20 Temmuz 2018, Cuma

Üst Menu

Tam Şeffaflık İstiyoruz!

Tam Şeffaflık İstiyoruz!
"Bakın hele, gizlemek için kalplerini nasıl kat kat örtülerle
örtüyorlar. Halbuki onlar örtülerine bürünürlürken, O, onların neyi
gizlediklerini ve neyi açığa vurduklarını bilir çünkü O bütün
kalplerin ta özünü bilir, kalplerde olan hakkında mutlak ve eksiksiz
bilgi sahibidir!" - Hud 5
 
 
 
*Bradley Manning, Edward Snowden ve Utku Kalı'nın özgürlüğü için açılıyoruz!
 
 
Nasibe karşı durulmuyor. Siteye yazmam için Reha Beyin (Ruhavioğlu)
çağrısına Fatma Hanım (Bostan Ünsal) elçi olduktan ve taman yazarım
dedikten sonra 6 aya yakın nasip olmadı başlamak. İlk "selam" için
bambaşka bir yazı tasarlamıştım, "Yeni Örgütlenme ve Eylem Biçimleri
Elzem 1" nasip oldu, hem rahatsızlıklar, hem anlatması uzun başka
meselelerden yine araya zaman girdi. Tabiiatıyla ikinci yazı üç bölüm
tasarlanmış "Yeni Örgütlenme ve Eylem Biçimleri Elzem  2" olacaktı ama
nasip bu yazıyaymış.
 
Bradley Manning, Edward Snowden ve Utku Kalı'nın özgürlüğü için açılıyoruz!
 
Devletlerin insanlardan sakladığı bilgileri kamuya açıkladıkları,
şeffaflığa katkı sundukları iddiasıyla, suçu açıklamayı suç sayan bir
zihniyetin hukukuyla yargılanan bu üç insanın özgür kalması, şeffaflık
talebiyle bir metafor kurup, şiddetsiz slogansız (ki form olarak
militaristtir) bir eylemle denize açılıyoruz.
 
"Özgürlüğe ve Şeffaflığa Açılım - Bradley Manning, Edward Snowden ve Utku
Kalı'ya özgürlük" eyleminin devamı olarak, tarihini yakında açıklayacağımız
"Resmi ve Sivil Kamusal Alanlarda Şeffaflık" panelini düzenleyecek ve panel
sonunda hazırlanacak ortak "Şeffaflık Bildirisi"ni kamuya ve dolayısıyla
muhatabı olan resmi ve sivil kurumların bilgisine sunacağız.
 
"Özgürlüğe ve Şeffaflığa Açılım - Bradley Manning, Edward Snowden ve Utku
Kalı'ya özgürlük" eylemi için sosyolog&küratör Ali Akay da bir sunum
hazırladı. "Özgürlüğe ve Şeffaflığa Açılım - Bradley Manning, Edward
Snowden ve Utku Kalı'nın özgürlük" eylemi katılımcı ve izleyicileri polis
ve jandarmanın kurşunlarına, jopuna, gazına ve tomasına hedef olmayacak ama
sahil güvenlik botları gelip su sıkar mı? Bunun olmayacağı garantisini
veremiyoruz.
 
27 Temmuz ayrıca, yeni Global Bradley Manning Anti-Militarist Eylemleri
Günü. "Özgürlüğe ve Şeffaflığa Açılım - Bradley Manning, Edward Snowden ve
Utku Kalı'ya özgürlük" eylemi de bu beynelmilel eylemliğin açılımı daha
geniş bir parçası olacak. Bu eylem ağının TC'deki ilkini, Manning'le
sınırlı olarak 1 Haziran'da İstanbul Amerikan Konsolosluğu önünde
gerçekleştirmiştik.
 
