20 Temmuz 2018, Cuma

Üst Menu

Şiddet ve siyaset (Kürdler)

Şiddet ve siyaset (Kürdler)

Siyaset iradelerin duruşmasıdır. Siyasette hitap ve hürmet vardır. Sadece konuşabilenler siyasete dahil olabilir. Şehir, konuşmanın kurumsallaşıp mekanlaşması olduğundan aynı zamanda siyasetin meydanıdır. Siyasette karşılaşmanın başlangıcı irade, sonu ise kaderdir. Siyasette rüzgar çok haşin eser. Siyasete duhul ancak baş sahibi olmakla mümkündür.Yüzü ve ismi olanların dahil olduğu bu karşılaşma bir mesuliyet üstlenme olarak siyaset, kader kalemine iradeleri uç edenbir tarih yazısıdır. Medeniyet içindeki savaşa siyaset, vahşete çıkmış siyasete de savaş denir. Terör, vahşi olanın siyasetidir.

İSTİBDAD NEDIR?

İstibdad bir iradenin keyfinin başka iradeler üzerine kanun haline gelmesi ve hüküm olarak yağmasıdır. İstibdadın malzemesi cebirdir. İstibdadın muhataplarında yolaçtığı tahribat önemli olmakla birlikte, istibdadın en önemli sorunu “feedback” alamamasıdır. Yani istibdad ne yaptığını bilmediği için nihayetinde kendi kendini tahribe gider. Zulüm sürdürülebilir bir pratik değildir.

KORKU VE SAYGI

Demokrasi, adil bir korku rejimidir. Demokraside herbir fert diğer fertler için bir tehlikedir. Despotizmde ise korku bir şahsın veya grubun lehine temerküz etmiştir. Demokrasi ile korku arasında ne tür bir ilişki olabilir ki diye sorabiliriz. Bu demokrasinin insan ile ilgili olmasıdır. Çünkü insan korkunç bir varlıktır. Kainatta varlığı terör korkusu ile özdeş olan varlıktır insan. Esaretten çıkan her insan tehlikelidir. Kontrolden çıkan her evlat endişe vericidir. Bir evlada hakiki pederlik ancak iradesini dikkate almak ve kendisini muhatap almak ile mümkündür.

KÜRDLERIN UYANIŞI VE KAOS

Entelektüel namus dün başörtülü olmayı gerektiriyordu, bugün Kürd olmayı.

Yakın tarihte Türkiye'de İslami kimliğin yaşadığı hareketliliğin bir benzerini bugün Kürd kimliği yaşıyor. Dün dindarlığı hafife alıp, “irtica” sığlığında ele alanlar nasıl gerçeğe gözlerini kapadılarsa, bugün Kürd kimliğini asayiş meselesi sayıp “Kürtçülük, bölücülük” mesabesinde ele alanlar da gerçeği ve geleceği ıskalayanlardır. Halbuki fıtrata, gerçeklere muhalefet edilmez.

Kürdlerin, hem Türkiye’nin hem de Ortadoğu’nun yükselen gücü olduğu açıktır. Müslüman devletlerin “biz abi olarak size bakarız” telkinleriyle avuttuğu ve politik sabavette tutageldiği Kürdlerin kendi kendilerinden sorumlu hale gelmesi kaçınılmazdır. Bu hem Türkiye hem de hususi manada Kürdistan’da demokrasinin yerleşmesi için şarttır. Geçtiğimiz yıllardaKobani’deki krizde ortaya çıktığı üzere, bir insani acımanın nesnesi olarak sahip çıkılan Kürdlere bir politik irade yani bir özne anlamında sahip çıkılmamıştır. Kürdler kendi iradelerini siyasi bir duruşa dönüştürmedikçe eşit hale gelemezler.Zira teoride varolan eşitliğin pratikte kazanılması gerekiyor. Kürdler hukuk ve egemenlikleri için muhtaç ve çoğu kez dilenci konumunda tutulmaya devam edemezler. Alışageldikleri nesne olma halinden özne olmaya geçiş yaşanıyor. Bugün gördüğümüz şiddet ve kaosun önemli bir kısmı bununla ilgilidir.

Keşke bu süreç barış içinde ve faziletli bir inşa ile yaşansaydı. Keşke demokrasiye ihtiyacın takdir edilmesi için bu kadar çok bedel ödenmek zorunda kalınmasaydı. Ancak Kürdistan’da bugün yaşanan iki tarafın biriktirdiği hataların bizi getirdiği bir iç savaş halidir. Acısı çekildikten sonra bazı nimetlerin kıymeti anlaşılacaktır.

 

Not: Mücahit Bilici'nin yazısı Yeni Yüzyıl Gazetesi'nden alınmıştır

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları