21 Eylül 2018, Cuma

Üst Menu

Zeynep Tanbay: Türkiye devleti tarihiyle yüzleşmeli artık!

Zeynep Tanbay: Türkiye devleti tarihiyle yüzleşmeli artık!
Zeynep Tanbay: Kürtler yıllarca kimlik, eşitlik ve özgürlük mücadelesi verdiler, ama Osmanlı’dan Cumhuriyet’e haklarından mahrum bırakıldılar, katliam ve zulüm gördüler. Bugün bu iktidar barış sürecini başlatarak, bu adaletsizliğe son verme kararını da almış oluyor, bu nedenle bu kararın sorumluluklarını sonuna kadar yerine getirmekle görevli.
07 Haziran 2013
-A +A
''Çözüm Sürecindeki Türkiye ve Kader Birliği'' Yazı Dizisi
 
Hazırlayan: Behmen Doğu
 
Binlerce insanın yaşamına mal olan bir iç savaş nihayet bitiyor.
 
PKK ve devlet arasında 30 yılı aşkın süredir devam eden düşük yoğunluklu savaş Abdullah Öcalan’ın Diyarbakır Newroz’unda yaptığı çağrıyla sona erdi.
PKK, liderinin çağrısına önce ateşkes sonra da geri çekilme ile olumlu yanıt verirken Hükümet de Akil insanlar projesiyle çözüm sürecinin ilerlemesi için destek sundu.
Hükümet, geri çekilen PKK gerillaları ile bir temas/çatışma yaşanmaması için son derece dikkatli davrandı. Aylardır bir can kaybının yaşanmaması, Ak Parti ve BDP’li politikacıların çözüm sürecine uygun tavır takınmaları toplumda kalıcı bir barış adına umut ve heyecanla takip edilmekte. Hür Bakış internet gazetesi olarak, içinde bulunduğumuz Çözüm sürecini, Akil insanlar projesini, PKK’yi, anadil hakkını ve yapılması düşünülen yeni anayasayı konuklarımıza sorduk. ‘’Çözüm sürecindeki Türkiye ve kader birliği’’ yazı dizimizin barışa, çözüm sürecine katkı sunması dileğiyle…
 
Zeynep TANBAY
  Zeynep Tanbay - Sanatçı
 
Çözüm sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Bugün en nihayet, çatışmalı süreçlerden demokratik çözüme geçmeye çalıştığımız ‘barış süreci’ni yaşıyoruz. Çok değerli bir hazine gibi bakmalıyız bu sürece ve sonuna dek yaşatmalıyız. 
Şu an barış sürecinin çok önemli bir aşamasındayız: Tam 3 aydır operasyonlarda kimse ölmedi. Çatışmaların sona erme aşaması, yıllardır tekrarlanmaktan anlamını yitiren “artık analar ağlamasın” cümlesini gerçeğe dönüştürdü. Sadece bu sonuç bile barışa destek vermek için yeterli. Bu çatışmasızlık ve ölümlerin durmasının huzuruyla barış süreci kamuoyunda böylesine büyük destek buldu.
Kısacası, şu çatışmasızlık ve diyalog aşamasında ‘’ama’’sız, ‘’fakat’’sız, sonuna kadar destek gerekiyor. Kimsenin ölmediği, kimsenin öldürmek mecburiyetinde kalmadığı bu süreç o yüzden çok değerli.
 
 
Tüm “kaygılılara” düşen görev: 2. aşamaya gelindiğinde, yani artık silahların tamamen ortadan kalkıp, siyasetin harekete geçtiği aşamada; yeni anayasanın şekillenmesi, hakikat ve yüzleşme komisyonlarının oluşumu, adaletin tescil etmediği devlet yönetimleri tarafından işlenmiş faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar ve inkâr edilen katliamların aydınlığa çıkması için verilecek mücadelede yer almak olmalı. Yani ilk aşama olan müzakere sürecini susup desteklemek, ikinci aşama olan demokratik çözümde sonuna kadar konuşmak.
 
 
Akil insanlar projesi’nin çözüm sürecine etkisi nedir sizce?
 
Akil insanlar fikri çok olumlu bir karardı ve sonuçları da çok olumlu oldu. Çok değişik alandan ve fikirlerden bir araya gelen bu insanlar ortak bir zeminde, neden barış olmalı, fikriyatında buluştular. Farklı kimlik ve siyasi fikirlerine rağmen, barış sürecini anlatmaya çalışan ve yurttaşı dinlemeye, rapor hazırlayıp başbakana iletmeye hazır olan bu ekip, her seferinde aynı marjinal grupların güçsüz protestoları dışında, kamuoyunda da çok olumlu karşılandı. Türkiye’nin dört bir yanında insanlar beklentilerini ve barış taleplerini dile getirdiler ve bu söylemlerinin direkt başbakana iletileceğini bilmek yurttaşta barışa katkı vermenin bilincini yaratırken, sürece de güven oluşturdu. Böyle zor ve yorucu bir görevi üstlenmelerinden dolayı yurttaş olarak akil insanların her birine çok teşekkür ediyorum. 
 
 
PKK silahları ebediyen nasıl gömebilir, bunla ilgili PKK ve devlete düşen sorumluluklar nelerdir?
 