Modernist militarist politikalar, bilginin merkeziliğini öngörür. Bilginin
gizliliğini, kontrollü kamusallaşmasını... İnsanların pek çok
olayın/olgunun aslını öğrenmesini istemez. Özellikle de devletlerinin
suçlarını, katliamları, cinayetleri, işkenceleri, faili meçhulleri,
gözaltında kayıpları... İnsanlar, vergileri dolayısıyla hangi suçlara
iştirak ettikleri, neleri destekledikleri ya da engelledikleri bilgisinden
yoksundur.
 
26 Temmuz 2010'da Amerikan ordusunun 2004-2009 yılları  arasında 2. Irak ve
Afganistan Savaşı'nda tutmuş olduğu 92.000 belgeyi açıklayan Bradley
Manning, o sıra görev yaptığı Kuveyt'deki Camp Arfijan üssünde tutuklanmış
ve hakkında 52 yıl hapis cezası istemiyle Maryland'daki bir askeri üs
cezaevinde hücrede tutulmaktadır.
 
Bradley, mahkemeye çıkarılmadan 11 ay boyunca, Birleşmiş Milletler İşkence
Raportörü'nün "zalimce, insanlık-dışı ve aşağılayıcı" bulduğu ve baştan
aşağı soyulup yoklamaya çıplak çıkartılmak gibi uygulamaların da arasında
bulunduğu koşullarda yaşamak zorunda bırakıldı.
 
Bradley'in sızdırdığı bilgiler kamuoyunu Terör'e Karşı Savaş'ın gerçekleri
hakkında aydınlattı ve resmi ile ticari kurumlardaki yolsuzluk ve hileli
işleri açığa çıkardı. Ayrıca bu bilgiler Irak Savaşı'nın sonlandırılmasına
ve Tunus Devrimi, Occupy Hareketi gibi halk hareketlerinin oluşmasına
katkıda bulundu. Dünya üzerinde on binlerce sıradan insan Bradley'e destek
verdi ve hukuki savunmasının finanse edilmesine yardımcı oldu.
 
Bradley, 28 Şubat 2013'te mahkemede okuduğu bildiride, halkı ABD'nin gizli
tutulan savaş suçları ve hükümetinin dalavereleri hakkında bilgilendirmek
amacıyla Wikileaks'e bilgi sızdırdığını açıkça kabul etti, ama bunun "suç"
olduğunu reddetti kabullenmedi. 20 sene hapsine neden olabilecek "gizli
bilgileri kötüye kullanma" ve 10 daha düşük seviye suçlamayı kabul ederken,
savcının söylediği üzere takibi durumunda "düşmana yardım etmek" ve ilgili,
ömür boyu hapsine neden olabilecek ithamları reddetti. Bradley aynı zamanda
Wikileaks'den önce Washington Post ve New York Times gibi gazetelere
gittiğini ancak bu yayın kuruluşlarının bahsi geçen belgelere ilgi
göstermediğini de dile getirdi.
 
Eski NSA ve CIA sivil sitem mühendisi ve istihbarat analisti Edward
Snowden, telefon izleme metadası (öte veri), PRISM izleme programını
deşifre eden belgeleri baharda The Guardian'a verdi, gazete belgeleri
Haziran-Temnuz'da dizi olarak yayımladı. Medyada belgelerin yayımlanması
ulusal güvenlik, kitle gözetimi, bilginin gizliliği, kamunun bilgi edinme
hakkı, bireysel irade ve şeffaflık üzerine global bir tartışma başlattı.
 
Edward "Kamuyu, onların adına ve onlara karşı yapılanlar hakkında
bilgilendirdim. Bu onların hakkı," dedi. ABD Fedearal savcıları ise
Edward'ın tutuklanıp yargılanmasını istiyor, ulusal çıkarlara ve terörle
mücadeleye zarar veren bir fiil işlediğini, casusluk ve devlet malı
hırsızlığı yaptığını iddia ediyor. Peki devlet tek başına soyut bir hiç
değil mi? O mal(!)ın asıl sahibi o devleti somut olarak var eden
bireyler/halk değil mi?
 
