22 Kasım 2019, Cuma

Üst Menu

Türk Yargısı ve Kürtler

Türk Yargısı ve Kürtler

İnsanların ilk örgütlü yapıları devlet olarak söylense de böyle olmadığını biliyoruz artık. Devlet gerçekte bir kişi, kesim veya grubun diğer insanlar üzerinde egemenlik kurmasının kurumsal aracıdır. Devletlerin yıkılması, yeni devletlerin kurulmasından çok egemenliğin el veya biçim değiştirmesini söylemek daha doğrudur. Bir devletin, daha doğrusu bir egemenlik sisteminin kalıcı ve sürekliliği toplumsal çeşitlilik ve değişime uyum sağlama esnekliği göstermesine bağlıdır artık. İktidar olmak da bu devlet egemenliğini kullanmanın araçlarını elde etmektir.

 

İnsanlık site devletlerinden, imparatorluklara, despotik yönetimlerden burjuva demokrasisine kadar çok farklı yönetim biçimlerine sahip devletlerin egemenliği altında bugünlere geldi.  Devletin iyi bir kurum mu kötü bir kurum mu olduğu tartışmasına girmeksizin günümüzde en revaçta olan demokratik rejimlerin dayandığı iki önemli esastan söz etmek gerekir. Birincisi devletin bir denge üzerinde inşa edilmesidir. Bu prensip kuvvetler ayrılığı olarak devletin şekillenmesini sağlamaktadır.  Diğer önemli prensip ise denetimdir. Bu denetim hem her erkin kendi içinde ve hem de erklerin birbirlerini denetlemesi şeklinde gerçekleşecek. Devleti oluşturan kuvvetler ayrı olacak, ancak hiçbiri de denetimden bağışık olmayacak. Yasama yürütmeyi denetleyecek, yürütme ve yasamanın işlemleri yargının denetimine tabi olacak ve yargı da yasamanın çıkardığı düzenlemelere uygun hareket edecek.  Böylece tüm yurttaşlar kendini cari hukuk içerisinde güvende hissedecek. Bu idealize edilen kuvvetler ayrılığına dayalı devletin dayanması gereken esaslardır.

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu anlamada denge ve denetim prensiplerine uygun inşa edilmiş bir devlet midir? Buna verilecek cevap elbette hayır olacaktır. Kuruluşundan beri otoriter vesayetçi bir devlet olagelmiştir. Vesayet kurumları ve biçimi zamanla değişime uğrasa da bu baskın niteliğini yitirmemiştir. Devlet yekpare bir egemenlik sistemi ile yürümüştür. Biçimsel bir kuvvetler ayrılığı oluşturulmuş olsa da baştan kurulan egemenlik sistemi değişmemiştir. Egemenlik sistemini sürdürmekte yargı çok önemli araçsal bir işlev görmüştür. Sistem askeri ve sivil bürokratik otoriter bir sistem olarak kurulduğundan yasama fonksiyonu tamamen biçimsel kalmıştır. Buna rağmen parlamento çoğunluğunu elinde bulunduranın sistemin dayattığı ajanda dışında bir ajandayı hayata geçirebileceği endişesiyle zaman zaman açık müdahalelerle sisteme yeni ayarlar çekilmiştir. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat gibi müdahaleler, rayından çıktığı düşünülen sistemin kurgulanan şekilde yeniden dizayn edilmesi amaçlıdır.

 

Ancak son dönemde yargı içerisinde belirli bir kesime yakın olduğu, merkezi bir yerden yönlendirildikleri iddia edilen, iddiadan öte öyle olduğu kabul edilen bir kesimin etkin olduğu, bu etkinliğini topluma karşı bir iktidar gücüne dönüştürdüğü görülmektedir. Bu kesimin yargının üst kurumu olan HSYK ile özel yetkili mahkemelerde daha etkin olduğu anlaşılmaktadır. Bugüne kadar bu duruma sessiz kalan, sessiz kalmakla yetinmeyip bu kesimin yargı içerisinde güçlenmesine destek veren iktidar partisi 7 Şubat 2012 tarihinde MİT Müsteşarı hakkında çıkarılan yakalama kararı üzerine bir yasal düzenlemeyle CMK’nın 250 ve devamı maddelerine göre özel görevli ve yetkili olan mahkemelerin yerine TMK 10 madde kapsamında yeni mahkemeler kurulmasını kararlaştırdı. 2012 yılında yapılan bu değişiklik yargı içerisinde by pass amaçlı olarak yapıldığından yargıdaki bu yapılanmayı bozmayacağı kısa sürede anlaşılınca 17 Aralık 2013 tarihli yolsuzluk operasyonu üzerine bu kez özel yetkili/görevli mahkemelerin tamamen kaldırılması gündeme geldi.

