17 Ekim 2018, Çarşamba

Üst Menu

Yeni Örgütlenme ve Eylem Biçimleri Elzem (1)

Yeni Örgütlenme ve Eylem Biçimleri Elzem (1)

GEZİ, MAGGİNG ve PARTİLER, STK'LAR VB'NİN İFLASI
 
1 Haziran, saat 14.15’te, dünyadaki türevleriyle eş zamanlı olarak İstanbul Amerikan Konsolosluğu önünde, nicelik olarak "cüce" bir Bradley Menning'e Destek Anti-Militarist eylem yaptık.
 
Eyleme, nicelik olarak 7–8 katımız polis eşliğinde Ayşegül Şora, Elem Çiçek, Gülsüm Coşkun, Seçkin Yasar ve ben katıldık. 40 kişiye yakın katılacağını bildiren olmuştu, ben Gezi Parkı tahakkümüne direnç menşeli eylemlilikten, izdüşümü fark eden bir kaç yüz kişi de, yarım saat bu eyleme gelip döner diye düşünmüştüm ama yanılmışım. Belki bazıları, bir gece önce televizyonlarda seyrettikleri ağır polis şiddetine maruz kaldılar, belki bazıları izdüşümü fark edemedi ya da hiyerarşi yapıp yarım saatlik mekân değişimini kıymetsiz gördü. Söyleyeceklerim sadece hipotez...
 
Biz dört kişi, Gül'ün (Oğuz) üç ayrı tip hazırladığı Bradley Manning destek tişörtlerinden giydik, Seçkin giymemeyi tercih etti. 10 dakika boyunca, Amerikan Konsolosluğuna bakıp, gözlerimizde hepimizin kendine göre geliştirdiği tepkiyle kesif bir sessizlikle durduk. Bu arada İngiltere'den aradılar, tele konferans olarak dünyadaki tüm eylemlerde hoparlörden yayınlanan İstanbul Eylemi için Ayşegül Şora konuştu, bizim hoparlör sistemimiz olmadığı için biz diğer ülkelerdeki eylem paylaşım konuşmalarını yayınlayamadık. Karşıdan Amerikan Konsolosluğu'ndan bizi kaydettiler. Basından hiç kimse yoktu, Bradley Manning'e destek platformundan İstanbul Eylemi görseli istedikleri için, Seçkin'in verdiği kadraj ve zaviyelerle Gülsüm ve Elem'in telefonlarıyla iki polis bize fotoğrafçılık yaptı.
 
Daha gelir gelmez, polisler bizi endişe uyandıran bir kibarlıkla karşılayıp, polisin en ufak bir şiddeti ya da engellemesi olmayacağı, buraya gelişlerinin her ihtimale karşı bizim güvenliğimizi sağlamak olduğunu söyleyince benim paranoyam biraz arttı. Tuhaf biçimde bizim gibi onlar da, gelecekleri bekledi. Tüm dünyada, TC saatiyle tam 14.00’te başlarken, biz 15 dakika Türkiye insanı payı koyduk ama gelen giden olmadı.
 
Ben, üstten bir emirle polislerin bu abartılı kibarlığı gösterdiklerini düşündüm, ne de olsa birkaç gündür hukuka ve insan haklarına aykırı, yarattıkları vahşet, medyanın tüm hafifletmelerine rağmen bariz teşhir olmuştu. Beynelmilel duyulurluğu ihtimali de olan bir halkadan daha imtina ediyorlar gibi geldi. Çünkü geldiğimde, biri "yabancı basın da gelecekmiş" demiş, ben de "bilmiyorum" demiştim. Eylem bitiminde 5-6'sıyla biraz sohbet ettik, son polis şiddeti üzerine karşı olduklarını, polislere yeterince eğitim verilmediğinden falan söz ettiler. Ne kadar sahiciydiler, değildiler, bilemem. Bu arada eyleme başlarken çok fazla boşta tişörtümüz kaldığı için, ben "aranızda eyleme katılmak isteyen varsa tişört verebilirim" dedim, üçü görevde oldukları için katılamayacaklarını, kalben desteklediklerini söylediler....

