22 Kasım 2019, Cuma

Üst Menu

Vedat Aydın: Yokluğu ile Hepimizi Eksik Bırakan Kahraman

Vedat Aydın: Yokluğu ile Hepimizi Eksik Bırakan Kahraman

Her güne bir acı düşer bu topraklarda. Kimisi bize özeldir, kimisi tüm toplumu etkileyen. Bazı acılar birkaç kuşağı etkiler. 10 Temmuz Kürdistan toplumunun birkaç kuşağını etkileyen bir gündür. O gün Kürdistan bir kahramanını yolculamıştır. 24 yıl geçmiş aradan sevgili Vedat Aydın’ı yolculayışımızın üzerinden. Çoğu kişi sevgili Vedat Aydın’ı sadece HEP il başkanı olarak bilir ve öyle tanır. Oysa çok önemli politik bir mücadele geçmişi var Vedat Aydın’ın. Yakın mücadele arkadaşlarından Şefiq Öncü 2013 yılında Avesta tarafından yayınlanan 2 ciltlik bir kitap yazdı Vedat Aydın’a ilişkin. “Dozek Dewranek Lehengek Wedat Aydin”” adlı ilk ciltte yaşamı ve politik mücadelesi anlatılır. “Ji dev û pênûsa heval û dostên wî Wedat Aydin” adlı ikinci ciltte arkadaş ve dostları Vedat Aydın’ı anlatır.

 

Burada az anlatılan ve çoğu zaman eksik bilinen bir olayı ve olayın kahramanı Vedat Aydın’ın tutumunu anlatmak istiyorum. O da 1990 yılındaki İHD Genel Kurulundaki Kürtçe konuşması ve sonarsındaki “yargılaması”.

 

12 Eylül rejimi sadece bir anayasa kabul ettirmedi. Bu anayasa ile çizilen rejime yasal düzenlemeler de yaptı. Bunlardan biri de 2932 sayılı “Türkçeden Başka Dillerle Yapılacak Yayınlar Hakkında Kanun” adıyla çıkarılan kanundur.  Kanunda “ Türkiye’de Türkiye Cumhuriyeti’nin tanıdığı devletlerin birinci resmi dilleri dışındaki herhangi bir dilde düşüncelerin açıklanması, yayılması ve yayınlanması yasaktır”  düzenlemesi ile Kürtçe yasaklanıp aykırı davranış cezai yaptırıma bağlanmıştı.  28 Ekim 1990 tarihinde İnsan Hakları Derneği Genel Kurulu yapılacaktı. Genel Kurul öncesi Diyarbakır Şube yönetimi şube delegeleriyle bir toplantı yaparak genel kurulda alınacak tutum ve yapılacaklar konusunda görüş alışverişinde bulunmuştu. Bu toplantıda 2932 sayılı kanunu protesto etmek amacıyla delegelerden birinin Kürtçe konuşması kararlaştırıldı. Sıra konuşmayı kimin yapacağına gelmişti. Tereddütsüz herkes sevgili Vedat Aydın’a döndü. Hiç duraksamadan “arkadaşlar konuşmayı ben yaparım” dedi.

 

Kongreden bir gün önce Ankara’ya gitmiştik. Nevzat Helvacı Genel Başkan, Akın Birdal Genel sekreterlik görevini yürütüyordu ve tekrar aday olacaklardı. Buna karşı sol gruplar yeni aday çıkarma arayışlarındaydı. Aday konusunda bir uzlaşma sağlanmadı. Sabah DSİ salonunda yapılacak kongreye gittiğimizde aday tartışmaları sürüyordu. Bizler genel başkanlığa talip olmadığımızı, aday çıkarmaları halinde bunu değerlendireceğimizi söylemiştik. Kendi arasında bir aday konusunda uzlaşmaya varamayan sol gruplar sorumluluğu Kürtlere yükleme düşüncesiyle adaylarının Ahmet Zeki Okçuoğlu olduğunu ilettiler. Ahmet Zeki Okçuoğlu delegasyonumuzla yaptığı görüşme sonrası adaylığı kabul etmeyeceğini açıkladı. Bu tartışmalar sürerken genel kurul divanı seçilmiş; Halit çelenk divan başkanı olmuştu.

