19 Ocak 2018, Cuma

Üst Menu

Türk Kürt İslamcıları Neden Ayrışmalıdır?

Türk Kürt İslamcıları Neden Ayrışmalıdır?

 

Türk Kürt İslamcılarının örgütsel ve zihinsel anlamda ayrışması gerektiğinin üzerinde bu kadar durmamızın sebebi ümmeti bölmek, bölücülük yapmak, Müslüman halkları zayıflatmak değildir. Meselenin bu kadar üzerinde durmamız, yaşanan önemli bir soruna gerçekçi çözüm bulmak için ayrışmanın zorunluluk arz etmesinden kaynaklanmaktadır. Çünkü bazen ayrılmak ya da ayrışmak insanca yaşamak için kaçınılmaz olmaktadır. Bunu çok basit bir örnekle açıklamak gerekirse, daha çok Kürtlerde bulunan geniş aile örneğini vermek gerekir. İki oğlunu evlendirip aynı çatı altında yaşatmaya çalışan ve torunları da olan bir ebeveynin ailesinde yaşanan ciddi anlaşmazlıkları çözmesinin yegâne yolu her iki evladını evden ayırıp ayrı evlere yerleştirmektir. Bu ayrılık her iki evladın da daha rahat yaşamasını getireceği gibi kesinlikle düşman olmalarını engelleyecektir. 
 
Tabi böyle bir ayrışmanın önüne geçmek bu günden itibaren tamamen Türklere kalmış durumda. Türk’ten kastımız tamamen Türk siyasal aklıdır. Ayrıca bu ayrışma/ayrılma meselesinin bu kadar üzerinde durmamızın nedeni ümmeti bölmek, bölücülük yapmak, Müslümanlar arasına nifak sokmak değildir. Bilakis İslam ümmetini oluşturan halklara onurlu ve şerefli bir halk daha eklemektir. Bu ayrışma sonrasında belki Türk siyasi gücü zayıflayacaktır. Buna karşılık Kürtler daha onurlu ve insanca bir yaşam sahibi olabileceklerdir. 
 
Yazının ana temasına geçmeden önce belki bir hususu daha belirtmekte fayda bulunmaktadır. Ayrışmaya şiddetle karşı çıkan Müslümanların bunun olmaması için gerçekçi çözüm önerilerini açıklamaları ve Kürtleri buna ikna etmeleri gerekecektir. Eğer bunu yapamıyorlarsa o zaman Kürtlerin bu taleplerine destek olmaları gerekecektir. 
 
İslamcılığın çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğunu ayakta tutmak için ortaya atılmış bir ideoloji olduğu konusunda esasında pek bir ihtilaf bulunmamaktadır. İslamcıların bile hemen hemen tamamı bu konuda müttefik sayılır. Hal böyle olunca İslamcılığın devleti koruma ve kollama refleksiyle hareket etmesi işin doğası gereğidir. Tabi burada İslam’ın özünün böyle olmadığını burada belirtmeye dahi gerek yoktur. Ayrıca İslamcılık olgusunun gerekli olup olmadığı hususu da ayrı bir tartışma konusudur. 
 
Daha önce İstanbul İslamcılığı üzerine birkaç yazı kaleme almıştık. Bir yazımızda da “Kürt Müslümanlar ile Türk İslamcılar arasında bir ayrışma yaşanmalıdır” şeklinde bir önermede bulunmuştuk. Bu yazımızda da bu önermemizin gerekçeleri üzerinde durmaya çalışacağız. Konuyu belli başlıklar altında ele almakta fayda bulunmaktadır. 
 
Tabi maddeler halinde bunun gerekçelerini sıralamadan önce yaşanması gereken bu ayrışmadan kastımızın, örgütsel ve düşünsel bir ayrışma olduğunu belirtmekte fayda bulunmaktadır. Bunu fiili olarak gerçekleştiren belli sayıda İslami tandanslı yapılanmanın bulunduğu da bilinmektedir. Azadi inisiyatifi ve Öze Dönüş Platformu gibi. 
 