 

Ama dönüşte, Beşiktaş’ta TC polisinin malum yüzünü yakından hatırlamak mecburiyetim doğdu. Tam yüzüme patlayan gazla geçici kör oldum ve kaçan kalabalığın içinde sürüklenmeye başladım, ciğerlerin sökülecek gibi öksürerek. Ya çok perişan, ya çok ihtiyar görünüyor olmalıydım ki, yardım tekliflerini duyuyor ama seslerin sahiplerini göremiyordum. Bir ara kaçanların dışına  savruldum ki, sürüklenmem durdu. Biri “aç avucunu” dedi, dağıldığımdan itaat ezberine karşı rezistansım düşmüş olmalı ki açtım. Avucuma sudan kıvamlıca bir şey döküldü, ses “gözünü yıka” dedi. Bu kez, polis mi, daha fena bir şeye mi maruz kalıyorum diye biraz mütereddit kaldım ama yine de yıkadım, tanımadığım körlüğün çaresizliğiyle. Gözlerim biraz açıldı, sütmüş, elinde küçük su şişesine doldurduğu sütle, benim durumumdakilere yardım etmeye çalışan gencecik bir oğlan… Toparlanamadan yine kalabalığın içinde sürüklenmeye başladım ve gözlerim yine kapandı. Tekrar hareket eden kalabalığın dışına düştüğümde, az buçuk görmeye başlamıştım ki, Balmumcu’ya giden yolun kenarına gelmişim. Bir kadın çekip arabasına alıp beni kurtardı; söylediğine göre maruz kaldığım biber değil, portakal gazıymış. Hâlâ gözlerim, ciğerlerim ve sindirim/boşaltım sistemim biraz problemli.    
 
Bu coğrafya tarihinde, bir can pahasına değmez bence ama,  son dönemin en önemli hesaplanmamış dinamiği, çok farklı kesimlerin tek tipleşmeden aynı haksızlığa karşı bir arada vicdani isyanı Hrant Dink cenazesi ve gittikçe saptırmalar olup, bunlarla bağlantılı azalmalar olsa da, hesap sorması Hrant Dink eylemlerinden beri en önemli içtimai direnişti Gezi Parkı tahakkümüne karşı eylem. Ama... Bir ama var, ilk iki günü sloganlar ve fiziki rahatsızlığımın da payıyla çok kısa süreler dahil olduğum bu eylemin seyredişinde, rahatsız olduğum noktalar da oldu. Bilişim teknolojisinin geldiği noktada çoktan geçebileceğimiz halde, geçmediğimiz Tercihli Vergi Sistemi ve Parlamentoyu lağv edecek, temsili değil doğrudan demokrasiye geçmediğimiz, geçmeyi zorlamadığımız aşikâr. Ama bu hakkımız için mücadele etmiyor oluşumuz, temsili hükümetin her tahakkümüne biat edeceğimiz manasına da gelmiyor.
 
Kamusal alanlar, o bölgenin insanının iradesi temsiliklik sarhoşluğuyla çiğnenip, en azından bölgesel bir referandumla iradelerine başvurulmadan, militarist bir tahakküm zihniyetiyle keyfi merkezi iradelere bırakılamaz. En azından eğitimi icabı Başbakan, Kur-an'ı çok önceden okumuş olmalı diyorum ama o mütemadiyen, Kur-an'ı ilk kez ve sadece, Hayrettin Karaman'ın Maun Suresi'ni tahrif edip sonsuz sermaye birikimini caiz gösteren, bedava dağıtılmış mealinden okumuş gibi davranıyor. Gezi Parkı İsyanı, şüphesiz hudutları kendisiyle menkul bir isyan, bence pek de uzun süre sonraya kalmadan, bıldır yediğimiz hurmalar olacak "hafifsenen" türcülük, ekoloji vb hassasiyetlerden mülhem bir isyan DEĞİL. Murat Belge'nin teferruatı ve belgeleriyle kitabında uzun uzun anlattığı TC'nin kuruluşundan itibaren forme olduğu ve vatandaşlarını forme ettiği militarizmin, AK Parti sürecinin bu döneminde sarih bir Başbakan diktatörlüğüne  dönüşmesi.  Tarih, dünya insan türü için hâlâ var olunabilir kalırsa, AK Parti dönemini "sonsuz ve pervasız TAMAH" olarak yazacaktır bence. 