Edward, Bradley gibi tutuklu değil, çünkü henüz yakalanmadı. Şimdilik bir
sivil ölüm sürecinin başında. Dört haftadır Moskova'daki Seremetyevo
Havalimanı transit yolcu bölümünde ikamet ediyor ve Rusya'dan geçici iltica
talebinde bulundu. Edward'ın avukatı ABD'ye teslim edilmesi durumunda idam
ve işkenceyle karşı karşıya olduğunu vurguluyor. Rusya Devlet Başkanı
Vladimir Putin, ABD'ye teslim etmeyi reddetti ama Rusya'da kalabilmesi için
de "ABD'nin izleme programına ilişkin gizli bilgileri sızdırmaması" şartını
öne sürdü, Edward bu belgeleri kamusal bilinirliğe zaten sundu ve bunu
savundu.
 
İzlanda parlamentosu milletvekili Birgitta Jonsdottir de savaş suçlarını
açığa çıkaran binlerce belgeyi kamuoyunun bilgisine sunan Bradley Manning'i
Nobel Barış Ödülü'ne aday gösteren bir kampanya başlattı ve kampanya
destekçilerine çağrısını, "öldürmeyi reddettiğiniz için teşekkürlerimizle,"
diye bitirdi.
 
Alman Bilim Adamları Birliği ve nükleer silahlara karşı çıkan avukatların
oluşturduğu IALANA adlı organizasyon ile Transparancy International örgütü
ise yaptıkları ortak açıklamada, çoğu zaman işveren veya devlete karşı kötü
durumları ortaya çıkaranlara verilen "Whistleblower Ödülü "nün bu senel
Edward Snowden'a verileceği bildirildi.
 
Özgürlüklere açılmanın üçüncü objesi Utku Kali'nin durumu biraz farklı ama
neticede o da gizlenen bilgiyi kamusallaştırdığı gerekçesiyle askeri
cezaevinde tutuklu olarak, Sivas'taki 5. Piyade Eğitim Tugay Komutanlığı
Askeri Savcılığı'nın hazırladığı iddianamede "devletin güvenliğine ilişkin
belgeleri temin, devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin
belgeleri açıklama" suçlarını zincirleme işlediği gerekçesiyle 25 seneye
kadar hapis cezası talebiyle askeri mahkemece yargılanıyor. Biraz farklı
dedik çünkü Bradley ve Edward'ın aksine Utku, Reyhanlı'da 54 insanın öldüğü
patlamaya dair Jandarma Genel Komutanlığı belgelerini Redhack aracılığıyla
kamusal bilinirliğe sızdırdığını reddiyor.
 
Utku, bilgi sızdırmış olsun ya da olmasın, sızdırdıysa bunu kabul etsin ya
da etmesin, iktidarların bilginin merkeziliği dayatması, kamuoyunun
bilinirliğinden, şeffaflığından korkusunun mağdurudur. Kalı 24 Mayıs'tan
beri Sivas'taki Temeltepe Kışlası askeri cezaevinde hapis, bu süreç içinde
fiziki ve psikolojik işkenceye maruz kaldı, defalarca çırılçıplak soyulup
arandı. Utku'nun bilgiyi Redhack aracılığıyla sızdırdığı ve kendisinin
Redhack'e yakınlığı iddiaları Utku'ya karşı bazı çevrelerde rezervler
oluşturuyor. Kendisini Marksist ve sosyalist olarak tanımlayan, özellikle
İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü sitelerini 'hack'lemesi ve
bazı belgeleri kamuya açıklamasıyla tanınan, anonimleştirici Guy Fawkes,
nam-ı diğer "V for Vendetta" maskelerinin TC'deki bilinirliğinde de ciddi
katkısı olan Redhack'in duruşundaki yer yer ulusalcı ve militarist tutum,
ideolojikliği bu rezerve neden oluyor, keza bu bilginin stratejik olarak
kasten yanlış hazırlanmış resmi bilgi olduğu iddiaları da var,  ama
unutmayalım biz mağdurun kimliği için değil mağduriyeti için mücadele
ediyoruz.
 