 

Yargıda yapılan bu değişiklikler çok yönlü olarak tartışılmakta ve değerlendirilmektedir. Ancak bu tartışmalar yargı içerisindeki cemaatçı yapının tüm kötülüklerin kaynağı olduğu üzerinden yürütülmektedir. Hiç kuşkusuz son yıllarda yargıdaki bu cemaatçı yapının bir çok siyasal operasyona damga vurduğu bilinmektedir. Tartışmalar güncel durum üzerinden yapılmakta ve yargının bu tutumunun tarihi bir geçmişinin olmadığı gibi bir temel üzerinden yürütülmektedir. Tartışacağım husus bunların dışında. Yeni düzenlemeyle özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasıyla hayatımızda bir değişiklik olup olmayacağı meselesidir.  Bu değişiklik ile yargının işleyişi özellikle Kürt Meselesi, rejime muhalif kesimler ve bilumum sistemin ötekileri açısından ne getirecek? Gerçekten özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasıyla daha mı güvende olacağız? Ne yazık ki bunu söylemek zor. Mahkeme tabelalarını değiştirmekle zihniyeti dönüştürmek olanaksızdır. Bunun birkaç nedeni var: Öncelikle yargının ve yargı mensuplarının sahip oldukları zihniyet hayatımızda bir değişim olmayacağının en önemli etkeni. Diğer önemli bir neden düşünce ve ifade özgürlüğü ile örgütlenme hakkını sınırlayan mevzuat hükümlerinde bir değişikliğe gidilmemiş olması.

 

Yapılan değişiklik tıkanan sistemi yeniden kurarak işler hale getirmeye dönük bir girişim olarak da değerlendirilemez. Çünkü sistemin işleyişinde ve yargının sistem içindeki işlevsel rolünde bir değişiklik olmayacaktır. Son birkaç ayda yaşananlar güven sıralamasında yargının alt sıralara inmesine yol açtı. Uzun süre güven sıralamasında yargının üst sıralara çıkacağına ilişkin bir umut da yok.

 

Kürtler açısından durum daha da vahim. Öncelikle Kürtler, “Türk Yargısının” egemenlik sistemi açısından önemi ve rolü üzerinde bugüne kadar yeterince kafa yormamışlardır. “Türk yargısı” gerçekte Kürtlere karşı bir mücadele aracıdır ve son derece de etkindir. Kürtler, 1925’teki İstiklal Mahkemelerinden 2000’li yıllardaki Özel Yetkili/Görevli Mahkemelere kadar, isimleri ve “yargılama” biçimleri değişse de işlevsel özleri değişmeyen bu mekanizmaya karşı net ve açık bir tutum sergileyememişlerdir. Bağımsızlıkçı anlayışla yola çıktıklarında bile Türk egemenlik sisteminin Kürtlerle ilk muhatap olan bu mekanizmasını ret edememişlerdir. Belirli bazı davalarda kopuş esas alınmakla birlikte yargının Türk egemenlik sistemi içerisindeki yeri sorgulanmışsa da sürekli ve sistematik bir kopuşu tercih etmemişlerdir.

 

Bugüne kadar yürüttükleri zorlu mücadelede Türk egemenlik sistemini hedef almakla birlikte bu egemenlik sisteminin araçlarının başında gelen yargı konusundaki Kürtlerin bu tutumunun uzun bir inceleme ve araştırmaya konu olması gerekir. Türk yargı sistemi, Kürtleri kendi egemenlik sistemlerine karşı mücadele ettikleri bilinciyle bugüne kadar hareket etmiş ve onları düşman olarak değerlendirmiştir. Bu tür bir anlayış ve bakış açısı kendi içerisinde tutarlıdır. Çünkü yargı üstlendiği misyona uygun davranmış ve bu misyonun gereklerine uygun bir zihin dünyası oluşturmuştur. Asıl dikkat çekici ve tartışılması gereken Kürtlerin bakış ve değerlendirmelerindeki eksikliktir. Bunun en önemli nedeni Kürtlerin Türk egemenlik sisteminden zihinsel kopuşu tamamen sağlamamış olmalarıdır.

 

Türk yargısının Kürtlerle ilgili sergilediği bu denli rahat tavırda Kürtlerin bu sistemi yeterince sorgulamayışının büyük etkisi vardır. Son birkaç ayda yargı üzerinden hükümet ve cemaat arasında yaşanan gerilim ve tartışmalarda hükümetin yargıyı belli ölçüde denetimi altına aldığı söylense de bu durumun yargının Kürtlere bakışında bir değişime neden olmadığı kısa sürede görülmüştür. Tipik siyasal davalar olan KCK operasyonları ile tutuklanan Kürtlerin önemli bir kısmının tutukluluğunun sürdürülmesi yargı mensuplarında yaratılan zihinsel dünyanın kemikleştiğini de göstermiştir. Bir tek örnek bile bunu hepimizin görmesi açısından yeterlidir. Ergenekon davasında hakkında müebbet hapis gibi ağır mahkumiyet kararı verilen ve yaklaşık 2 yıl tutukluluğu bulunan eski genelkurmay başkanının önce Anayasa Mahkemesi ve sonrasında İstanbul Ağır Ceza mahkemesinin kararıyla tahliyesine karar verildiği halde 5 yıla yakın süredir tutuklu bulunan ve hakkında kamuoyunun gözü önünde yaptığı açık ve legal faaliyetler dışında delil sunulamayan Hatip Dicle gibi simgesel önemi de olan Kürt siyasetçilerinin tutukluluğunun ısrarla sürdürülmesi bu anlayışın sonucudur.

 

Hepimizin bize dayatılan bu egemenlik sistemini ve araçlarının yeniden sorgulayarak bir hafıza oluşturmaya ve sonrasında yeni bir tutum belirlemeye ihtiyacımız var.

 

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.