20 Haziran 2018, Çarşamba

Üst Menu

Sultan Abdülhamit ve Mustafa Kemal’in Said Nursi üzerinden kesişen benzerlikleri

Sultan Abdülhamit ve Mustafa Kemal’in Said Nursi üzerinden kesişen benzerlikleri

Türkiye’de Kendini “Türk” olarak tanımlayanların siyasi ve ideolojik kamplaşmada idolleştirdikleri iki tarihi kişilik vardır.

 

İslamcı- laik çelişkisi üzerine kurulu Türkiye siyasetinin tarihi köklerine indiğimizde bu ayrışmanın Sultan Abdülhamit döneminde belirginleşip Mustafa Kemal’le birlikte iyice keskinleştiğini görebiliriz.

 

Türkiye’deki siyasi tartışmalara konu olan muhafazakâr-liberal, geleneksel-modern, İslamcı-laik, sekülarist-dinci, batı-doğu gibi çelişkiler, çoğunlukla bu iki tarihi kişiliğin şahsında somutlaşır.

 

Tartışmadan bağımsız olarak işin özüne inildiğinde, her iki bloğun da “devlet”i ve “Türklüğü” kutsayan ve yücelten bir yaklaşım içinde olduğu rahatlıkla görülür. Ahmet Özer’in de isabetle belirttiği gibi “ Abdulhamid’in temsil ettiği gelenek panislamist-pantürkisttir. İttihatçı geleneği ve onun devamı niteliğindeki “Kemalist akım” ise pantürkist-panislamisttir. Fark sadece vurgudadır.

 

İslamcı ve laik Türklerin Kürtlere bakışı Mustafa Kemal ve Sultan Abdülhamit’in Said Nursi özelinde geliştirdikleri çarpıcı benzer tutumlarında gün yüzüne çıkar.

 

Türkler arasında bu iki “tarihi kişilik” etrafında mevzilenen ideolojik kamplaşma, güncelliğini hep korusa da, kürt meselesine yaklaşım noktasında kutuplaşma yerini tek kutupluğa bırakır. Zira bu iki geleneğin temsil ettiği siyasi iktidarlar incelendiğinde birinin diğerini aratmadığını rahatlıkla görmek mümkündür.

 

Sultan Abdülhamit ve Mustafa Kemalin Said Nursi’ye yaklaşım benzerliği, son derece şaşırtıcıdır. Bu üçlü ilişkinin etrafında cereyan eden olaylar ciddi bir akademik çalışmanın konusudur.   Çünkü birbirine zıt gibi görünen iki siyasi cereyanın bir konuda aynı refleksi göstermesi pek rastlanan bir durum değildir.

 

Şimdi konuyu somut örnekler üzerinden biraz detaylandıralım.

 

Sultan Abdulhamid’in rüşvet teklifi:

 

Said Nursî, 1907 yılının sonlarında İstanbul'a gelip ilk iş olarak Kürdistan’da kurulmasını istediği üç dilli ve çok programlı üniversite ile ilgili dilekçesini padişahın özel kalem dairesine sundu. Fakat hükümet bu teklif için hiçbir teşebbüste bulunmadı. Aksine Nursi’yi vazgeçirecek üç aşamalı bir sindirme metoduna baş burdu.

 

Birinci aşama, korkutma ve yıldırma: Said Nursi bu aşamada birkaç kez tutuklanıp zindana atıldı. “Gözaltındayken Zaptiye Nazırı Şefik Paşa kendisini ziyaret ederek, padişahın selâmıyla birlikte “ihsan-ı şahane"den 1000 kuruşu takdim etmişti. Şefik Paşa aynı zamanda eğitim hakkındaki teklifinin Bakanlar Kurulu'nun gündemine alındığını, kendisinin ise açılacak üniversiteye 30 lira maaşla rektör tayin edildiğini ve maaşının hemen başlayacağını da tebliğ etmişti. Bediüzzaman ise bunun bir “sus payı” olduğunu ifade ederek kendisine takdim edilen makamı ve ihsanı reddetmiş. Hayretler içerisinde oradan ayrılan Şefik Paşa'dan ve hükümetten herhangi bir haber çıkmamış, Bediüzzaman'ın tevkifhanede tutukluluğu devam etmişti.(risaleinurenstitusu.org)

 

İsnad edecekleri bir suç bulunmayınca ve bundan bir sonuç alamayınca da bu kez ikinci aşamaya geçildi.