 
"Sen onların üzerinde bir musallat (zorlayıcı ve baskıcı) değilsin.é Gayişe 22
 
 
GEZİ KALKIŞMASI, ANTİ-MİLİTARİZM ve ŞEFFAFLIK
 
Nicelik olarak şimdi yoğun olan eklemlenmesi değilse de Gezi
Kalkışması'nınnüvesi, eskinin eşitlik temelinde büyük kimlik gruplarının
özneleşmesi duruşundan tümden farklı özgürlük temelinde bireyin özneleşmesi
duruşuyla TC için çok yeni. Bu yeni olma hali de genelinde mevcut
sosyoloji, siyaset bilim vb metotlarıyla açıklanamamasını, anlaşılmamasını
ya da yeni olanın makro-mikro iktidarların statükosu için tehlike
oluşturduğu için kasten anlaşılmak istenmemesi ya da farklı açıklanmasına
neden oluyor. İnsanların iradelerinin üzerinde, merkezi irade/iradelerin
tektipleştirici ve itaat ettirici tahakküm kurmasına hayır diyen nüvenin
kalkışmasının özünü oluşturan anti-militarizm de birbirine karşı görünen
her tür medyatarafından kasten es geçildi.
 
Eklemlenen meseleyi "Başbakan ve AKP Karşıtlığı"na odaklarken, nüve
başbakan ve AKP'nin sadece bir parçası olduğunu, tüm resmi özel tahakküm
mekanizmalarına, militarizme karşı olduğunda ısrar etti, muhalefetinin
merkezine bir partiyi ve siyasetçiyi alan partizanca eski tarz siyaseti
reddetti, ona adeta Natasuceratops Titusi muamelesi çekti. Ulus Baker'in
seneler önce yazdığı gibi, emeğin kutsanmasındaki militarist zihniyetin ve
emeğin biçim değiştirmesinin farkında, mevcut sistemin iktidarını,
dahilinde eriyip nesne(object)leşerek başka bir büyük kimlik grubunun
iktidarı adına yıkmaktansa, kapitalizmi kendi içinde evriltecek, kendi
iradesinin özne(subject)liğini gittikçe çoğaltacak yöntemler arıyor. Eski
iktidarın yerine gelecek yeni iktidara bir özlem duymuyor, yeni
sistemlerin, partilerin, başkanların, liderlerin iradeleri üzerinde
tahakkümünü yemiyor...
 
Hükümet bazındaki iktidar harici, kalkışmaya eklemlenemeye, ondan
nemalanmaya ve gittikçe onu dönüştürmeyi amaçlayan mikro iktidarların nüve
tarafından sürekli kusulmalarının altında da kendilerini, Batı'da çoktan
tartışılıp 60'lardan sonra bir söyleme indirgenmiş, eskimiş büyük toplumsal
önermeler, ideolojilerle tanımlıyor olması ve örgütlenme yapılarındaki
militarizm yatıyordu. Nüve, kalkışmayı eski tarz hiyerarşik örgütlemeye
çalışan, temsiliyetler geliştirmeye çalışan eklemlenmeyi Natasuceratops
Titusi gibi gördü/görüyor.
 