 

Şahsın, yakınların ve cemaatin fütursuzca zenginleştirilmesine paralel, kamusal alana dair olan dahil diğer tüm insanların iradelerinin üzerine kurulan hesap vermeye tenezzül etmeyen tahakküm, bizim vergilerimizden peşkeş çekilen teşvikler, vergi af, imtiyaz, indirimleri... Benim iradem pervasızca hiçe sayılarak, vergilerimin bir bölümü mesela Başbakan'ın 3+ çocuk projesine teşvik ediliyor. Başbakan, üçüncü köprüye Yavuz Sultan Selim ismini verirken (ki isimler değiştirilebilir zamanla) sadece Suriye, Lübnan'daki kendisine karşı ciddi tepki geliştirmiş Hıristiyanlar, Şiiler, Dürzilere güç gösterisi yapmıyor, Başbakan'ın biat nüfusu korkusu da Yavuz Selim'e paralel, Yavuz da Anadolu’daki nüfusu az görüyor ve  Osmanlı ve diğer beyliklerdeki göçerlerin Şah İsmail'in peşine düşmelerinden büyük endişe duyuyordu. Yavuz coğrafya Kızılbaşlarını katletti, dönmeleştirdi, Şah İsmail ise merkezileşmemiş, kurumsallaşmamış bir inancı bir yerinde Şiilikle doktrinleştirerek başka bir halt yedi ya... Başbakan'ın Ortadoğu'da kapmaya çalıştığı yeni rol ve paralelindeki büyük dilime vitrin oluşturmak, "Daha Müslüman" olduğunu intibaını yaratmak için, çok haklı olabilecek alkollüyken işlenen suç fillerine karşı paraya dönüştürülemez daha ağır cezalar yasallaştırmak yerine, alkol satışını, kullanım mekanlarını vb sınırlandıracak yasal düzenlemeleri temsili çoğunluğunun gücüyle çıkartması.... 
 
Gezi Parkı direnişi, çok haklı başlamış, türevlerinin çoğalması gereken bir direniştir. Beklenmedik bir içtiami dinamik oluşturup genişlemesi de çok mühimdir. Ama başta iki eksiği vardır. Talebi ve Metodu! Aynı tahakküme karşı çıkan ama tektip olmayan bireylerin ortak direnişinin bir yere gidebilmesi için oldunun çok net tanımlanması, ideolojik çapaklarla herhangi bir büyük kimlik grubuyla alakalandırılmaması, alakalandırılamaması icap eder. (bkz. Ali Akay'ın "İdeolojisizleşme" makalesihttp://groups.yahoo.com/group/baris_icin_vicdani_red/message/9462) Evet hala sıcak süreçteyiz amatör Demirel Küçükaydın'ın tezleriyle hemfikir olmasam da önemli argümanlar barındıran peşpeşe yayınladığı makaleler gibi, direnişi ve içindeki var oluşumuzu tartışmamıza imkan veren efkar paylaşımları çok az maalesef. Ekseriyet partizanca bizim iradelerimizi aynı biçimde çiğnemekte beis görmeyen yazı kirliği, bu taze durumda dekadas ezberlerle bende bir şey söyledim diyen yazılar ve envai çeşit "temsili" mevcut teşkilatlı yapı genel başkan ya da yönetim kurulu bildirileri.
 
Yöntem! Çok önemli, bu coğrafyanın muhalefet anlayışı genelinde muhalefet ettiklerinin tekrarı olmuştur. Zamanında İdris Küçükömer ve Sabri Ülgener, daha sonraları Şerif Mardin bunu çok yazdı, başka bir pencereden yöntemsizliğimizi de, Doğan Ergün. Maalesef hala hem örgütleme, hem eylem biçimlerimizde, bireysel iradelerimizin çiğnenmesini temaülen normalleştiren, statükonun militarist yöntemini tekrar ediyoruz hala. Bugün bir arkadaşım, bir zihniyet değişimini vurgulamaya çalışarak, eylemcilerin tahrip ettiği bitkilerin yerine yeni bitkiler ektiğini söyledi, ben de ona "Daha önce yumruk atıp hiç bir şey yapmayan, şimdi yumruk attıktan sonra buz torbası koyuyorsa bu bir zihniyet değişimi değildir, en fazla kapitalizmin evrimiyle karşılık bir metafor kurulabilir bunda, zihniyet değişimi yumruk atmamaya ihtiyaç duymadığı, bunu yapabilirliğinin olmadığını idrak ettiği zaman gerçekleşir" dedim.
 