1. Türk İslamcılığı çok büyük oranda Kemalistleşmiştir. Bilineceği üzere Osmanlı zamanında Kürtçe yasak değildi. Medreselerde Kürtçe eğitim yapılırdı. Kürt ağaların belli bir özerklikleri dahi bulunmaktaydı. Cumhuriyetle birlikte bilinen devrimler gerçekleştirilerek öncelikle Kürtçe yasaklandı. En önemlisi de Kürtler inkâr edildi ve tarihin en korkunç asimilasyonlarından biri (belki de en büyüğü) başlatıldı. PKK’nin 80 darbesi sonrası ortaya çıkıp bir takım talepleri dillendirmesi, Kürtleri tekrar gündeme getirmiştir.  Bütün bunlar yaşanırken İslamcılar PKK’nin sol tandansını gerekçe göstererek hem PKK’ye karşı durdular hem de asimilasyon ve inkâra sessiz kaldılar. İslamcıların küçük bir kısmı böyle davranırken ana gövde ise açık açık bir PKK düşmanlığı yürüttü. Dahası bu PKK düşmanlığını kamuflaj olarak kullanarak özünde bir Kürt düşmanlığı yürüttüler. Ancak Kürt halkı bugünkü birçok kazanımın/hakkın çatışmalı geçen 30 yıldan sonra verildiğini çok iyi biliyor.Az da olsa bir takım ilerlemelerin olması olumdur. Keşke çatışma süreci yaşanmadan bu haklar verilebilseydi. İşin tuhaf olan yönü de şudur ki; halen de Türk-Kürt İslamcılarının hemen hemen tamamı Kürt hakları için mücadele eden bir yapıya değil o hakları gasp eden devlete Kürtlerin bel bağlamasını tavsiye etmekte ve önermektedir. Ezilmekte olan bir halkın en örgütlü ve en güçlü hareketini (hatta şimdilik tek hareketini) saf dışı bırakarak çözüm aramak gibi bir önermede bulunulmaktadır. 
 
Kemalizmin PKK’ye ve dolayısıyla Kürdistan sorununa karşı geliştirdiği tutum İslamcılar tarafından ciddi anlamda sorgulanmamıştır. PKK örneğini vermemiz bundan dolayıdır. Çünkü peygamberin bulunduğu bir toplumdan PKK gibi bir hareket çıkmazdı. PKK gibi bir hareketin bulunduğu bir toplumda ise peygamber bu yapılanmanın taleplerinin kahir ekseriyetini kabul ederdi. 
 
İstanbul İslamcılığına neden Kemalist yakıştırması yapılmaktadır? Çünkü Osmanlı zamanında olan, Cumhuriyetle birlikte kaldırılan kısmi özerkliği bile önermeyerek Kemalizmin bu yeni tekçi uygulamasını ezici çoğunluk özümsemiş bulunmaktadırlar. Çünkü İslamcılık dediğimiz şey zaten özünde Türk devletinin bekasını amaçlamaktadır. Son zamanlarda geliştirilen ve çözüm olarak önümüze sürülen sözüm ona “çözümler” ise Doğu-Batı Buluşması ve Anadolu Platformu türünden saçmalıklardır. Kürdistan kavramı şimdilik öcü gibi kaçınılan kavramların başında gelmektedir. Osmanlının bile tanıdığı özerkliği TC nin inkar ederek üniter yapıya dönmesi ve İslamcıların bu üniter yapıyı adeta olduğu gibi benimsemesi nedeniyle İstanbul İslamcılığı çok büyük oranda Kemalist bir siyasi harekete dönüşmüş bulunmaktadır. 
 
Bu bağlamda İstanbul İslamcılığı mevcut yapısıyla asla Kürtlerin birlikte hareket etmesine ve Kürdistan’a müsaade etmeyecektir. Bu arada bu tür bir İslamcılığın önereceği en ileri düzey ise her alanda eşitlik şeklindeki safsatadan başkası olmayacaktır. Kaldı ki gelinen nokta itibariyle her alanda eşitlik ise mümkün olmayıp muhaldir. (Güneşin batıdan doğması, suyun ıslatmaması ve ateşin yakmaması muhal olup bunların tersi ise mümkündür.) 
 
Bu arada, “radikal” İslami yapılanmaların “Kürt Sorunu”na daha ılıman yaklaştığı, iktidardaki İslamcı AKP iktidarının da esasında iyi olduğu ancak ona rağmen ölçü olarak kabul edilmemesi buna karşılık nispeten radikal sayılan İslami hareketlere de haksızlık edilmemesi şeklinde bir görüş ileri sürülebilir. Ancak asıl ayrışılması gereken kesimlerin zaten bu kesimler olduğunu da burada belirtmek gerekir. 
 