 

İtibarsızlaştırma aşaması: tarihin en önemli dehalarından biri olan bu yüce insan bu kez  “toptaşı tımarhanesi”ne atıldı. Bir yıla yakın tımarhanede tutulan Nursi bu yöntemle de susturulamayınca üçüncü aşama olan rüşvet teklifine geçildi.

 

Şimdi bizzat sultan Abdülhamit tarafından dönemin zaptiye nazırı aracılığıyla teklif edilen rüşvet teklifini Nursi’den dinleyelim: Devr-i İstibdadda Tımarhaneden Sonra Tevkifhanede İken Zaptiye Nazırı Şefik Paşa ile Muhaveremdir

 

Zaptiye Nazırı: "Padişah sana selâm etmiş, bin kuruş da maaş bağlamış. Sonra da yirmi-otuz lira yapacak" dedi.
Cevaben: Ben maaş dilencisi değilim, bin lira da olsa kabul edemem. Kendim için gelmedim, milletim için geldim. Hem de bu bana vermek istediğiniz rüşvet ve hakk-ı sükûttur.
Nazır: İrade'yi reddediyorsun. İrade reddolunmaz… Neticesi vahimdir.
Cevaben: Neticesi deniz olsa geniş bir kabirdir. İdam olunsam bir milletin kalbinde yatacağım. Hem de İstanbul'a geldiğim vakit hayatımı rüşvet getirmişim, ne ederseniz ediniz… Ben maaşın kabulünde mazurum.
Nazır: Senin, Kürdistan'da neşr-i maarif olan maksadın Meclis-i Vükelâ'da derdest-i tezekkürdür.
Cevaben: Acaba maarifi tehir, maaşı tacil edersiniz, ne kaide iledir? Menfaat-ı şahsiyemi menfaat-ı umumiye-i millete tercih ediyorsunuz.
-Nazır hiddet etti.
Ben dedim: Ben hür yaşamışım. Hürriyet-i mutlakanın meydanı olan Kürdistan dağlarında büyümüşüm. Bana hiddet fayda vermez, nafile yorulmayınız. Beni nefyedin, Fizan olsun, Yemen olsun razıyım… hem de Kürdistan'da iken sizi iyi bilirdim. Bu ahval sizin sırlarınızı bana iyi öğretti. Bahusus, tımarhane bu metinleri bana iyi şerh etti. Hem de bu hallere teşekkür ederim. Zira sû-i zan makamında hüsn-ü zan eder idim.”(bkz: Eski Said Dönemi Eserleri, s.158-160)
 

Görüldüğü gibi sultanın üç aşamalı sindirme ve susturma politikası Kürdistan’ın bu “nevadr-i hilkati” karşısında iflas etmişti.
Said Nursi, Mustafa kemal ve bazı milletvekillerinin  ısrarları üzerine 9 Kasım 1922'de İngiliz işgali altında bulunan Istanbuldan yeni hükümetin merkezi olan Ankaraya gelir. BMM'de düzenlenen resmî “Hoş geldin” töreniyle karşılanır. Bir müddet Ankara’da kalan Nursi Mustafa kemal’le bir türlü yıldızı barışmaz ve aralarında defalarca tartışmalar yaşanır.

