18 Ekim 2018, Perşembe

Üst Menu

Siyasal İslam’ın İflası

Siyasal İslam’ın İflası

Öncelikle Mısır'da dün gerçekleştirilen vahşeti kınadığımı belirtmek istiyorum.

 

Mısırda olup bitenleri ibretle izliyorum. Aylardır insanlar diken üstünde…

 

Meydanlarda ve sokaklarda kaos hakim. Hemen her gün ölüm ve yaralanma haberleri geliyor. Karşılıklı inatlaşma ve restleşme gariban Mısırlıya pahalıya patlıyor.

 

Var olan yoksulluk ve sefalet katlanarak artıyor. Olup bitenler bir iç savaşın habercisi gibi.

 

En son yapılan müdahale, Mısır’ın geleceğinde ciddi kaygı ve kırılmalara gebe bir manzara sunuyor.

 

Diktatoryal rejimlerin ve darbecilerin iktidar için ne yaptıklarını ve ne yapabileceklerini bütün dünya biliyor. Elbette vicdan sahibi herkes zalimleri lanetler.

 

Fakat ben başka bir şeyden bahsedeceğim. Biliyorum söyleyeceğim şeyler birçok kişiyi kızdıracak. Özellikle de siyasal İslamcıları. Fakat “hakkın hatırı âlidir”

 

Şimdi soruyorum. Mısırda olup bitenlerden İhvancıların hiç mi suçu yok?

 

Acaba akan bunca kandan ve maddi zarardan İhvancılar da sorumlu değil midir?

 

Müslümanların “iktidar” için bu kadar hırs göstermeleri doğru mudur?

 

Allah Müslümanlara illa da “iktidar olmak” gibi bir görev ve misyon yüklemiş midir? 

 

Bir ülkede eğer milyonlarca insan sokağa çıkıp bir iktidarı istemiyorsa hala o yönetim iş başında kalmak için hangi bahanelere sığınır?

 

Peki, İslam’a göre masum bir insanın suçsuz yere öldürülmesi pahasına bile olsa Müslümanlar iktidarda kalabilir mi?

 

Yani daha açık bir ifade ile masum insanların ölmesi pahasına da olsa hakiki bir mü’min iktidar talep edebilir mi?

 

İslam tarihinde iktidar mücadelesi için girişilen kanlı çarpışmalar ve sergilenen vahşi yöntemler herkesin malumudur. İktidar için kundaktaki bebekleri bile vahşice öldürmeyi meşru gördüren “iktidar hırs”ının, milletin başına neler getirebileceğinin en somut örneğidir.

 

Müslümanlar için en büyük tehlike din adına siyaset yapmaktır. Bu, en yalın haliyle dini siyasete alet etmektir.

 

Normal şartlarda halka sunabileceği katma bir değeri olmayanların oy avına çıktıklarında oltaların ucuna takabilecekleri tek sermayeleri din olur. Bu durum muhaliflerin dinden soğumalarına neden olur. Siyasal İslamcı “dine hizmet edeyim” derken aslında dine en büyük zararı vermiş olur.

 

Peki gerçekten dini kullanarak iktidar olanlar çok iyi dindarlar mıdır? Mesela bin dört yüz küsur yıllık İslam tarihinde kaç tane hakiki dindar yönetici sayabiliriz? “Saltanat-ı dünyeviye aldatıcıdır” diyen Bediüzzaman, İslâm tarihinde sadece ilk dört halifeyi, Ömer ibni Abdülaziz ve Mehdî-i Abbasî’yi “harikulâde bir zühd-ü kalp” taşıdıkları için istisna tutmuştur. Başka yok.

 

Çünkü Bediüzzaman’nın ifadesiyle “Gaflet verecek ve dünyaya boğduracak ve hakiki vazife-i insaniyeti ve Ahireti unutturacak olan en geniş daire ise SİYASET DAİRESİDİR”

 

 “siyasetçi, ekserce tam müttakî dindar olamaz. Tam ve hakiki dindar, müttaki olanlar, siyasetçi olmazlar. Yani, maksad-ı asli siyasetini yapanlarda din, ikinci derecede kalır, tebei hükmüne geçer”

 

 Ve der ki;“Kur’ân-ı Hakîmin hizmeti, beni şiddetli bir surette siyaset âleminden men etti”

 

Zaten” iktidar”, temelinde dünyevidir. Dünyevi olana talip olmak bir anlamda Ahireti ikinci plana atmaktır. Bu da hakiki bir dindarın yapabileceği bir şey değildir.

 

Aslına bakılırsa siyasal İslam’ın babası Muaviye bin ebi Süfyandır. İslam tarihinde ilk defa O, iktidara talip olmuş ve iktidarın kendi hanedanında karar kılması için de oğlu Yezit (la’netullah aleyhi) veliaht tayin etmiştir.

 

Son yüz yılda İslam dünyasının her yerinde dallanıp kök salan “siyasal İslam” hiçbir yere huzur getirmemiştir. Aksine ülkelerin halklarını kamplaştırıp kutuplaştırarak çatıştırmıştır.

 

Girdiği her ülkede fitneye sebep olmuştur. İslam’ın saf, berrak yüzü siyasal İslam’ın kara lekesiyle kirletilmiştir. Batıda ve gayr-i Müslim toplumlarda islamofobiya’nın oluşmasındaki en büyük pay siyasal-radikal İslamcılarındır.

 

Baba, oğula düşman, kardeş kardeşe hasım olmuştur. Kendi hizbinden olmayanları tekfir derecesinde tezyif eden bu zararlı akım maalesef İslam’a İslam dünyasına çok zarar vermiştir.

 

Daha çok muhakeme ve tecrübe kabiliyeti az olan gençler üzerinde etkili olan bu akımlar, çok trajedinin yaşanmasına sebep olmuştur.

 

En son Suriye ve “rojava” örneğinde olduğu gibi, “cihad” adı altında bu gençler kandırılıp yine Müslümanlarla savaştırılmıştır.

 

Acaba bir Müslüman siyasetle uğraşmamakla dinin kaçta kaçını ihmal etmiş olur?

 

Said Nursi’ye göre binde bir. Yani İslam’ın siyasete bakan hükümleri sadece binde birdir. Ve şöyle devam eder: “bir’in ihmaliyle şeriat ihmal olunmaz”

 

Acaba İslamcılar şeriatın dokuz yüz doksan dokuzunu yerine getirdiler de o bir’e mi takıldılar.

 

Ama sanırım onlara göre “bir”, dokuz yüz doksan dokuzdan daha önemli.

 

Allah feraset versin.

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları

21.Haziran.2015 Pazar
24.Mayıs.2015 Pazar
08.Şubat.2015 Pazar
31.Ocak.2015 Cumartesi
19.Ekim.2014 Pazar
30.Ağustos.2014 Cumartesi
07.Temmuz.2014 Pazartesi
14.Haziran.2014 Cumartesi