2. Kardeşlik ve ümmet söylemleri samimi değildir. İslamcılar (İslamcılardan kastımız İstanbul İslamcılığı ve bunun etkisinde ve kuyruğunda olan Kürt İslamcılarıdır.) Kürtlere karşı taraflı ve çifte standartlı tutumlar sergilemektedir. İsrail’in Filistin’e saldırmasına karşı kıyameti koparan İslamcılar Kürdistan’ın dağlarındaki mağaralarına sığınmış Kürtlere karşı gerçekleştirilen saldırılara bırakın karşı gelmeyi bunu adeta desteklemektedirler. Suriye’deki Kürtlere karşı Türk devleti tarafından örgütlenerek gönderilen çetelere karşı sessiz kalınmaktadır. 
 
En özgürlükçü ve adil kabul edeceğiniz İslamcı kesim için ise şunu söyleyebiliriz. (Diğerlerinden zaten böyle bir tutum beklememekteyiz.) Yüzlerce ya da binlerce İslamcı kişi Kürdistan’ın dağlarında üç gün canlı kalkan olarak bulunsaydı sürmekte olan bu saldırıların durması ve belli bir anlaşmaya varılması imkân dâhilinde olabilirdi.  
 
Samimiyetsizliğin diğer çarpıcı bir göstergesi ise şu olmuştur: Sivil Cuma namazlarına karşı gerçekleştirilen gaz bombalı ve tazyikli sulu saldırılara karşı kimsenin gıkı bile çıkmamıştır.
 
Bunun örnekleri daha da arttırılabilir. Ancak biz burada bir kaçına değinerek sonuçta kardeşlik ve ümmet söylemlerinin hali hazırda samimiyetsiz söylemler olduğunu çıkarsamakla yetinelim.   
 
3. Tarihsel Abilik Rolü Devam Etmektedir. Hiç kimse R.T. Erdoğan’ın Müslüman olmadığını iddia edemez. Uygulamaya baktığımız zaman İslamcı olduğu da su götürmez bir şekilde ortadadır. Aynı şey Dış İşleri Bakanı Davutoğlu için de söylenebilir. Yürütülen politika ise Neo Osmanlıcı bir politikadır. Osmanlının, hilafeti de elinde bulundurmasıyla Sünni İslam dünyasında elde ettiği etkiyi tekrar yakalamaya çalışmaktadırlar. Bu da tarihsel abilik rolünün devam ettirilmeye çalışıldığını göstermektedir. Oysa Kürtlerin bir abiye değil gerçek anlamda bir kardeşe ya da komşuya ihtiyacı vardır. İslamcılar ise bu Neo Osmanlıcı politikadan memnun görünmektedir. Kaldı ki bu bölgesel güç olma isteği ise dinsel değil milliyetçi ve muhafazakâr dürtülerle sürmektedir. Gelinen nokta Neo Osmanlıcılıktan başka bir şey olmamıştır. Bunun yanında toplumsal bir sözleşme yapmak yerine yeni bir anayasadan söz edilmesi ve bunun da ağır aksak yürütülmesi de niyeti açıkça ortaya koymaktadır. En nihaye her alanda eşitliğin sağlanabileceğine dair her hangi bir emare görünmemektedir. 
 
4. Kürtlerin yaşadığı sorunun ismini koymaktan ısrarla kaçınılmaktadır. Sorunun ismi hala Kürdistan sorunu olarak değil Kürt Sorunu olarak konulmaktadır. Bilineceği üzere Kürt Sorunu kavramı tarihsel arka planı itibariyle “Şark meselesi” diye isimlendirilen ve “Eşkıyanın Tedibi”ni gerektiren bir soruna yapılan yakıştırmanın güncelleştirilmiş halidir. Ayrıca sorun çıkaran ve istikrarı ve birliği bozan etnik bir kesimi çağrıştırmaktadır. Oysa geldiğimiz nokta itibariyle belirli bir statü olmadan ve Kürdistan gerçekliği tanınmadan sorunun çözülemeyeceği artık açıkça ortaya çıkmış bulunmaktadır. En basit demokratik Özerklik talebine bile KCK operasyonlarıyla cevap verilmiş ve buna karşı İslamcılar gıkını bile çıkartmamıştır. Hatta tamamının bu durumdan memnun olduğunu bile söyleyebiliriz. Başta da belirttiğimiz gibi İslamcılar neredeyse “Bırakın o dinsiz PKK’yi gelin bizimle birlikte olun” diyebilecek kadar bilinçli ayak oyunlarına girişmektedirler. İstanbul islamcılığı Kürt haklarını savunanla değil o hakları gasp edenlerle birlikte hareket etmemizi önerecek kadar meseleden uzak yaşamaktadır. Bu yaklaşım ise çok kötü niyetli bir yaklaşımdır. Sırf bu yaklaşım dahi İslamcılardan kopmayı elzem ve kaçınılmaz hale getirmektedir. 
 
 
 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.