son derece dikkatli davrandı. Aylardır bir can kaybının yaşanmaması, Ak Parti ve BDP’li politikacıların çözüm sürecine uygun tavır takınmaları toplumda kalıcı bir barış adına umut ve heyecanla takip edilmekte. Hür Bakış internet gazetesi olarak, içinde bulunduğumuz Çözüm sürecini, Akil insanlar projesini, PKK’yi, anadil hakkını ve yapılması düşünülen yeni anayasayı konuklarımıza sorduk. ‘’Çözüm sürecindeki Türkiye ve kader birliği’’ yazı dizimizin barışa, çözüm sürecine katkı sunması dileğiyle…
 
 Seher Akçınar - Sosyolog (Mazlumder Diyarbakır)
 
 
Çözüm sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Süreci ebetteki geç kalınmış bir aşama olarak değerlendirmekle birlikte oldukça önemsiyorum. Nitekim süreç başladığı andan itibaren bir tek asker ve PKK’linin ölmemesi oldukça önemli bir durumdur. Ancak sürece ilişkin insanların zihninde soru işareti bırakan bir takım hususlarda yok değil. Her şeyden evvel bu süreç dünya konjonktüründen bağımsız bir şekilde gelişmedi. Kürt hareketinin yıllardır verdiği mücadele ve dünya konjonktürünün AKP hükümetine dayattığı koşullar neticesinde başladı. Gerekçelerin ne önemi var diye sorabilirsiniz belki ama gerekçeniz sizin yol haritanızı belirleyen pusulanızdır. Dolayısıyla “Büyük Türkiye hayali uğruna Kürtlere de haklarını verelim, büyük Türkiye önündeki tek ayak bağı Kürtlerdir” gerekçesidir Bülent Arınç’a “Cehennemin dibine gitsinler” dedirten… Empati kurdurtamayan. Kürtlerin, efendilerin istedikleri zaman lütfettikleri “onursuz bir barış” için değil “onurlu bir barış” için mücadele verdiğini içselleştiremeyen… Ve gelinen aşamada şu anda müzakerelerin bittiği ve adımların atıldığı günleri yaşamaktayız. PKK’liler grup halinde sınır dışına çıkıyorlar. Ancak bununla birlikte Kürt meselesinin çözümüne ilişkin henüz somut bir adım atıldığını görmüş değiliz. Örneğin anayasal düzenlemelere ilişkin herhangi bir gelişme söz konusu değil, anadilde eğitim, KCK tutuklularının durumu, seçim barajının düşürülmesi, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkının değerlendirilmesi, Roboski’nin faillerinin ortaya çıkarılması gibi daha birçok alana ilişkin hiçbir değerlendirme yok. Hükümetin söylemi çerçevesinde bu gelişmelerin ancak PKK militanlarının tümünün sınırdaşına çıkmasının ardından gerçekleşebileceği vurgusu yapılmaktadır. Dolayısıyla bu süreç bekleme sürecidir diyebiliriz. “PKK’nin sınırdaşına çıkmasını bekleme süreci.” Buradan hareketle Kürt halkının kadınıyla, çocuğuyla, genciyle, yaşlısıyla içerisinde hak ve özgürlükleri de barındıran kimlik ve statü mücadelesine dair taleplerinin devlet tarafından şarta bağlandığını görmekteyiz. Bu durum evrensel haklar perspektifinden bakınca oldukça problemli bir yaklaşımdır. Hak ve özgürlüklerde insan haysiyet ve onuru tüm siyasal hesaplar ve pazarlıkların daha üstündedir. Kürtlerin verdiği kimlik mücadelesinin kendisi bir haysiyet mücadelesi olduğundan hiçbir siyasal çekişmeye kurban edilmemelidir. Bu nedenle barışın yolu Roboski’den, Pozantı’dan geçer. Roboski’nin, Pozantı’nın hesabının verilmediği bir barış asla onurlu bir barış olamaz.
 
Akil insanlar projesi’nin çözüm sürecine etkisi nedir sizce?
 
Akil insanlar heyetini kuruluş biçimi itibari ile oldukça yanlış buluyorum. Normal koşullarda bu tarzda gözlemci gruplar Birleşmiş Milletler gibi bağımsız yapılarca oluşturulur. Bu süreçte kurulan heyet ise bizzat devlet tarafından ve ağırlıklı olarak siyasal iktidara yakın olan isimlerin içerisinde yer aldığı listelerle oluşturuldu. Heyetin bu oluşum biçimi mevcut haliyle, sürece halkı ikna etme ve onlara hükümetin gözüyle bakabilmeyi sağlama çabası halini aldı. Zira sekretaryasındaki isimlere kadar Başbakan tarafından belirlenmiş bir heyetten söz ediyoruz. Bu durumda heyet “gözlemci” statüsünden çok “ikna edici” bir misyona sahip olmuştur. Kürtler zaten barışı ne için istediklerinin ve bunun yolunun nerelerden geçtiğinin farkında ve bilincindedirler. Dolayısıyla ortaya Kürtleri ikna edecek bir durum olmadığından Türklere verilecek bir mesaj söz konusudur. Bu durumda süreçteki rolü hükümet ile halk arasında köprü vazifesi görmek olan bir heyetle karşı karşıyayız. Ve bu heyet esasında Türkleri sürece ikna etme çalışmaları yürüten bir heyettir.
 