PKK’nin silahlarını ebediyen bırakması, Abdullah Öcalan’ın da Newroz’daki barış mesajında ifade ettiği gibi, artık silahlı mücadele devrinin bitmesi ve siyasi mücadeleye geçilmesinin kararında yatıyor. Kürtler yıllarca kimlik, eşitlik ve özgürlük mücadelesi verdiler, ama Osmanlı’dan Cumhuriyet’e haklarından mahrum bırakıldılar, katliam ve zulüm gördüler. Bugün bu iktidar barış sürecini başlatarak, bu adaletsizliğe son verme kararını da almış oluyor, bu nedenle bu kararın sorumluluklarını sonuna kadar yerine getirmekle görevli. 
 
Bir toplumun haklarını talep etmesinden ve bir devletin bu hakları yok saymasından 30 yıllık bir savaş doğdu ve 40 bin insanın ölümüne neden oldu. Bu topraklar birçok katliam, inkâr ve adaletsizlik yaşadı. Bunlarla yüzleşmemek, temel hakları inkâr etmek artık Türkiye toplumunun 21. yüzyılda kabullenebileceği bir durum değil. 
Tüm demokratik taleplerin verilmesi, eşit yurttaşlık, özgürlük devletin sorumluluğunda ve bunların yerine gelmeyeceği bir Türkiye asla istediği noktaya ulaşamaz, uluslararası kamuoyunda asla kendine yer edinemez, asla huzura kavuşamaz.
 
 
Ayrıca devlet, adaletin tescil etmediği tüm faili meçhul cinayetler için yargı süreci başlatılmalı, Cumartesi Anneleri’nin kayıpları, Roboskî katliamının failleri, Hrant’ın, Sevag’ın, Uğur Kaymazların katilleri devletin karanlık dehlizlerinden çıkartılmalı.
Ermeni soykırımının 100. yıldönümüne gelinirken, Türkiye Cumhuriyeti devleti artık tarihiyle yüzleşmeli ve özür dilemeli.
Devletin sivil yurttaşına yaptığı tüm katliam ve cinayetlerle yüzleşmek, yıllardır olmayan adaleti terazisine oturtmak ve resmî olarak özür dilemek artık demokratik çözümün olmazsa olmazıdır.
 
 
Kürtlerin anadilde eğitim talebi hakkında ne düşünüyorsunuz?
 
Anadilde eğitim talebini destekliyorum. Her birey kendi dilinde eğitim, öğretim 
hakkına sahip olmadır. Anadilinde kendi ifade edebilmek, insanın en büyük hak ve özgürlüklerinden biridir.    
 
 
Kalıcı bir barış ve huzur ortamı için nasıl bir anayasa yapılmalı?
 
Yeni anayasada mutlak eşitlik, mutlak özgürlük olmalı, tersi barışa engel olur. 30 yıldır talep edilen hakların, talep edilmeden zaten her yurttaş için eşit şekilde olması gereken temel insan hakları olduğu, toplumun bilincine yerleşti artık. Bu gerçeğe daha fazla sırt çevrilemez.
 
-Yeni anayasada yapılacak en büyük değişiklik, toplumun tüm kesimlerini ve bireylerin hak ve özgürlüklerini kapsaması olacaktır.
 
-Eşitliği ve çoğulculuğu temel alarak, hukuka ve demokrasiye değer veren bir anayasa olmalı. 
 
-Hukuka değer veren bir anayasa güçler ayrılığını ve yargının bağımsızlığını garanti altına almalı.
 
-Yurttaşın devletin kölesi değil, devletin yurttaşa hizmet ettiği bir sistemde, dil, din, ırk, cinsiyet ayrımı olmayan, herkesin eşit yurttaş haklarına sahip olduğu, özgürlükçü, çoğulcu, demokratik bir yaşamı hedefleyen bir yeni anayasa yapmalı.
 
-Tek tipe değil, çok çeşitliliğe yer vermeli. ‘Tek millet, tek bayrak, tek devlet’ değil, birçok milletlerin,  bayrakların, dillerin, dinlerin, ırkların yaşadığı bir devleti benimsemeli. 
 
-Ve bir başka büyük değişiklik ‘azınlık hakları’nda olmalı: azınlık hakkı diye bir zihniyet ve ifade taşımamalı yeni anayasa. Toplumun her kesimi ve her bireyi eşit hakka sahip olduğunda, azınlık hakkı diye bir kavrama gerek kalmayacaktır.

 

Yazı Dizisi 1.Gün: İsmail Beşikçi

Yazı Dizisi 1.Gün: Ömer Faruk Gergerlioğlu

Yazı Dizisi 2.Gün: Vahap Coşkun

Yazı Dizisi 2.Gün: İlkay Akkaya

Yazı Dizisi 3.Gün: Hasan Kaya 

Yazı Dizisi 3.Gün: Erol Göka 

Yazı Dizisi 4.Gün: Meral Danış Beştaş

Yazı Dizisi 4.Gün: Şener Aktürk

Yazı Dizisi 5.Gün: Fazıl Hüsnü Erdem 

Yazı Dizisi 5.Gün: Zeynep Tanbay 

Yazı Dizisi 6.Gün: Seher Akçınar

Yazı Dizisi 6.Gün: Maya Arakon