Örgütlülüğün sabitliğinin, partizanlaştırıcı militarist kemikleşmesinin
farkında, sabit örgütlenmeler yerine olgular çerçevesinde her olguda
yeniden ve katılımı sabit olmayan ve olguya dair meseleler çözüldükçe
kendini fesh eden dinamik örgütlenmeleri yöntemleştiriyor. Tetikleyicileri
ve yöntemleri farklı global kalkışmalar gibi Gezi Kalkışması da daha
ziyade, ilk fiile geçme denemesi birkaç sene önce İspanya'da denenen,
Stephen Heissel'in "Indignez-vous!"da teklif ettiği rejimin fütursuz
haksızlıklarına esef duyup, tektipleşmeden, şiddetten uzak, yaratıcı,
sanatsal yöntemlerle devamlılıklı isyan haline denk düşüyor ve bu haliyle
bu coğrafya için sahiden yeni.
 
Gezi, merkezi, hiyerarşik, nesneleştirici, türcü, makro siyasetler (devlet,
millet, parti vb) güden, bilgiyi duvarlaştıran/sabitleyen, ortaklaştırıcı
resmi ya da kendiyle menkul yüksek kültürler, ahlak, disiplin vb
oluşturulup bunu dayatan, determinist, bütünleştirici, cinsiyetçi,
homofobik, maddi, inancı kurumsallaştıran/ritüelize eden, aidiyetçi,
bürokratik, işbölümcü, endüstriyalist, genişlemeci, laik, temsiliyetçi,
gözetlemeci, tanımlayıcı ve yargılayıcı, pozitivist uzlaşmacı vb
moderniszmin militarist önermelerine, bu önermelerin kendi iradesi
üzerindeki tahakkümüne karşı bir devamlılıklı kalkışma, Gezi'nin nüvesi. Az
sayıda olsa da bazı tahlillerde nüve postmodernist ve siyasal olarak
Marksizm'e bir saldırı olarak tahlil edildi. Nüve modernizmin militarist
yöntemine karşı çıkışıyla ve bazı teklif ve yöntemleriyle postmodernizmle
örtüştürülebilir ama bazı çünkü nüve, Larrain'in tanımıyla "......
Postmodernist kavramların kendileri küresel kapitalist sistemin gerçek
çelişkilerini gizledikleri ve nesnel olarak insanların dikkatini bu
çelişkilerinden uzaklaştırıp, suret ve aşırı gerçek arıtılmış dünyasına
çektikleri için ideolojiktir. Onlar aynı zamanda tek taraflı olarak
çoğulculuğa ve farklılığa vurgu yaptıkları, değişik kültür ve ırkların ve
insanlığın ortak unsurlarını gizlemeye çalıştıkları için ideolojiktir.
İdeoloji kavramına açıktan saldırarak ama onu, eleştirel ideoloji kavramını
öneren kurumları (meta-anlatıları) eleştirirken, gizlice tek yanlı biçimde
kullanarak postmodernizm yalnızca kendisiyle çelişmekle kalmamış, aynı
zamanda statüko için uygun bir ideoloji haline gelmiştir ..."in de
farkında, postmodernizmin eleştirisiyle de halvet olmuş, yan yanalığı sabit
olmayan, tek tek özgür iradeler olarak yöntemlerini kendi inşa ederek, bir
üst önermede aidiyet bulmadan yürüyor.
 
Gezi bir savaş, yenmek ve yenilmek üzerine kurulu değil, insanların tek tek
olgular üzerinden yeni mücadele yöntemleri geliştirerek, kendi iradelerini
gittikçe daha fazla özgürleştirmesi. Süreç içinde tercihli vergi
sisteminden, parlementonun feshedilip, temsili demokrasinin terk edilip
artık teknolojik olarak mümkün olan doğrudan demokrasiye kadar talep edilen
olgular çeşitlenecektir. Bu taleplerin en önemlilerinden biri de
"şeffaflık". Olgunun bilgisinin merkezileştirilip, gizlenip ya da farklı
kodlanarak kısmi servis edilmesiyle, kendi iradelerin çiğnenmesine "hayır"
demek. Bu şeffaflık talebi sadece devletten değil, tüm kamusal aygıtlardan.
Mağdurlar adına çalışırken, bu çalışmanın bilgisini temsilen haklarını
talep ettikleri mağdurlardan bile eski zihniyetle gizleyen komisyonlar,
dernekler, vakıflar vb'den de. Senelerdir belli statükolarca ideolojik
aygıtlarca empoze edilmiş ahlak, edep vb ile menfileştirilmiş "muhbirliğin"
iade-i itibarı. Çünkü eskiyle eskinin yöntemleriyle, merkeziyetçi,
hiyerarşik, kapalı muhalefetlerin eski statükoya suni nefes aldırmak
olduğunun farkında nüve, o yüzden de mahremiyet harici tüm kamusal
alanlarda muhbirleşmenin şeffaflığı getireceğini biliyor. Tam şeffaflık
talep ediyor.
 