 

İşte ilk ağızdan deliller: “"Ankara da, divan–ı riyasetinde (Meclis Başkanlığı makamında) pek çok mebuslar varken Mustafa Kemal şiddetli bir hiddetle divan–ı riyasetine girip, bana karşı bağırarak: 'Seni buraya çağırdık ki, bize yüksek fikir beyan edesin. Sen geldin, namaza dair şeyler yazıp içimize ihtilâf verdin.' Ben de onun hiddetine karşı dedim: 'Îmandan sonra en yüksek namazdır. Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduttur."
"Hazır mebus dostlarım telâş ettikleri ve herhalde beni ezeceklerini tahmin ettikleri sırada, bana karşı bir nevi tarziye verip o mecliste hiddetini geri alması, adeta dehşetli bir kuvveti ve hakikati hissedip geri çekilmesi, ikinci gün hususi riyaset odasında (odasında başbaşa), Hücumat–ı Sitte'nin Birinci Desiseden… ta İkinci Desiseye kadar, bir saat tamamen ona söyledim.
"Bütün hissiyatını ve prensibini rencide ettiğim halde bana ilişmemesi, hatta taltifime çok çalışması…" (Emirdağ Lahikası, s. 214; Tarihçe-i Hayat, s. 498)

 

Mustafa Kemal tarafından yapılan teklifler: Yine o teklifleri bizzat Nursi’den dinleyelim: "Büyük memurlardan birkaç zat benden sordular ki: 'Mustafa Kemal sana üç yüz lira maaş verip, Kürdistan'a ve vilâyât–ı şarkiyeye, Şeyh Sinûsî yerine vâiz–i umumî yapmak teklifini neden kabul etmedin? (Emirdağ Lahikası, s. 214)

 

Değişik kaynaklarda, bu görüşme esnasında, Said Nursî'ye ayrıca Çankaya'da bir köşk, milletvekilliği ve kurulacak Diyanet Dairesinde mühim bir mevki tekliflerinin yapıldığı da kayd ediliyor.
Said Nursî ise, yapılan bütün bu parlak teklifleri elinin tersiyle itiyor; M. Kemal'in emri altında çalışmayacağını, ancak dünyalarına da karışmayacağını ifade ediyor (risaleinurenstitusu.org)
 

Evet yeni kurulan rejim ve kurucusu ile yıldızı bir türlü barışamayan Said Nursi aynen sultan Abdülhamit istibdadında olduğu gibi hatta fazla çileli bir hayat onu bekliyor. O bu gerçeği şu cümlelerle dile getiriyor: Evet, çok emarelerle bildik ki, bana hücum edenleri tahrik eden, Mustafa Kemal e itirazımdır ve ona dost olmadığımdır. Başka sebepler bahanedir” (Emirdağ lahikası, s.147)

 

Burada ilginç bir detay da şudur: Sultan Abdülhamit sırasıyla hapis, tımarhane, rüşvet, ve sürgün yöntemlerini denemiştir. Mustafa Kemal ise Abdulhamidin tersine önce rüşvetten başlayıp -tımarhane hariç- defalarca sürgün, hapis, tarassut, tecrit ve zehirleme yöntemlerini denemiştir.

 

Zaten Said Nursi yapılan rejim değişikliklerin sadece “isimden ve resimden” ibaret olduğunun farkında olarak Abdülhamit dönemine “zayıf istibdat” ittihat-terakki hükümeti dönemine “şiddetli istibdat”, Mustafa Kemal ve İsmet İnönü dönemine de “mutlak istibdat” ismini verir.

 

Bu nitelemelerden de anlaşıldığı gibi Said Nursi ve Kürtler açısından değişen sadece şahıslardır. Baki kalan ise hep “istibdat”tır.

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları

21.Haziran.2015 Pazar
24.Mayıs.2015 Pazar
08.Şubat.2015 Pazar
31.Ocak.2015 Cumartesi
19.Ekim.2014 Pazar
30.Ağustos.2014 Cumartesi
07.Temmuz.2014 Pazartesi
14.Haziran.2014 Cumartesi