 

Konuşma sırası Vedat Aydın’a geldiğinde Kürtçe konuşma yapacağını sadece bizler biliyorduk. Kürsüye çıkıp salonu Kürtçe selamlayınca divan başkanı olan Halit Çelenk “Vedat bey Türkçe konuşun biz de anlayalım” diye uyarıda bulundu. Vedat Aydın “Birêz serokê dîvanê ez bi zimanê we dizanim. Lê zimanê min qedexekirîye. Ji bo wê ez ê bi zimanê xwe biaxivim. Li salonê gelek kesên bi Kurdî dizanên hene. Yek ji wan dikare axaftina min wegerîne.” Diye açıklama yapınca Ahmet Zeki Okçuoğlu kürsüye çıkarak “arkadaşımızın konuşmasını size Türkçeye çevireceğim” dedi. Buna rağmen Halit Çelenk kongreye ara verdiğini açıkladı ve kendisiyle birlikte divan üyelerinden ikisi de salondan çıktılar. Halit Çelenk “Kongreye ara veriyoruz” deyince Vedat Aydın “Ez ji tanq û topên we natirsim îca ez ê ji du gotinên we bitirsim” diyerek Kürtçe konuşmasını sürdürdü. Divan üyesi Hediye Felekoğlu divanı terk etmedi.  Bu sırada bir kısım kongre delegeleri Kürtçe konuşmayı protesto ederek salonu terk ettiler. Salonda kalanlar ise çoğunluğu ayakta ve alkışlarla konuşmayı dinlediler. Konuşma Ahmet Zeki Okçuoğlu tarafından tercüme ediliyordu. Konuşma bittikten sonra divanda kalan tek divan üyesi Hediye Felekoğlu “İnsan Hakları Derneği genel kurulunda bir insanın anadili ile konuşması nedeniyle divanı terk etmeyi onursuzluk sayarım” şeklinde bir açıklama yaptı.

 

Halit Çelenk’in ara verdiğini açıklayıp salonu terk etmesinden sonra salona çok sayıda polis girdi. Kongrenin gündemi değişmiş ve her söz alan Kürtçe konuşma üzerine görüşlerini dile getirmeye başlamıştı. Halit Çelenk açıklama yapmak zorunda kalıyordu ve en önemli gerekçesi bu konuşma nedeniyle İHD’nin kapatılabileceğini söylemesiydi. Kongre salonuna sonradan gelen o dönemdeki HEP Diyarbakır il başkanı olan Mustafa Özer, “Anadilimiz olan Kürtçeyi konuşacağız, bedeli ne ise ödemeye hazırız” şeklinde salondan yüksek sesle tepkisini gösterdi. Aynı gün Vedat Aydın, Ahmet Zeki Okçuoğlu ve Mustafa Özer gözaltına alındılar. Mustafa Özer serbest bırakıldı. Vedat Aydın ve Ahmet Zeki Okçuoğlu tutuklandılar. Suçlama nedeni o dönem yürürlükte bulunan TCK’nın 142/3 maddesindeki “bölücülük propagandası” yapmaktı. Böylece Devlet Güvenlik Mahkemesinde haklarında dava açılacaktı.

 

Konuşma ve dava kamuoyunda büyük bir yankı uyandırmıştı. Duruşmadan bir gün önce Ankara’ya gitmiştik davaya girmek için. Ulucanlar Cezaevinde Vedat Aydın ve Ahmet Zeki Okçuoğlu’nu ziyarete gittik. Çok sayıda avukat vardı. Vedat Aydın sakal bırakmıştı. Benimle birlikte sevgili Osman Aydın ağabeyimiz vardı. Bizi görünce “Osman ağabeyim gelmiş başka avukat istemem” diye espri yapmıştı. Sonra bana dönerek “Emin, sen hemşerimsin. Bana doğruyu söylersin. Yarın Türkçe savunma yaparsam beni tahliye ederler mi?” şeklinde şaka mı ciddi mi olduğunu ilk etapta anlayamadığım bir soru sormuştu. Ben de “Vedat ağabey, bir tür özür gibi Türkçe konuşacak isen benim işim var bu akşam Diyarbakır’a döneyim.” Şeklinde cevaplayınca kolunu boynuma sararak “Dur hemen parlama” diyerek kendisine yapılan teklifi aktardı: “Tutuklandıktan sonra Halit Çelenk ziyaretime gelerek avukatlığımı yapmak istediğini iletti. Ben kabul etmeyeceğimi kendisine açıkladım. Sonra ziyaretime ÇHD genel başkanı Veli Devecioğlu geldi. Bana ‘Vedat Bey, mahkeme iyi niyetli, Türkçe konuşursanız sizi tahliye edecekler’ teklifinde bulundu. Kendisine ne yaptığımı biliyorum. Bu bedeli göze alarak konuştum. 12 Eylülün en azgın döneminde Diyarbakır 5 nolu cezaevinde 4 yıl kaldım. Cezaevinden korkum yok. Anadilimle savunma yapacağım dedim.” Şeklinde olayı özetlemişti. Elbette ben sözlerini sadeleştirdim. Yoksa sevgili Vedat ağabeyi tanıyanlar onu renkli üslubunu da bilirler. Anlatımında o renkli üslubunun tüm özellikleri vardı.

