25 Kasım 2017, Cumartesi

Üst Menu

Silahlara Statüsüz Veda mı?

Silahlara Statüsüz Veda mı?

Şiddet bir sorunun çözülmesinin en kötü yoludur.

 

Ancak insanoğlunun dağlardan büyük kibri ve faydasını başkasının zararında gören anlayışı tarihin her döneminde insanları çatışmaya mecbur etmiş ve tarifi imkansız acılara sebep olmuştur.

 

Şiddet, başlatanın mesul olduğu, kendini savunanın şiddetin dozunu dengede tutması ile haklılığını koruyabileceği bir saldırı ve savunma silahıdır.

 

Saldırana karşı direneni şiddeti bırakmaya ikna etmeye çalışmak yani nefsi müdafasını eleştirmek doğru olmadığı gibi, saldırana cevapta sınırsız şiddet kullanmak da doğru değildir.

 

30 yıllık şiddet, devletin Kürtleri çaresiz bırakmasının sonucunda meydana geldi.

 

Şiddet, aklı selimi ortadan kaldırınca da kendini savunmak için şiddeti metod olarak seçen Kürtler de zaman zaman dozu kaçırdı ve muhasebesini yapması gereken olaylara bulaştı.

 

Birkaç yıldır devam eden “süreç” ne olduğu belirsiz bir halde Kürtlere silah bıraktırma aşamasına geldi.

 

Ne bir uluslararası gözlemci var, ne de bu iş kırılma yaşarsa olaya müdahil olacak bir güç.

 

Şu bir gerçek ki Kürtler adına ya da PKK adına görüşmeleri yürüten PKK lideri Sayın Öcalan uzun yıllardır Türk devletinin bunaltıcı baskıları altında bir esaret hayatı yaşamaktadır.

 

Bu esaret hayatında Türk devleti milyon dolarlık yatırımlarla, istihbarat elemanlarıyla Türkiye içi ve dışı diplomatik ataklar ve manevralar yaparken Öcalan kendini felsefe kitaplarına adadı.

 

Bu felsefe kitaplarından çıkardığı sonuç Kürtlerin bir devlet kurmadan da mutlu olabilecekleri hatta dünyaya örnek olacak bir devletsizlik modeli ile yeni tarz bir yaşam öneriyor, devlet isteyenleri “ilkel milliyetçilikle” suçlayıp, zamanın ruhunu okuyamamakla itham ediyordu.

 

Bütün bu tartışmalar bir tarafa, kurulan masa bir barış masası olmaktan ziyade bir pazarlık masası oldu ve hiçbir zaman eşitlerin oturduğu bir masa olarak dizayn edilmedi.

 

Barış iki tarafın karşılıklı tavizleri ve ortada buluşmaları, en önemlisi de haksız ve zalimin, haksızlığını ve zulümlerini itiraf edip, tövbe etmesi ve haklıya hakkını vermesini gerektirir.

 

Devlet kah görüşmeleri kesti, kah olmayan fırtınaları bahane ederek görüşmeleri engelledi, kah sokakta Kürtleri cezalandırdı, kah Kürt grupları birbirine bırakmak için senaryolar yazdı ve ne olduysa PKK  çok israrcı olduğu “statü’den de vazgeçti.

 

Bu zamana mı bırakıldı ya da PKK’nin yeni Türkiyelileşme programı gereği “çöpe”mi atıldı göreceğiz.

 

Zamanın göstereceği şeylerden biri de Kürdistan’ın statüsüz yaşayamayacağı, PKK’li veya PKK’siz statü taleplerinin daha da güçlenerek devletin karşınsına çıkması olacaktır.

 

Bugün PKK dışındaki hemen her hareket Kürdistan’a statü talebi ile siyaset yapıyor.

 

PKK’ye masaya oturma şansı veren onlarca yıllık silahlı mücadelesi ve ödediği bedellerdi.

 

Şimdi PKK bu bedellerin karşılığında ne istediğini söyleyecek ve öyle görünüyorki AKP ile bir anlaşma imzalayacak.

 

Ancak AKP ile PKK arasındaki bu anlaşma Türk devleti ile Kürtler arasında bir anlaşma olmayı başaramayacak.

 

Silahlar susacak belki.

 

Belki de kısa bir sessizlikten sonra daha büyük şiddet olaylarına sebep olacak.

 

Kürdistan kimliksiz bir vesayeti kabul etmeycek kadar büyüdü ve olgunlaştı.

 

Ne zamanın ruhu, ne uluslarlarası dengeler, ne bölgesel güç oyunları ne de bluğ çağına ermiş Kürtler ve Kürt siyaseti bu vesayeti kabul etmeyecek.

 

PKK ile devlet detaylarını paylaşmakta çok cimri davrandıkları bu sürecin herkesi memnun etmeyeceğinin farkında. Bunun için nasıl önlemler aldılar bilmiyoruz.

 

Bu meselenin en asgari boyutu Türk devletinin ordusunu ve askerlerini Kürt il ve ilçe merkezlerinden dışarıya çıkarması, ve şehirlerin güvenliğinin kurulacak olan bir Kürt polis gücüne bırakılması olmalıydı.

 

Bu süreç Kürdistan’da PKK’nin silahlı varlığının neden olduğu tek parti zihniyetinin yerini çok partili bir hayata bırakması ve herkesin Kürdistan’ın geleceği üzerinde eşit oranda siyaset yapma şansı bulacağı bir siyasi zemin sunması açısından çok önemlidir.

 

Bunun için silah bırakan sadece PKK olmamalı.

 

Silahlarını gizleyen diğer örgütlerde bu sürece dahil edilmeli.

 

Statü ve meşru bir Kürt silahlı gücünün kabulü bu sürecin olmazsa olmazı olmalıydı.

 

Kürtlerin parti olarak değil, ama millet olarak onları temsil eden bir yapı vasıtasıyla silahının olması gerektiğine inanıyorum.

 

Bunun da yolu Kürdistan'a siyasi ve idari bir statü verilmesinden geçer.

 

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.