 
"...gizleyip örtbas edenler var ya, işte onlara muhakkak ki hem Allah
lânet eder, hem de bütün lânet etme konumunda olanlar lânet eder."
Bakara 159
 
 
TC'NİN MİLİTARİZASYON ve ŞEFFAFLIK KARNESİ
 
Kışla içinde ölen askerlerin, çatışmada ölenlerin çok fazla olduğu,
Sayıştay'ın ancak askeri kantinleri denetleyebildiği kadar şeffaflaşan
Türkiye, Uluslararası Şeffaflık Örgütü "Transparency International"ın
değerlendirmesinde 100 üzerinden 50 puan bile alamayan Türkiye,
sivillerdensakladığı tüm bilgileri kalem kalem NATO'ya veriyor.
 
2012 yılı Küresel Militarizasyon Endeksi'nde de Türkiye, geçen yıla göre
3basamak yükselip 24. sıraya çıkıp daha militarize bir ülke olma yolunda
ilerliyor.
 
2012 yılı Dünya Barış Endeksi'nde ise Türkiye 130. sırada, 2011'e göre 2
basamak daha aşağıya düşmüş durumda. Yani daha az barışsever olarak
değerlendiriliyor.
 
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları  Enstitüsü SIPRI'ye göre dünya
genelinde 1998'den bu yana ilk kez askeri harcamalarda nispi bir düşüş
yaşanırken, Türkiye, Rusya ve Çin harcamalarını artıran ülkeler oldu.
 
2012'de Türkiye, dünya askeri harcamalar listesinde 18.2 milyar $'la 15.
sırada, 9 milyar $'a ulaşan iç güvenlik harcamalarını da askeri harcamalara
eklediğimizde 2012 yılında 27 milyar dolarlık bir askeri ve iç güvenlik
bütçesi ortaya çıkıyor (örtülü ödenek hariç). Buna zorunlu askerlik
nedeniyle 16 ay boyunca üretimden koparılan insanların ekonomik değerlerini
-yaklaşık 12 milyar $- eklediğimizde rakam 39 milyar $'a çıkıyor.
 
Türkiye'nin askeri harcamalarının GSMH'ya oranı, İngiltere dışındaki tüm
Avrupa ülkelerinin üzerinde. Asgari ücretle çalışan her Türkiye vatandaşı
yıllık kazancının % 2,3'ünü silahlanma için veriyor. (Asgari ücret 774
lira, kişi başına silahlanmaya harcanan para 430 lira)
 
2013 bütçesinde ise, askeri ve iç güvenlik harcamaları, 2012 yılına göre
yüzde 16,2 artışla, 45 milyar 297 milyon lira olarak belirlendi.
 
Milli İstihbarat Teşkilatı'nın 2013 yılı  bütçesi yüzde 32,2 oranında
artırılarak 995 milyon 569 bin liraya yükseltildi.
 
Milli Savunma Bakanlığı 2013 bütçesi, bir önceki yıla göre 11,7 artışla 20
milyar 359 milyon TL'ye yükseltildi.
 
Emniyet Genel Müdürlüğü'ne 14 milyar 777 milyon, Jandarma Genel
Komutanlığı'na 5 milyar 843 milyon, Sahil Güvenlik Komutanlığı'na da 432
milyon liralık kaynak ayrıldı.
 