Eylemin ikinci önemli aşaması polis şiddeti ve buna tepkiydi. Emniyet de tıpkı Askeriye ve Yargı gibi insanlığın idealinde olmaması icap eden bir aygıt. Mevcut haliyle Emniyet Teşkilatı ve aktörleri bizim vergilerimizle var olan bir kurum ve onun meslek Erbaaları (!?). Biz onlara bizim güvenliğimizi sağlamaları için para ödüyoruz ama onlar, mevcut hukuku bile çiğneyerek bizim paralarımızla bizi dövüyor, sakatlıyor, hatta öldürüyor! Yaptıkları vahşetin müsebbibi sadece Başbakan, İçişleri Bakanı, Emniyet Genel Müdürü, İstanbul Emniyet Müdürü değildir. Bu emri verenlerin hepsi gerçekten sorgulanmalı ve hak ettikleri büyüklükte cezalandırılmalıdır. Ve ayrımcılığın iktisadi ana babası ya da anası işlememesi için, aldıkları cezalar kesinlikle paraya çevrilemez olmalıdır. Ama sadece onlar değil, hepsi neticede birer insan olduğu ve kendi akılları ve kalpleri olduğuna göre, en ufak şiddet cürümü işlemiş her bir polis memuru da aynı biçimde cezalandırılmalıdır. "Kamudan aldığım para karşılığı ifa etmekle yükümlü olduğum işin hudutları bu, bunun ötesini yapmam" diyememiş her polis cürüm işlemiştir. Haydi, Nispetince Vergimin Emniyet'e Giden Kadarını Ödemiyorum Kampanyasına!
 
Televizyon başında beni küfretmeye teşvik eden bir konuşmayı da Meclis'te Ertuğrul Kürkçü yaptı. Çok haklıydı, yapılanın hesabı verilmeliydi de, Sadece Sırrı Süreyya Önder mevzubahis edilince... Bir de adeta eski Yeşilçam'sa Aliye Rona'nın oynadığı tiplerin fallosentrik, militarist söylemi... Taksim Parkı'nda polis şiddetiyle yaralanan Sadece Sırrı Süreyya ve Ahmet Şık değil. Fikirleri ve niyetleri ne olursa olsun, fikir ve ifade özgürlüğü gaspına karşı desteklenmeleri gereken sadece Fazıl Say ve Sevan Nişanyan değil. Her bir mağdur, meslekleri, popülerlikleri, yaşları, cinsiyetleri, sınıfları, siyasetleri ne olursa olsun aynı TAM aynı kıymette mağduriyete uğramıştır. Bazılarına imtiyaz tanıyıp, hiyerarşi oluşturmak sapına kadar militarist bir zihniyettir.
 
Mecalim olursa, Yunanistan sokak direnişi, Stephen Heissel'n yeni "Küçük Kırmızı Kitap" ve izdüşümü haksızlıklara karşı yeni yöntemlerle şiddetsiz başkaldıran, İspanya eylemleri, Arap Baharı, Amerikan Parlementosu'nu banka yardımı kararını geri çekmeye mecbur eden direniş, Almanya Merkez Bankası'nın işgali, Central park ve Oakland direnişleri vb, eksiklikler, sapmalar, benzerlikler ve benzemezliklerle referans edeceğim bir yazı yazmaya çalışacağım cirmim kadar. Ölmez kalmaz, yazabilirsem paylaşırım.

 

"Yaratmak, direnmektir. Direnmek, yaratmaktır." Indignez-vous! - Aman dikkat! "üretmek" değil "yaratmak", ihtiyaç fazlası emek kutsanacak değil, aksine mevcut sistemin bekasına hizmetinden ötürü mücadele edilecek bir şeydir, ezberlerimize çatlak açalım bu hususta.
 

Devam edecek...

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.