18 Ocak 2018, Perşembe

Üst Menu

Şengalli çocuk ve çikolata

Şengalli çocuk ve çikolata

Binlerce kilometrelik yoldan gelmişlerdi. Küçücük bedenleri büyük insanların bile tahammülünden aciz kaldıkları büyük ızdırap ve çileleri birkaç günde yaşamıştı. Gözlerindeki tedirginlik, yaşadıkları dehşetin izlerini sürekli canlı tutar gibi yüreklerin en derinine işliyordu. Her birisinin anlatacağı yüzlerce acı hatıranın özeti, yüzlerine tamamen yansımış gibiydi.

 

Şengal’den ta Batman’a uzanan o acı dolu, yürek burkan yolculuktan sonra geride bırakılanlar, yüz yıllar sonra da dinleyenlerin kalbinde derin yaralar açacak bir dramın ve trajedinin çocuk kalbi üzerinde yarattığı tahribatın izlerini ve etkisini, bu acıları yaşayanlar dışında hiç kimse tam anlamayacaktı.

 

Belediyenin ve hayırsever vatandaşların dayanışması ile eskiden sporcular için kullanılan bir bina, şimdilik onlara tahsis edilmişti. Binanın bodrum katı ise çocukların eğitimi için kısa süre içerisinde eğitim-öğretime hazır hale getirilmişti. “Okul” iki sınıftan oluşuyordu. Birinci sınıfa yaşları 7 ile 10 arası çocuklar, diğer sınıfa ise 10-15 yaş arası çocuklar yerleştirilmişti.

 

Yaşadıkları onca acıları bir nebze de olsa hafifletmek için uğraşan öğretmenler,  resmi okul formatı dışında bir metotla bu çocuklara yaklaşıyorlardı. Herkes her şeyin farkındaydı, fakat yaşanan dram ile ilgili kimse tek kelime konuşmuyordu. Yaraları tekrar tekrar deşmenin anlamı yoktu. Şimdi eğitim öğretime odaklanmanın zamanıydı. 

 

Sınıfa giren her öğrencinin “sibha te bixêr mamoste” deyişi, Kürtçe öğretmenin içinde tarifi imkânsız bir mutluluğa neden oluyordu. Öğretmenle öğrencileri arasında kısa sürede son derece sıcak ve samimi bir diyalog kurulmuştu. Öğrenciler Kürtçe ders gününün gelişini iple çekiyorlardı. Bu nedenle öğretmen okula her gelişinde beraberinde çikolata getirmeyi alışkanlık haline getirmişti.

 

Derse başlamadan önce her zamanki gibi çikolata dağıtma görevini bir öğrenciye veren öğretmen kalem almak için dışarı çıkmıştı.  Birkaç dakika sonra döndüğünde herkesin çikolatasını alıp almadığını sordu. O sırada iki öğrenci birden önündeki kız öğrenciyi işaret ederek onun almadığını söylediler.

 

Öğretmen bir an şaşırmıştı. Zira getirdiği çikolataların sınıftaki öğrenci sayısından fazla olduğunu çok iyi biliyordu. O şaşkınlık içerisinde bir an, en ön sıranın üstüne bırakılan çikolata kutusuna yönelmişti. Evet, tahmininde yanılmamıştı. Ve kutuda hala birkaç çikolatanın öylece durduğunu görmüştü.

 

Şaşkınlığı daha da artan öğretmen bu kez gayr-i ihtiyari bir şekilde çikolatayı almayan öğrenciye yönelip merakla neden çikolata almadığını sordu. Sınıftaki herkes bir an nefesini tutmuş ve arkadaşlarının vereceği cevabı bekliyorlardı.

 

Mahcup bir eda ile ayağa kalkan öğrencinin verdiği cevap karşısında öğretmen adeta şok olmuştu. 7 yıllık öğretmendi, böyle bir durumla ilk defa karşılaşıyordu.

 

Evet, kız aslında çikolatayı almıştı. Ama kendine değil. O gün yan sınıfa giden küçük kardeşinin öğretmeni gelmemişti. Ve Kız da kardeşini beraberinde kendi sınıfına getirmişti. Kendi payını kardeşine vererek fazladan bir çikolata almayı ahlaki bulmamıştı. Çikolatalar fazla gelmişse bile sadece bu sınıfa gelmişti. O da sadece bir tane almalıydı. Bunu o kadar doğal bir ahlaki refleksle ortaya koymuştu ki eğer arkadaşları söylemese öğretmenin bundan haberi bile olmayacaktı.

 

Öğretmen, daha o yaşta bu kadar yüksek ahlaki değerlerler kazanmış bu topluma reva görülen bunca acı ve kıyımı hatırladıkça kahr oluyordu. İçinde gittikçe fırtınaya dönüşen bir duygu yoğunluğu yaşıyordu. Kelimeler boğazına dizilmişti. Ders anlatmak için birkaç defa teşebbüs etmesine rağmen bir türlü yapamadı. Bir an lavaboya gidip hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Ağlamak ona iyi gelmişti.

 

Kendini iyice toparlayıp tekrar sınıfa döndüğünde öğrencilerin sessizce önündeki defterlere yazı yazmakla meşgul olduklarını gördü.

 

Günler geçtikçe öğretmen farkında olmadan bu çocuklardan çok şey öğrendiğini fark etmişti.

 

Evet, elbiseleri yırtık pırtık idi. Birçoğunun ayağında ayakkabı bile yoktu. Sefaletin ve yoksulluğun bütün izleri üzerlerinde fazlası ile mevcuttu. Fakat kalpleri pırıl pırıldı. Çok yüksek insani değerler daha şimdiden beyinlerine ve gönüllerine nakşedilmişti. Bu hali onlara reva görenlerin yüzlerindeki ve kalplerindeki vahşet ve dehşet ise insanı insanlığından utandıracak boyutu çoktan aşmıştı.

 

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları

21.Haziran.2015 Pazar
08.Şubat.2015 Pazar
31.Ocak.2015 Cumartesi
19.Ekim.2014 Pazar
30.Ağustos.2014 Cumartesi
07.Temmuz.2014 Pazartesi
14.Haziran.2014 Cumartesi
10.Haziran.2014 Salı