PKK silahları ebediyen nasıl gömebilir, bunla ilgili PKK ve devlete düşen sorumluluklar nelerdir?
 
PKKnin silahları nasıl gömeceğini ya da hangi koşullar altında bunu yapabileceğini biz değil PKKnin kendisi bilir. Ancak Murat Karayılan’nın çekilme sürecine ilişkin verdiği beyanlardan hareketle Kürt meselesine ilişkin anayasal güvenceler verilmeden, siyasal tutukluların durumuna ilişkin pozitif gelişmeler olmadan ve en nihayetinde PKK lideri Abdullah Öcalan serbest bırakılmadan PKK silahları bırakmayacaktır. Yine Murat Karayılan’ın açıklamalarından hareketle sınır dışına çekilme süreci silahları bırakma değil bekleme sürecidir. Öne sürülen şartlar sağlanırsa PKK’nin Türkiye sınırlarında tamamen silahları bırakacağı vurgusu vardır. Gelinen noktada artık PKK silahla mücadelenin değil sivil zeminde siyasetin olması gerektiğinin farkındadır ve bu da oldukça pozitif bir durumdur. Devlete düşen sorumluluğa gelince bir kere PKK Kürt meselesinde “neden” değil “sonuç” olduğundan Kürt meselesine ilişkin mağduriyet oluşturan “neden”lerin ortadan kaldırılması halinde PKK’nin silahlı mücadelesi de son bulacaktır.
 
Kürtlerin anadilde eğitim talebi hakkında ne düşünüyorsunuz?
 
Anadilde eğitim bir halk için tartışılmaz bir şekilde en önemli haklardan biridir. Halkın kendi anadilinde eğitim alması, dilini sadece eğitim kurumlarında değil yaşamın her alanında özgürce kullanabilmesinden daha doğal ve daha haklı hiçbir gerekçe olamaz. Ayrıca bir halka kendi anadilinin seçmeli ders olarak sunulması kadar da o halka yapılabilecek daha büyük bir hakaret olamaz. Öte yandan tek başına anadilde eğitim, mevcut eğitim sistemindeki tekçi anlayıştan da sıyrılınmadığı sürece yeterli olamaz. Aksi halde oluşturulan tekçi anlayışın Türkçe değil de Kürtçe verilmesinin ötesine geçilemez. Bununla birlikte okullarda her sabah Kürt çocuklarına ve farklı etnik gruplara okutulan öğrenci andının kendiside bu anlayışın ürünüdür. Yine bu tekçi anlayış terk edilmezse öğrenci andının Türkçe değil de Kürtçe okutulması gibi bir şey olur. Dolayısıyla eğitim sisteminin bizatihi kendisinin kökten bir zihinsel değişim ve dönüşüme ihtiyacı vardır.
 
Kalıcı bir barış ve huzur ortamı için nasıl bir anayasa yapılmalı? 
 
Demokrasi çerçevesinde ama çoğunluk demokrasisi değil tek bir ferdin bile hakkının korunduğu, azınlığın çoğunluğa kurban edilmediği bir demokrasi anlayışı ile; tüm etnik ve dini grupları tanıyan onların hak ve özgürlüklerini güvence altına alan, her etnik ve dini yapıya aynı mesafede duran, insan haysiyet ve onurunu devletlerin üstünde tutan, üstünlerin değil hukukun üstünlüğünün hakim olduğu bir anayasa. Kutsal devlet anlayışından azade vatandaşların refahı için kullanılan bir aygıt olmanın ötesine geçmeyen bir devlet anlayışının hakim olduğu bir anayasa. Türklük vurgusundan, tekçi ve faşizan anlayıştan arındırılmış, vatandaşı tanımlamayan, eskiyi restore eden değil yepyeni toplumsal sözleşme…
 

 

Yazı Dizisi 1.Gün: İsmail Beşikçi

Yazı Dizisi 1.Gün: Ömer Faruk Gergerlioğlu

Yazı Dizisi 2.Gün: Vahap Coşkun

Yazı Dizisi 2.Gün: İlkay Akkaya

Yazı Dizisi 3.Gün: Hasan Kaya 

Yazı Dizisi 3.Gün: Erol Göka 

Yazı Dizisi 4.Gün: Meral Danış Beştaş

Yazı Dizisi 4.Gün: Şener Aktürk

Yazı Dizisi 5.Gün: Fazıl Hüsnü Erdem 

Yazı Dizisi 5.Gün: Zeynep Tanbay 

Yazı Dizisi 6.Gün: Seher Akçınar

Yazı Dizisi 6.Gün: Maya Arakon