 

1990 yılı Aralık ayı sonu Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi duruşma salonuna girdik. 100 civarında avukat bulunuyordu. Duruşma başladı ve kimlik tespitine geçildi. İlk Vedat Aydın’ın kimlik tespiti yapılacaktı. Mahkeme başkanını sorusuna Vedat ağabey Kürtçe cevap verince Mahkeme başkanı “bu sırada sanık anlaşılmayan bir dille cevap verdi” şeklinde tutanağa geçirdi. Mahkemeden tercüman atanmasını talep ettik. Mahkeme talebi reddetti. Mahkeme başkanı “Vedat bey, siz savcıya Türkçe ifade vermişsiniz. Türkçe biliyorsunuz savunmanızı Türkçe yapın” diye açıklama yapınca Vedat Aydın “Birêz Serokê dadgehê, ez zimanê we dizanim. Min zaningeh xwendiye. Lê dawa me daweka polîtîk e. Ji ber wê ez ê bi Kurdî parastina xwe bikim” diye karşılık verince mahkeme başkanı “sanık bilinmeyen bir dil ile konuştu, ancak dava ve politik kelimeleri Türkçe olduğu için anlaşıldı” diye tutanağa geçirince Vedat Aydın (sanırım gayri ihtiyari olarak) “dava ve politik kelimeleri Türkçe değil” diye Türkçe konuşunca mahkeme başkanı adeta yerinden fırlayarak “ bu sırada sanık dava ve politik kelimeleri Türkçe değil diyerek Türkçe konuştu” diye tutanağa geçirdi. Vedat ağabey  bu Türkçe cümleyi ağzından kaçırınca gülümseyerek dudağını ısırmıştı. Bunu gören mahkeme başkanı “bu beyan zapta geçirilirken sanığın dudağını ısırarak gülümsediği görüldü” şeklinde tutanağa geçirdi. Vedat Aydın mahkeme başkanına “Ez bi Kurdî keniya me” diye karşılık verince salon gülme krizine girdi. Vedat Aydın’ın Kürtçe konuşma ısrarı karşısından Mahkeme başkanı Ahmet Zeki Okçuoğlu’nun savunmasını almak istedi. Ahmet Ağabey “Bu dava anadilimiz olan Kürtçenin yasaklanmış olması nedeniyle açılan bir davadır. Arkadaşımızın savunması anadilimiz olan Kürtçe olarak tespit edilmediği sürece savunma vermeyi reddediyorum” şeklinde bir açıklama yaptı. Bu kez Mustafa Özer’e döndü. Mustafa ağabey de aynı şekilde açıklama yapınca duruşma kilitlendi. Yeniden tercüman tayin edilerek duruşmanın bu şekilde sürdürülmesi talep edildi. Ancak mahkeme taleplerimize kulak tıkamıştı.  Bu sırada o dönemdeki Diyarbakır Baro başkanı olan Av. Fethi Gümüş “Sizin tutumunuzu protesto ediyoruz ve duruşmayı terk ediyoruz” diye açıklama yapınca hepimiz duruşma salonunu terk ettik. Mahkeme verdiği aradan sonra Tahliye kararı verdi. 1991 Nisan ayında TCK’nın 142. Maddesi kaldırılınca dava düştü.

 

Bu olay, Kemalizm’in sol soslu olarak bize sunulmasının en çarpıcı ve öğretici örneğidir.

 

Sevgili Vedat Ağabeyi en son 5 Temmuz 1991 günü görmüştüm. 1 Temmuz tarihinde Bismil’de yapılan bir protesto gösterisinden dolayı 31 kişi tutuklanmıştı. Cezaevine ziyarete gitmiştim. Dönüşte bir avukat arkadaşımın bürosuna uğramış sonra Bismil’e gidecektim. Vedat Aydın saat 18 sularında yanında birkaç arkadaşı ile gelmişti. Yarım saat kadar oturduktan sonra Bismil’e gideceğimi söyleyerek izin istedim. Bana dönerek “Aracın var mı?” diye sordu. Var deyince “yol arkadaşın var mı?” diye sordu. Yol arkadaşım da var deyince “Emin, yolda kimseyi aracına alma, ortalık tekin değil dikkatli olmak gerek” diye tembihte bulundu. Bu ayrılmamızdan yaklaşık 5 saat sonra evinden alınıp katledilecekti. Kendisi ciddi tehdit altında iken bile arkadaşlarını ve dostlarını düşünecek kadar duyarlıydı. Biz sensiz eksiğiz Vedat Ağabey… Nur içinde yat…

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.