Telefon dinlemeleri üzerine gündeme gelen Türkiye İletişim Başkanlığı'nın
da bağlı olduğu Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'na 2013 yılı
bütçesinden tam 1 milyar 510 milyon lira ayrıldı.
 
Bunlar vergilerimizden, örtülü ödenek hariç  doğrudan askeri ve iç güvenlik
bazında militarizasyona harcanan paralar.
 
Tabii militarizasyon aktörleri asker ve polisten ibaret değil, eğitimden,
yargıya, sağlıktan çalışmaya militarizasyonla kuşatılmış durumdayız.
 
Türkiye, dünyanın en büyük silah şirketi Boeing'den 300 milyon $'a 6 adet
CH-47S tipi Chinook helikopter alımı anlaşması imzaladı. Hiç düşündünüz mü
300 milyon $'a kaç kadın sığınma evi, kaç okul, kaç hastane açılır, kaç
işçi istihdam edilecek üretim merkezleri açılabilir? Üstelik Türkiye CH-47S
tipi Chinook helikopterden toplam 14 adet almayı planlıyor. Yani bunun için
700 milyon $' ayırmış vergilerimizden.
 
Eskişehir'de simülasyon odasında yapılabileceği halde, bir güç gösterisi
olarak fiili yapılması tercih edilen, bir askeri uçağın tek kalkış
masrafıyla orta ölçekli bir kadın sığınma evi açılabiliyor. Bu uçaklar
haftanın beş günü deneme uçuşları yapıyor.
 
Bizim vergilerimizle, 100 dönümlük yeşil alanı  yok ederek, fallosentrik
heykelleriyle tanınan Mehmet Aksoy'a, Atatürk Havalimanı apronunun askeri
bölgesinde 6 milyon $'a dünyanın en büyük askeri anıtı imzalanıyor.
 
Balyoz belgeleri içinde ortaya çıkan, "İrticayla Mücadele Eylem Planı"ndaki
"pahalı projeler" bölümünde de "irtica ve terörle ilgili filmler ve orduyu
sempatik gösterecek filler çektirilmesi" vardı. Dava sürerken, Hava
Kuvvetleri vergilerimizden 6 milyon $'ını Anadolu Kartalları diye bir film
çektirip imaj temizlemeye çalışmaya ayırmıştı.
 
1000 kişi başına düşen asker sayısında dünya ortalaması 3, Avrupa
ortalaması 4.4 iken, Türkiye için bu rakam 9.5 asker.
 
Mukayese olarak 75 milyon nüfuslu Türkiye'nin ordusunda 800 bin kişi
istihdam ediliyor, buna karşılık 83 milyon nüfuslu Almanya'nın ordusunda
163 bin kişi. TSK'de halen general-amiral konumunda 347 kişi var.
Almanya'da ise 1955'ten bu yana bu konumda görev almış insan sayısı, toplam
43 (yazıyla kırk üç), halen görev başında olan ise 3 (üç) kişi. Bu üç
kişiyle hallolabildiğine göre biz vergilerimizle 344 amiral ve generali
boşuna en yüksek maaşlarla ve yine bizim cebimizden çıkan bir dolu
ekonomikve siyasi imtiyazla besliyoruz.
 
Ayrıca TSK'nin ve şirketlerinin, şirket ortaklıklarının 7 maddelik vergi
muafiyetleri ve diğer vergi indirimlerini de yine vergilerimizle biz
kapatıyoruz.
 
Bu kurumların bekasını korumak için çıkarılan kanunlar (TMK, PVSK gibi), bu
kanunlar nedeniyle ortaya çıkan mahkeme masrafları, hapishane masrafları ve
rehabilitasyon masrafları, ekip ve ekipman giderleri de yine bizim
vergilerimizle karşılanıyor.

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.